Ne Defne’ciyim Ne Ömer’ci…

Ne Defne’ciyim Ne Ömer’ci…
Yeni sezonun ikinci bölümünü izlemiş olduğumuz şu günlerde Ranini TV’de şimdiye kadar okumadığım sert ifadelerle yazılan yorumlar dikkatimi çekti. Sosyal medyada fanatiklerin kullandıkları dil hep beni ürkütmüştür. Sosyolojik açıdan buraya nasıl gelindiğini hep merak ederim. Neticede gerçek olmayan bir dünyada, dizi kahramanları ve onların geldikleri noktayı gözlemleyip, yorumlayıp bir şekilde iletişim kurduğumuzu düşünüyorum. 

Tüm bunları yazan senarist, duyguları bize çok iyi yansıtan oyuncular ve tabii yönetmen bir de bu zor koşullarda çalışan kocaman bir ekip... Seyirci olarak sıcak içeceklerimizi elimize alıp, bacaklarımızı uzatıp televizyon seyrederken beklentilerimizin bu derece yükseklmeye başlaması beni hayli ürkütmeye başladı. 

14’üncü bölümde keşfettiğim Kiralık Aşk dizisini sonradan başa dönüp izledim. Senaristin belli bir mantık zinciriyle olayları geliştirdiğini ve olacakları aslında bize fark ettirmeden önceden izlettiğini gördüm. Verdiği mesajlar açısından izlemeye devam ettim. Yerli dizi izleyicisi değilim. Ayrıca hayatta hiçbir diziyi de bu kadar tekrarla seyretmedim. 

Ranini TV’yi keşfettiğimde gördüm ki sadece ben değil, hatırı sayılır sayıda izleyici de benim gibi. Bu kez de diziyi seyrettikten sonra çıkacak yorumları takip eder oldum. Yorumlar ve dizi birbirini bütünler hale geldi. Kendimi oyalayacak keyif verici bir hale dönüştü. Ta ki dün akşam okuduğum bir yoruma yazdığım cevaba aldığım tepkiye kadar… Tedirgin olduğum için ben de kendi görüşlerimi yazmak istedim. 

Yazarak kendimi ifade etme konusunda henüz deneyimli değilim ama tarafsız bir gözlemci olduğumu düşünüyorum. Hayati kararlar alırken o konunun artılarını ve eksilerini bir kağıda yazarım. Ona göre karar veririm. Belki aldığım mühendislik eğitiminden ya da analitik düşünmeye alışık olduğum için... Fanatizm hiçbir zaman ilgimi çekmedi ve fanatikleri de anlamam mümkün değil. Yazılan yorumlarda genel olarak bir taraf tutma durumu gözlemliyorum. Benim gibi iki tarafa da aynı yakınlıkta olanlar var ama yine de dizimizin bizi bu derece ayrıştıran karakterlerini analiz etmek istedim. 


Üç numaralı bakış.

Ömer İplikçi
Artıları: Dürüst, çalışkan, yakışıklı, gusto sahibi, giyimine özen gösteren, edebiyat düşkünü, klasik müzikten anlayan, yaratıcı ve tasarımcı. Görüntüde dört dörtlük. Strateji uzmanı, sevmesini çok iyi bilen, özellikle duygularını sözcüklerle çok güzel ifade edebilen biri...

Eksileri: Duygusal açıdan yaşadığı travmalar yüzünden içine kapanmış, duvarlar örmüş, etrafında olanların detaylarına fazla dikkat etmekten kaçınan ve bazen yanlış anlayabilen, buzlar kralı. Çok konuşmaz. Gündelik kapasitesi 50 kelime. Zor durumda ilk iş olarak çekip giden…


Çiğdem var çitlersen ben var seversen.

Defne Topal

Artıları: Saf, iyi niyetli, kimse için kötülük düşünmeyen, fedakâr, ailesine sevdiklerine düşkün, her zaman onlara destek olan, güzel mi güzel kızıl prenses… 

Eksileri: Mecbur olduğu zamanlar yalan söyleyen, duygularıyla hareket ettiği için hatalar yapan, ona göre karar verip uygulayan, sevdikleri tarafından terk edilme korkusu yüzünden yanlış kararlar alabilen, hayat tecrübesi olmayan biri...

İki kahramanımızın artı ve eksilerini bana göre sıraladıktan sonra bölümün yorumlarına yazdığım aşk tarifiyle devam etmek istiyorum. Aşk; hatalarından dolayı sevgisini bitirmek değil, sevginin hatırına hataları bitirmektir. Bence dizide geldiğimiz nokta bu. Yukarıda saydığım artılar ve eksiler Ömer ile Defne nin hata yapmalarına neden oldu. Şimdi taraflardan mükemmel olarak nitelendiren kahramanımız da hatasını anladı. Aşık olduğu, ahenk ve ruh birliği içinde olduğu sevgilisini terk edip gittikten bir sene sonra onu geri istiyor. İşte ayrışma burada başlıyor. Bu kadar mükemmel olan kahramanımız nasıl hata yaptı? Bunu nasıl kabul etti? İsyan buna! 

Asıl yalan söyleyen ve bunu imza atmak üzere yürüdükleri yolda aşık olduğu, çılgın gibi terk edilmekten korktuğu mükemmel adama söylediği için geri gelip hatasını itiraf eden adamı hemen nasıl kabullenmez? Ona nasıl olur da, "bitti ve beni rahat bırak" der? O kadar kolay mı terk edilmek ve sonrasında ayakta durmak? Olanları bu kadar zor atlatabilen birinin ‘tamam doğru, hatamı anladım. Gel seni geri istiyorum” demesi? Gitmek de kalmak da zordur bu koşullarda. Neticede birbirine aşık, ruh birliği ve ahenk içinde bir çift. Bunları kaybetmeye değer miydi? 

Kahramanlarımızdan biri kaybetmemek için bir yıl boyunca yalanlar söyledi, gitti geri geldi. Diğeri ise yaşanan olayları anlamlandıramadı ama çok da araştırmadı. ilk aşamada güvenmiyorum dediği sevdiğine sonra güvenmeyi seçti ve gerçek itiraf edilince "sana artık güvenemem" diye terk edip gitti. Gururu yerine aşkı seçmeyi anlaması bir yılı bulan mükemmel kahramanımız, geri dönüp aşkını geri istiyor. 

Elde var; hâlâ birbirini seven ve yaşadıkları kayıp zamanda bunun bilincine varan biri itiraf eden diğeri saklayan iki insan… Önemli olan hâlâ birbirlerine aşıklar… Öyle veya böyle bir araya gelecekler. Çünkü onların aşkları aslında bilmedikleri kadar güçlü, aralarında bir ruh birliği ve ahenk var. Ve bunların hiçbiri de kaybetmeye değmez. Hayat kısa kuşlar uçuyor…




BUNLARI DA SEVERSİN

DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 47
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 19
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 33
DİZİ-YORUM : SEZON 6 , Bölüm 10
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 15
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER