Şeref Meselesi karakterlerine "merhaba" deyin

Şeref Meselesi karakterlerine
Şeref Meselesi uzun bekleyişlerin ardından 23 Kasım Pazar günü, Kanal D ekranlarında yerini almaya hazırlanıyor. Urfalıyam Ezelden dizisinin Star TV'ye geçişiyle gözler pazar gününü devralacak olan Şeref Meselesi'ne çevrildi. Enteresan tanıtım taktikleri yapılmakta.. Kanal D'nin sevilen dizisi Ulan İstanbul ve Şeref Meselesi karakterleri buluşacak. 17 Kasım Pazartesi günü yayınlanacak Ulan İstanbul bölümünde Yiğit Kılıç (Kerem Bürsin) ve Emir Kılıç (Şükrü Özyıldız) kardeşlerin, çetemizle yolları bir şekilde kesişecek gibi görünüyor. Türkiye'de iki ayrı dizinin iç içe geçmesi benzeri görülmemiş iş değil fakat henüz başlamamış bir dizinin karakterleri sanırım ilk kez bir başka dizinin içinde görülecek. Ulan İstanbul'a bayıldığım için bu fikir kulağa harika geliyor.
Bu büyük buluşmayı. heyecanla bekliyorum.

 Dikkat bu fotoğraf karesi aşırı doz karizmatik adam barındırmaktadır!

Kanal D, Şeref Meselesi için orijinal tanıtım fikirleri sadece iki dizi karakterlerini buluşturmaktan ibaret değil. Karakterlerin kendilerini anlattıkları bir  tanıtım da yayınladılar. Türkiye'de dizi karakterlerinin kameraya karşı konuşarak kendilerini anlattıklarını açıkcası daha önce gördüğümü hatırlamıyorum. Kesinlikle samimi ve konunun yer etmesi açısından da bilgilendiricc olmuş. Seyirci açısından karakterleri içselleştirip, onlarla duygusal bağ kurabilmek adına gayet etkili bir yöntem. Altı dakikalık fragmanla  birlikte neredeyse bir bölümle edinebileceğimizden daha çok fikir edindik karakterler hakkında. Şeref Meselesi'nin üçüncü fragmanı kısa bir zaman önce yayınlandı. Kılıç Ailesi'nin validesi, hırslı bir anne olarak oğluna; büyük olmaktan, güçlü olmaktan, ezilmemek ve yanındakini de ezdirmemek gerektiğinden bahsediyor. İstanbul arenasında hedefleri oldukça yüksek ve planları net bir anne profili çiziyor, Zeliha Kılıç. Büyükşehirden kırsala gelin giden bir kadın olarak her zaman bunun pişmanlığını, belki pişmanlık olmasa bile en azından ''keşke''sini yaşamış ve hatta yaşatmış biri. Ailesini kurduğu köyü bırakırken ''Bizi hep küçük gördün, bize hep tepeden baktın.'' gibi bir serzeniş işitiyoruz onu çekemeyenlerden. İstanbul'a dönüş fikrinin Zeliha'dan çıktığı malum ama, favori oğlu gibi görünen, Yiğit'in de annesiyle aynı fikirde olduğu bir gerçek. 

''Herkes diz çöksün önümüzde oğlum, tüm İstanbul elimizi öpmek için sıraya girsin.''
 
 ''Bir yerlere gelmek istiyorsan öyle ya da böyle yolumuz İstanbul'a düşecekti. Orada çürüyemezdik,'' diyor Yiğit. O da annesinin yönlendirmeleri ve dolduruşlarıyla hayalindeki büyük adımları atmak için en doğrusunu yaptıklarına inanıyor. Annesinin Emir'e değil de Yiğit'e yüklenmesinin boşuna olmadığını anlıyoruz. Potansiyeli olan karta oynuyor Zeliha. Yiğit'in hevesi var, deli bir ruhu, heyecanı, arzusu ve bir çok insanı baştan çıkartabilecek bir çekiciliğe sahip. Kural tanımaz yapısı hemen kendini belli ediyor. Zeliha, başarıya giden yolun başına Yiğit'i koymak istiyor. Yol üstündeki engeller aşıp badireler atlatsa da belli ki bunlar Zeliha'nın hırsından daha tehlikeli olmayacak. Gerçi içimden bir his Zeliha'nın yanıldığını söylüyor. Emir, her ne kadar daha düz ve sürprizsiz bir kişilik gibi görünse de, O'nun Yiğit'ten daha çetin çıkacağını hissediyorum. Zeliha yanlış ata oynamış olabilir. Hepsinden öte, gerçek tuzak annenin istekleri yönünde ilerleyecek olabilir. Kardeşler karşı karşıya gelirse suçluyu çok da uzakta aramamak lazım.

Yiğit kardeşi Emir'e ''Senin gibi olmak isterdim,'' derken bunun da altını deşmekte yarar var. Annenin çocuklarına biçtiği roller onlar arasında bir çatışma veya rekabet yaratmış olabilir. Silik bir baba var ortada. Babanın, aile üzerinde, böyle bir anne varken, flu bir figür olarak kaldığını görüyoruz. İstanbul'a göçleri sonrası başlarına gelecek ilk felaket babanın canına kıyması olacak. Bu vazgeçişin nedenleri, sebep ve sonuçları öyle görünüyor ki Kılıç Ailesi'nin varolabilme mücadelesini de körükleyecek. 

''Kanun nedir bilmem, ben başka türlü bir dava adamıyım'' derken 

Emir Kılıç ''Biz birlikte iyi bir ekibiz,'' diyor kardeşi Yiğit için. Birbirlerinin arkasını kollayan iki arkadaş gibiler. Aralarında kardeş sıcaklığı yok ki o yüzden Emir 'ekip' gibi soğuk bir kelime seçiyor. Saçının perçemindeki bir tutam beyaz saç, Emir'in olgunluğunu vurguluyor adeta, ya da  kendi deyimiyle "önce sınava tâbi tutup, sonra konuyu öğreten" o acımasız İstanbul hayatı da saçlarına ak düşürmüş olabilir. İzleyip göreceğiz. Neticede o da genç bir adam ve hormonlarının O'na oynadığı oyuna kendini kaptırarak yeni mahallesinin en taş kızı Sibel'e abayı yakmış. Aralarında geçen balkon konuşmasında Emir; ''Hangi kitaplardan hoşlanırsın?'' diye bir soru yöneltiyor Sibel'e. Sibel'in canını sıkan bu soruyla aslında ikisinin ayrı dünyalardan olduğunu şipşak anlamak zor olmuyor. Gönül, ateşinin en körüklü  zamanında mahallenin en güzel kızına konmasın da ne yapsın?

Merhaba ben Emir, yüreğim de omuzlarım kadar geniştir. İçine sığabilirsin.

Sibel de gözü yükseklerde olan bir annenin kurbanı olabilecek bir evlat. Marilyn Monroe'nun başarısından bahsetmek isterken John F. Kennedy'le olan yasak aşkını örnek verebilecek kadar coşkun bir annesi var Sibel'in. Sonunun intihar ya da cinayet olması da mühim değil onun için. Yeter ki kızı görkemli ve lüks bir hayat yaşasın. O da Zeliha gibi, çocuğunda potansiyel görüyor ve kurtların arasında yem olma riskine rağmen kızı güzelliğinin avantajlarını yakalasın istiyor. Sibel de bunları kullanmaktan geri duracak biri değil. Modellik yapıyor ve zengin bir hayatın hakkkı olduğuna inanıyor. O da annesiyle aynı görüşte. Peki ya aşk meşk? Sibel; ''Sakin, ölçülü ve ideal insan. En gıcık olduğum tip!'' diyerek tanımladığı Emir'e zamanla gönlünü verecek. Tipik bir nefretle başlayan aşk cümleleri bunlar. Pencereleri karşılıklı evlerde adeta evrenin ikisine mesajı bu. Ama değil işte... Hayatın kitabını yazan ve okuyan adamla, hayatın sadece resimlerine bakan bir kızın birlikteliği hormonal heyecanlardan sonra ne kadar sürer, meçhul. 
Sokakta kokoreç yaptırırken gördüğü ve selamına karşılık vermeden tırıs geçtiği Yiğit'e karşı takındığı tavır gün gelecek devran dönecek şekilde yön değiştirirse hiç şaşmam. Yiğit, annesine verdiği sözleri tutmaya and içmekten arda kalan zamanlarında 'womanizer' kişiliğine ağırlık verirse Sibel'den başı ağrıyabilir. Tabii ki kardeşinin sevdiği kıza yanaşmaz ama hayat zor ve güzellik/yakışıklılık başa bela. Sibel zamanla Emir'in yörüngesinden kayarsa bu Yiğit için büyük bir sınav daha olabilir. Aynı şekilde bu Derya'yı sürekli Yiğit konusunda ''Sağlam papuca benzemiyor dikkatli ol,'' diye uyaran Sibel için de geçerli. Gün gelir Yiğit için en yakın arkadaşıyla papaz olursa şaşırmam. Yiğit'in yuva yıkacak kapasitesi var zira.

Sonu benzemesin Marilyn Monroe'ya.

İtiraf edeyim Derya'nın bu kadar derin bir karakter olacağını tahmin etmemiştim. Sadece elbisesinin yırtmacı değil kalbi de derinmiş. Akşam karanlığını aydınlatan alev kırmızı elbisesiyle seksi seksi salınırken etrafında kendinden başka her şeyi anlamsızlaştıran bir etki yaratıyor. Mahalle erkeklerinin ''Bu hayat sana çok yakışıyor be Derya!'' şeklinde attığı laflar, Derya sayesinde yakışık almamaktan kurtuluyor sanki. ''Gerçekten yakışıyor.'' diyor insan O'nu bir parça seyrederken. O hayatta eğreti durmayacak bir O, bir de Yiğit olacak sanki, ne dersiniz? Derya'nın tek derdi kız kardeşine iyi bir hayat sunabilmek ve annesini sülük üvey babasından kurtarabilmek. Çok dertli gördüm Derya'yı ve üzüldüm açıkcası. Yiğit'in O'nu bu kadar heyecanlandırmasını da anlayabiliyorum. Yiğit için ısınma turları işlevi görmesine daha çok üzülürüm ama bilirsiniz bazı kızlar kara bahtlı, kem talihlidir ve Derya da ne yazık ki onlardan  biri gibi. Şimdilik en merak ettiğim şey, Yiğit ve Derya arasındaki ilişkini boyutlarının ne olacağı. Ben yine de Yiğit'in ucundan koklatıp vermeyeceğini tahmin ediyorum, aşkını. 

Her laf atılan hatun Derya kadar kibar davranmaz ayağınızı denk alın!

Kübra, pencere önünde korunaklı bir saksı çiceği olarak tanımlıyor kendini ta ki Yiğit gelene kadar. Yiğit'ten sonra O'nu değiştiren şey, aşk olsa gerek. Hayatı yaşayarak değil, en yakın arkadaşları Derya ve Sibel'in anlattıklarıyla öğrenmeye çalışan bu narin kız annesini bir kazada kaybetmiş. O'nun piyangosuna hırslı bir anne çıkmamış, despot bir babası var. O'na karşı sert ve aşırı korumacı olan babasıyla yıllar yılı iyice kabuğuna çekilen bu çiçek gibi kızın dallarına tomurcuk konması Kılıç Ailesi ile olacağa benziyor. Küçücük bir ilgi alaka Kübra'yı Yiğit'e tutkun hale getirecek.  

Koparmasınlar bu çiçeği.

Geri sayıma başladığımız Şeref Meselesi'nde başlıca karakterlerin geçmişleri, hırsları, idealleri ve hayata karşı duruşları hakkında fazlaca bilgi edindik. Bundan sonra fırtınalı günler başlayacak. Yiğit ve Emir babalarını ölüme götüren sebepleri kendi usüllerince cezalandırmaya çalışacaklar. Adaletin yoluyla mı, yoksa bilek gücüyle mi? En çok merak ettiğim nokta, karakterler arası çatışmalarla oluşacak taraflar. Klişelerden uzak durulabilirse, olmadı klişeleri farklı sunabilirlerse Şeref Meselesi'nin sevilen bir dizi olmaması işten bile değil. İlk bölümle görüşmek üzere. 


BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER