Adı Efsane: Siz yine de incelikli davranın…

Adı Efsane: Siz yine de incelikli davranın…
Ef-sa-ne!

Nereden başlasam, nasıl toparlasam bilmiyorum. Malum, Adı Efsane bir yol ayrımına girdi ve yoluna çok eksikle, değişikliklerle devam etti.

Erdal Beşikçioğlu, Rojda Demirer, Gökçe Bahadır, Reha Özcan, Almila Ada gibi isimler diziden ayrılırken kadroya Şenay Gürler, Ferit Kaya, Simay Barlas eklendi. Tabii değişiklikler bununla sınırlı kalmadı, Yönetmen Devrim Yalçın da ayrıldı ve rejide birkaç değişiklik görüldü. Hepsinden önemlisi yazar ekibi değişti. Beni en çok etkileyen kısım ise sonuncusu oldu. İzleyen olarak, odağım her zaman hikayedir ve karakterler. Oyuncular değişir, teknik ekip değişir ama bir dizinin yönetmeni ve yazar ekibi değişiyorsa işi zor demektir. Adı Efsane’nin de işi çok zor, yine de umudu elden bırakmamak gerekir.

Kişisel görüşüm yirmi bölümlük ef-sa-ne bir iş olarak bitmesinden yanaydı esasında. Çok güzel karakterler, çok derin ilişkiler barındıran, gerçekçi kısmını elden düşürmeyen, iç ısıtan bir dokusu olan nadir bir işti, ilk yirmi bölüm itibariyle. Bitseydi de yıllar sonra bir sabah aklıma düştüğünde, ne güzeldi, deyip açıp izleseydim. Bitseydi de her biriyle tek tek bağ kurduğum karakterlerin değişimlerini görmeseydim. Ama bitmedi. Böylesi uygun görünmüş. Ben bir izleyen olarak ‘final’ yazısını görene kadar yerimden ayrılmam çünkü gönül bağım var. Çünkü tayfa her şeye rağmen çok güzel…

Başta belirttim ya nereden başlasam bilmiyorum, geldiği gibi döküyorum içimi sonra hep birlikte toparlayalım olur mu?

Aklıma çok şey takıldı, çok şeye kırıldım. Evet, evet insan dizilerin işlenişlerine de kırılır. En azından ben kırılıyorum. Çünkü emek var çünkü karakterler de aslında gerçek.

Ali gerçek, Fiko gerçek, Hakan gerçek, Sadık gerçek… Oradalar,  ben görüyorum, hissediyorum. Kağıt üzerinde birkaç cümle değil onlar, onlar var. Bu sebeple kırgınım. Ali Mercan’a ‘yavrum’ demedi diye kırgınım. Fiko durduk yere herkese surat astı diye kırgınım. Hakan’ın Melis’e daha önce hiç un kurabiyesi aldığını görmemize kırgınım. Ali’nin Hakan’a bekletti diye bağırmasına kırgınım. Sadık’ın hiç ‘günah’ dememesine kırgınım. Çiler’in Fiko’yu arayacak kadar samimi olmalarını görmediğimize kırgınım.

Yazar ekibi değişti evet, bu çok sarsıcı bir değişim aslında. Hem oynayan, hem çeken, hem de izleyen için. Bu sarsıntıyı en aza indirmek için de var olan bölümleri bilmek ve karakterleri tanımak gerektiğini düşünüyorum. Bazı kesin çizgiler vardır izleyen atlamaz. Belki yazan unutur -ki unutmaması gerekir bence- ama izleyen kişi asla unutmaz. Karakterleri iyi çözümlemek gerektiğine inanıyorum izleyen, hele de bunu bir tutku halinde yapan kişiler karakterlerin kişilik özelliklerindeki değişimleri kolay sindiremezler. Mesela dün bölüm boyunca ben ‘Fiko bunu yapmaz’ dedim. Çünkü biliyorum, yirmi bölüm boyunca hayatına konuk oldum Fikret Yurdakul’un. Fiko kan kaybından ölüyor olsa, düşünme yetisini kaybediyor olsa Hakan’a ‘poz kesiyorsun’ demez. Aga, boş ver sen kazandın çıkart tadını biz de bakalım yolumuza, der. Üzülür ama Hakan’ın sevincini bölmez. Ali, Mercan ile konuştuğunda araya minik bir ‘yavrum’ sıkıştırır. Sadık arkadaşlarını korur, kollar, onların vicdanı olur. Hakan takımı bölmez, bırakmaz ama bunu mantıksız da yapmaz. Fiko bulduğu ilk ‘karanlık’ işe atlamaz, hele Hakan uyarıyorsa asla atlamaz.

İkinci devre dendi, paralel evren değil. Karakter üzerinde bu denli köklü değişikler pat diye olmaz, yumuşak geçişler ile belki izleyen kabul eder ama bir bölümde bunca değişiklik herkesi rahatsız eder.

Yeni başlangıçlar yeni yollar derken diğerlerinin seçilemediği takımdan Hakan da atıldı. Bu bana tek bir şey düşündürüyor, artık basketbol yok mu?

Yeni bir koç gelmedi, zaten yaz tatiline de girildi. Bundan sonraki kısım Adı Efsane: Tayfa geçim derdinde, mi olacak?

Gülsüm Hakan’a kahveyi sen işlet dedi, Ozan eve yerleşti, Fiko uçurumdan döndü ama tekrar yaklaşmayacağı kesin değil, Sadık ve Ali iş aramak zorunda görünüyor, e bir de Hakan’ların evine icra geldi.

17 yaş için bunca yük, bunca der ne kadar fazla oysa. Altından kalkıyorlarmış gibi göründüklerinden hiç durup düşünmüyoruz üstüne, bir baksak çevremizdeki o yaşta olan insanlara göreceğiz uçurumu. Evet, erken büyümek zorunda olan gençler bunlar ama bu kadar da fazla değil mi?

Umarım dizinin ikinci devresini tasarlanırken basketbolu bir kenara atılmamıştır. Takım olmak, bir bütün olmak, kardeş olmak… Bunlar Adı Efsane’yi sevdiren en önemli unsurlardı.

Fiko’nun atlamak üzere olduğu duvara Hakan yaklaştığında ‘yaklaşma, burası çok yüksek, allah korusun’ demesiydi bunca zaman sevilen. Hakan’ın asla bencil olmayışı, kendinden önce kardeşlerini düşünmesiydi. Ali’nin hep en doğru lafı en doğru anda söyleyişleri, bazen Fiko ve Hakan arasında köprü oluşlarıydı. Sadık’ın tayfanın vicdanı oluşu, bir çocuk masumluğunda olmasıydı.

Saf ve temiz ilişkiler bu kadar mı yer bulamıyor ekranda? İlla karanlık işler ve kötülükler mi girmeli hikayeye? Fiko düşman mı olacak 10 yıldır sevdiği kadının onu sevdiğinde bile düşman olmadığı kardeşine? İnanacak mıyız biz buna, evet kardeşlik zedelendi mi diyeceğiz? Ali durduk yere bağıracak Hakan’a, bir bildiği vardır ya da işi çıkmıştır demeden sert çıkışacak ve biz buna inanacak mıyız?

Minicik detaylar gibi görünen her şey kocaman aslında, keşke önemsense. İncelikli davranılsa.

Ben o mahallenin içini biliyorum, ben tayfayı ve çevresindeki insanları tanıyorum. Onlar var. Fiko var, Hakan var, Sadık var, Ali var… Mercan var, Sibel var, Çiler var. Üstelik onlarla bugün de tanışmadık, aylar oldu. Biliyoruz kim olduklarını, tanıyoruz onları. Yeni yazar ekibinden tek bir ricam var, incelikli davranın. Lütfen. 

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER