Dokunmayın çocuklara, rahat bırakın!

Dokunmayın çocuklara, rahat bırakın!
Anne dizisini ilk bölümünden beri her hafta izliyorum. Güzel senaryo, akıcı olaylar. Cansu Dere’yi çok severim, Beren Gökyıldız’ı zaten izledikçe izleyesim ve en iyi arkadaşı olasım geliyor. Hepsi tamam, ama diyeceğim bunlardan hiç biri değil. Dört bölümü geride bırakmamıza rağmen ben ilk haftanın bünyemde yarattığı tahribatı hâlâ atamadım. Melek’in çöp poşetiyle sokağa bırakılmasıyla zirve yapan işkenceler serisinden bahsediyorum.

Dayağın her türünü, işkencenin bin çeşidini gören küçük Melek’in yaşadığı bir an vardı ki evladının gördüğü onca zulme kılı kıpırdamayan ya da umurunda değilmiş gibi yapan annesini bile delirtmişti. Annesinin sevgilisi olan adamın evdeki rujlardan birini Melek'e zorla sürdürüp ona ‘alıcı’ gözle baktığı o sahne içimi öyle bir ürpertti ki nereye baksam gitmiyor gözümün önünden. Annesinin kızının yaşayacaklarına bir de taciz eklendiğini frak ettiği/ anladığı an çıldırması, sonunda onu çöp poşetinde kapının önüne bile koymaya razı olması da hep bundandı.

Beren Gökyıldız o küçücük yaşına rağmen öyle etkileyici bir performans sergiledi ki bu sahnede, ‘Oynarken psikolojisi nasıldı acaba?’ diye geçti aklımdan ilk izlediğimde. Sonra binlerce çocuk tarafından bu sahnelerin tamamen gerçeğinin her gün yaşandığı bir dünyada bunu merak ettiğim için kızdım kendime. Zaten bu sahneyi de bu kadar etkileyici yapan sadece orada gördüklerimiz değil, oraya bakarken aklımızdan geçenler, okuduğumuz haberler, duyduğumuzda insanlığımızdan utandığımız, tüm gezegen birdenbire yansa da bitse istediğimiz çocuk tecavüzleriydi. Keşke bu sahneye uzaydan gelmiş gibi bakabilseydik, keşke orada ne anlatıldığı hakkında en ufak bir fikrimiz bile olmasaydı, keşke ‘Ne diyor bunlar ya, yok artık?’ diyebilseydik. Diyemiyoruz işte, utançtan ve üzüntüden kendimi kesmek istesem de diyemiyoruz. O kadar aşinayız ki orada anlatılan şeye, her seferinde paramparça olsak da itiraf etmeliyiz ki o kadar alışığız ki izlediklerimize.

Neye inanırsak inanalım şu dünyada üzerinde kayıtsız şartsız birlik olabileceğimiz belki de tek konu çocukların her konuda refahı, öyle olmalı. Tacize, tecavüze uğrayan, ailesi tarafından susturulan, derdini kimselere anlatamayan, korkudan ne yapacağını bilemeyen ve yaşadıklarına mahkûm tek bir çocuk bile varsa dünyada, bunun kaderi olmadığını bilmesi için elimizden ne geliyorsa yapmalıyız. Yapmıyorsak suçluyuz. Her çocuk yeşermeyi sonsuza kadar hak eden bir  umut. Her çocuk apayrı bir dünya.  Çok yaşasınlar, hep iyi olsunlar.  


BUNLARI DA SEVERSİN

DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 70
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 55
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 38
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 55
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 35
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER