Bridgerton: Aşklar, Bekleyişler ve Mucizeler

Bridgerton: Aşklar, Bekleyişler ve Mucizeler
“Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil…“

Cemal Süreya, Üvercinka

Bazı hikayeler vardır, içimizin bahçelerinde çiçeklenir. Bazen aklımıza bir şiiri getirir, bazen dilimizden hiç düşmeyen bir şarkı olur. Bridgerton’un yeni sezonunu, çiçeği tam burnunda yeni çiftini izlerken aklıma ve dilime hemen Cemal Süreya’nın Üvercinka şiiri düştü, dizinin içindeki aşk, aşka eşlik eden manzaralar ve her karakterin kendi heybesinde taşıdığı bambaşka duygular bir şiir olsa kesinlikle o Üvercinka olurdu. Ben de aklımda hikâyeden kalanlarla, dilimde Üvercinka’yla, aldım kalemi elime, başladım yazmaya…

Mayfair yine bıraktığımız gibi karşılıyor bizi. Yeşilin bin bir tonunun arasında açan mor sümbüllerle, ağızlarında en taze dedikodularla, ellerinde Lady Whistledown’un yeni yazısıyla parklara, caddelere doluşan yer yer şık çoğu zaman avam cemiyet üyeleriyle, sezona merhaba derken, kendimizi yeni sezonun ilk davetinde Violet Bridgerton’un maskeli balosunda buluyoruz.

Bridgerton’un olay örgüsünde her sezon sekiz kardeşten birinin hikayesi işleniyor. Ailenin birçok üyesi bize ara sıra göz kırparken ana planda işlenen karakter ve onun evlilik süreci oluyor. Bu sezonun baş karakteri ikinci oğul Benedict Bridgerton ve onun adeta masallardan çıkıp gelen gizemli kadını Sophie Baek’ti ve bu iki karakterin maskelerin arkasında başlayan o karşı konulamaz çekimlerini seyirci kesinlikle daha ilk bölümden hissetti.

Benedict Bridgerton, kendi duygularından, yaşamın iniş çıkışlarından her daim kaçmayı başarmış, kendini tualindeki renklere ve o renklerle anlattığı manzaralara adamış bir ressam. Bin sekiz yüzlü yıllarda Londra’da sanatla uğraşan, elinden kitap düşmeyen erkeklere pek ciddi gözle bakılmıyordu. Onlar hem uçarı hem de zamparaydı, görevler ve sorumluluklar onların kapısını çalmaz, onları teğet geçer dururdu. Benedict için de hep böyle olmuştu, abisi aileyi yönetir, o bir adım geride dururdu ya da belki  o da böyle olmaya alışmıştı ama bu sanat gruplarıyla bunca zamanı tüketmek Benedict’i de git gide tüketiyordu. Belki de o da artık başka manzaraları değil, kendi yüreğinin manzaralarını resmetmek, kök salmak, ait olmak istiyordu. İşte tam da bu duygularla yanıp tutuşurken girdi Sophie Baek hayatına, onun kim olduğunu bilmiyordu, bildiği tek şey onun gözlerinde daha önce kimsede görmediği yansımalar gördüğüydü. Hani deriz ya aradığın da seni aramakta diye Sophie için de durum aynıydı. Yıllardır beklediği mucize bir baloda, onca kalabalığın arasında karşısına çıkmıştı. Kader bazen ağlarını güzel şeyler için de örebiliyordu.

Sophie, annesiz başladığı hayatına babasıyla mutlu mesut devam ederken, üvey annesinin ve kardeşlerinin karanlık gölgeleri bu mutluluğun tam üzerine düşer, babasının kaybıyla Sophie büyüdüğü evde birden hizmetçi olur ve kurduğu tüm düşler elinden alınır. Aslında bir sıfatı bir soyu bir varlığı vardır ama üvey annesi Araminta onu sadece bir hizmetçi olduğuna inandırır ta ki Benedict Bridgerton ile tanışana kadar. Benedict, Sophie’ye yepyeni düşler kurdurmayı başarır.

Sezonun bu çifti geride bıraktığımız çiftlerden biraz farklı zira onların yolları daha zorlu. Çünkü Bridgerton ailesi belli unvanlara ve değerlere sahip. Dönemin rütbe sıralaması; kral, kraliçe, prens, prenses, dük, marki, kont, vikont, baron olarak giderken Bridgerton ailesi hem vikontluk hem de ladylik gibi unvanlara sahipler ve bu unvandaki bir ailenin kesinlikle kendi denginde biriyle evlenmesi gerekiyor, alt tabakayla yapılan evliliklerde bütün cemiyet bir anda size sırtını dönebiliyor hatta sizi Mayfair’in soy haritasından bir anda silebiliyor. Benedict Bridgerton da bunun farkında ama yüreğe çoğu zaman söz geçmiyor. Sophie’nin hiç batmayan bir güneş gibi hayatında parlamasına asla kayıtsız kalamıyor, gittiği her yerde onu görüyor, her kapıyı o açsın, her güzel tesadüfü onunla olsun istiyor.

Sezona can suyu olan Son Söz Aşkın kitabında da yoğun olarak işlenen alt tabakaya ve onların sorunlarına sıkça gözünü kapatan cemiyet kendini büyük bir hizmetçi kaosunun tam içinde buluyor. Hiçbir şeye ses çıkarmayan hizmetçiler, bu cepleri dolu yürekleri boş işverenler yüzünden artık isyan bayrağını çekiyor ve biz de varız nidaları daha yüksek çıkmaya başlıyor. Bence bu sezonun en can alıcı noktalarından biri de buydu. Zira filler böyle hoyratça tepinirken ezilenler hep çimenler olmasın artık!

Ve tabi ki açığa çıkmayı bekleyen duygular… Bu sezonun yoğun olarak hissedilen diğer bir tarafı, sessiz gördüğümüz birçok karakterin artık göğsünü gere gere kendi duygularıyla yüzleşebilmesiydi. Francesca Bridgerton’un doğru evlilikte miyim yüzleşmesi, Eloise’nin etrafına ördüğü kalın duvarların altında ezilmesi ve sevgi dolu annemiz Violet’in artık biraz kendi mutluluğunu da düşünmeye başlaması bize gelecek sezonlarda bu karakterler üzerinden  farklı pencereler açılacağına dair güçlü işaretler oldu.

Sophie’yi ve Benedict’i her gün giderek artan aşklarının ve cemiyet kurallarının arasında sıkışmış kalmış olarak bırakırken, bakalım gelecek bölümlerde vuslat mı olacak yoksa hasret mi? Ben, şiirlerim ve gözlemlerim bu çiftin sonunu anlatmak için yine burada olacağız, takipte kalınız…
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER