Görmeyi biliyorsan 'Bir Başkadır'

Görmeyi biliyorsan 'Bir Başkadır'
Aç gözünü... Otobüstesin, tutunduğun demir yüzünden ıslanmış avcunun içi, saç diplerin terlemiş, tek elin çantanı kavramış. Kalabalıkta yarım kişilik yer açabilmişsin kendine, tek derdin düşmeden inebilmek bir an önce. Bir an geliyor, burnunda portakallı kek kokusu, kızıl saçlı bir adamın hayali gözlerine doluyor. Üç kişilik kanepesinde onun yanında oturmak nasıl olurdu acaba? Senin de saçlarını okşar mıydı, oradan hafifçe omzuna dokunarak gülümser miydi acaba? Onunla uyanmak...İçin geçiyor, bayılacak gibi oluyorsun. “Tövbe tövbe!” Tövbe de, geçsin çabuk. Çocuklar bekler seni, daha börek açacaksın, kıymayı da kavurdun mu, mis gibi! Kavrulmuş kıymayı düşününce portakallı kek de, gri minderli yumuşacık kanepe de kayboluyor. Geldin işte durağına, in çabuk, bekletme çocuğu okulun önünde.

Aç gözünü...Kollarında, bacaklarında hafif bir sızlama, işte en sevdiğin an. “Savasana!” Bir emir gibi, duyduğun an yerle yeksan olup, yoga matına gömülürsün. Gevşemek mümkün mü hiç? Derinlerde bir yerde, başka bir kadın var, biliyorsun. O senin gibi gülmez, senin okuduklarına burun kıvırır, istedi mi ağlar, sevmedi mi söyler, çocuk gibi merak eder. Bir yere saklandı o, yıllardır sobeleyemedin bir türlü. Peru’da aradın onu, palo santo tütsüleri yaktın kapıları kilitleyip, şamanların peşine düştün ama göstermedi yüzünü işte. Belki bir gün, bir savasana anında, yine çıkar ortaya. Bir de bakmışsın, derine gömdüğün o kadın da gizlemiş işte saçlarını, ama içi, yüreği hep dökülmüş ortaya. Gülüşü gerçek, ağlaması sahici...Yüzüne baktın mı, tüm duyguları orada işte, gözlerinden okursun içini.

Aç gözünü...Uzanmışsın kanepene. Spordan sonra bol proteinli bir shake, yarasın kaslarına. Ev tertemiz, bal dök yala. İğrenç portakal kokusu sinmiş mutfağa, karnın aç olsa da, yenmez şimdi o böreklerin, keklerin hiçbiri. Portakaldan kek mi olurmuş hem? Çin mi söylesen, İtalyan mı? Tek başına da yenmez ki şimdi. Melisa gelir mi, bir yoklasan? Gülbin’le bozuk ayrılmıştınız, ama o seni çekiştirdiği kızlardan zayıf olanı, kimdi o? Numarasını bulmak zor şimdi, en iyisi eski defterleri açmak. Şu köylü kızın gözleri...Eşarbını koklamıştın da, neydi o koku? Parfüm değil, ter de değil. Ne kokar ki böyle?

Hala izliyor musun? Aç gözünü...Dünyaya hoş geldin!

Berkun Oya’nın yazıp yönettiği “Bir Başkadır” sekiz bölümlük bir mini dizi. Yayınlanmadan önce hakkında nerdeyse hiçbir yazının yazılmadığı, doğru düzgün reklamı bile yapılmamış bir dizinin günlerdir sosyal medyada konuşulması, ilk bölümü izledikten sonra sezonu bir çırpıda bitirmemenin imkânsız olması tesadüf değil. Üzerine düşünülmüş, her bir karesine emek verilmiş bir iş olduğu daha ilk sahneyle ortaya çıkıyor. Dizinin yaratıcı yapımcıları Berkun Oya ve Ali Farkhonde. Nuri Bilge Ceylan filmlerini anımsatan görüntülerin ardından özellikle görüntü yönetmenini merak ettim, Yağız Yavru görüntü yönetmenliğinde, Ali Aga ise kurguda diziyi bulunduğu yere taşıyor.

Berkun Oya imzalı “Güzel Şeyler Bizim Tarafta” oyunuyla adını ilk kez duyduğum Öykü Karayel’in ikinci kez doğduğunu söylemek mümkün; dizide belirgin bir başrol olmasa da, olaylar Öykü Karayel’in canlandırdığı Meryem’in etrafında gelişiyor. Meryem, ağabeyi, depresyon ile boğuşan yengesi ve iki yeğeniyle yaşayan, evlere temizliğe giden, yaşadığı bayılma problemi yüzünden yolu psikiyatriste düşen bir kız. Televizyonda görmeye alıştığımız rahat terapi koltukları yerine devlet hastanesinin buz gibi sandalyesinde ecel terleri döken Meryem’in karşısında aynı soğuklukta bir psikiyatrist, modern dünyanın ruhsuzlaşmış yüzlerinden biri, Peri oturuyor. Defne Kayalar, ki kendisini hem Med Cezir’den, hem Berkun Oya’nın son oyunu “Dünyada Karşılaşmış Gibi”den hatırlıyoruz, Peri ile karşımıza çıkıyor. Meryem ve Peri’nin terapi odasındaki karşılaşmalarıyla hem hiçbir aksiyonu olmayan bir hikâye, hem de her bölümü bir solukta izlenen bir temponun içine düşüyoruz. Meryem’in geldiği dünyada dertler camii hocalarına danışılıyor, her gece “total seyirci” için çekilen diziler izleniyor. Peri’nin dünyasında camii hocası yerine yogaya, tütsülere, şamanlara yer var. Peri’nin geçmeyen iç sıkıntısına psikolog arkadaşıyla girdiği süpervizyon seansları da derman olamıyor, Peri yıllardır yalnız ve daralıyor. Klasik “muhafazakâr-modern çatışması” gibi görünse de, hikâyede ilerledikçe bu çatışmanın ötesinde bir yerlere geçme şansına erişiyoruz; hiçbir yargının kabul edilmediği, gerçeğin olduğu gibi sunulduğu, tamamlanmayan cümlelerin, söze dökülmeyen mimiklerin çok şey anlattığı sekiz bölümlük bir yere düşüyor yolumuz.

Meryem ve Peri’den yola çıkan hikâye, başarılı oyunculuklar geçidi aynı zamanda; Fatih Artman, Funda Eryiğit, Bige Önal, Settar Tanrıöğen, Tülin Özen, Alican Yücesoy bir çırpıda sayabildiklerim. Taner Birsel, Nur Sürer, Öner Erkan dizinin küçük sürprizleri. Bu noktada dizinin düştüğü tek hatayı anımsıyorum aslında, Taner Birsel ve Nur Sürer’in canlandırdığı, Yılmaz Özdil hayranı, Halk TV izleyen seküler çiftin karikatürize havası beni bir anlığına dizinin yarattığı atmosferin dışına çıkarıyor. Sahnenin fazla uzamaması, bölümün genel etkisinin ağır basması nedeniyle bu küçük karikatürü çabuk unutuyorum neyse ki.

İlk iki bölümün sonunda çıkış kapısını Ferdi Özbeğen gösteriyor. Ferdi Özbeğen’i bilirdim, ama hakkını vererek hiç dinlememiştim. Ferdi Özbeğen’in konser görüntülerini izlerken yaşımın yetmediği o günlerin içinde buldum kendimi; tanık olmadığım zamanları özleyişime hayret ettim. Bir de küçük beyin egzersizi; Ferdi Özbeğen görüntülerinin sadece hoş bir şarkı için seçilmediğine, görünenin ötesine geçip hikayesini anlamak gerektiğine eminim.

Şanslıysanız, izlediğiniz bir dizide sahnenin içinde bulursunuz kendinizi. O adam, işte o kadın ve siz. Mutfağın bir köşesinden dahil olursunuz, kokular gelir burnunuza. Ama eğer çok şanslıysanız, Berkun Oya yapımı bir dizi izlersiniz bir gün ve gerçekliği öyle sızlatır ki içinizi, gözleriniz dolar. “Bir Başkadır”, buraların ve bu zamanların öyküsü. Gerçeği görmeye, insanların cilalayıp sunduğu yüzlerinin gerisinde kalan gerçekliğe hasret kaldığımız günlerde, pandemi yüzünden gözümüz yollarda beklediğimiz aşı gibi gelen bir dizi. İyi ki yapılmış, iyi ki izlemişiz. Gören gözüne ve anlatan diline sağlık herkesin!



BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER