Kiralık Aşk: Elma kanser yapar mı? Yaptı!

Kiralık Aşk: Elma kanser yapar mı? Yaptı!
Sen bana böyle bakıyorsun ya...
Bu hafta yazıya kendi kişisel Kiralık Aşk tarihimden bahsederek başlamak istiyorum. Her şey ilk tanıtımı görmemle başladı, dersem yalan olur. İlk tanıtımı gördüğümde "Amaan, yaz dizisi... Tutmaz, iki güne biter." dediğimi çok net hatırlıyorum. (Ki Elçin Sangu'yu da Barış Arduç'u da bu diziden çok daha önce kendimce keşfetmiş, diğer oyunculardan ayrı takipteydim. ^^ Kimseler bilmezdi ben Instagram'da Barış Arduç'un fotoğraflarını millete gösterip tanıtırdım. Aah ah! Nereden nerelere?) Ama işler öyle olmadı. İyi ki de olmadı. Kiralık Aşk tuttu. Çok sevildi, izlendi. Çok sevdim, izledim. O kadar ki burada, RaniniTv'de, Serbest Kürsü platformunda yorumlarımı paylaşmaya vardı durum.
 
İzlerken kahrolduğum bölümlerden bahsetmek istiyorum biraz da. Senaryo gereği hepimizin üzüldüğü bölümler yani. İlki 6. bölümdür benim için. Son sahnesi pek tabii... Zaten Kiralık Aşk'a düştüğüm bölüm de o'dur. Son sahnede Sezen Aksu'nun "Biliyorsun" parçasıyla beraber böğrüme oturan 'öküz' beni buralara kadar getirdi. Defne'nin ağlaması, Ömer hediyesini alırkenki bakışmaları... Bir sonraki 8. bölüm, yine herkeste de olduğu gibi. Daha bölümün başında "Ben istifa ediyorum, dayanamayacağım." diyen Defne bizi şoke etmişti. Ama en çok da Ömer'i... Adam ne hayallerle gittiği kapıdan "Kalamadın öyle, ah benle!" sözleri eşliğinde ayrıldı, gitti. Devamında asla tasvip etmediğim saçma bir tavır takındı Defne'ye. Kimse kusura bakmasın bana göre hiçbir anlamı yoktu o tavrının. Üzerine düşüp nedenini sorgulaması lazımken kestirip attı ve kızı Yasemin'in gazabına uğrattı. Son sahne beni dehşetlere düşürüp bir o kadar mest ederken bölümün genelinde aralarındaki gerginlik oturduğum yerde afakanlar bastırmıştı bana.
 
14'e kadar rahattık. 14'ün son sahnesi hepimizi ağlatmıştı. Hatta geçen hafta da aynı şeylerin yaşanmasından korktuğumuzu biliyoruz. Sonra 15, 16, 17 serisiyle imtihan olduk. Ömer "Sen değil, siz diyeceksin!" dedi. İz geldi, gitti gibi oldu, tekrar döndü. Göksel'in Acıyor şarkısıyla dağıldık. Defne gibi ruhumuz hasta oldu. Derken 17'nin sonunda 8'deki son sahnenin bir değişik versiyonuyla karşılaştık. Elçin Sangu rolünde devleşti. Gözlerin dolması ama ağlamamak... Ne kadar küçük bir ayrıntı ama ne kadar da etkileyici... Bir daha ben uzun süre kahrolmadım açıkçası. Ne 22'de Defne'nin Tranba olayı ortaya çıktığında ne de 23'te Ömer "Güvenmiyorum." dediğinde o kadar da kahrolmadım. Çünkü bunlar hikayeyi besleyen şeyler. Bu şekilde gelişiyor, akıyor olaylar.
 
Hepsi tamam, hepsi eyvallah. Ama dün akşamki bölüm kendi kişisel Kiralık Aşk tarihimde beğenmediğim ilk ve şimdilik tek bölüm oldu. İşin garibi neden olarak size sunabileceğim belli bir şey de yok. Bu bölümün 'bombeli' olacağına inancım, güvenim tamdı. Ama güvenim boşa çıktı. Sadece Gallo ya da son sahneden bahsetmiyorum. Genele baktığımda çok savruk, ne anlatmaya çalıştığı belli olmayan bir bölüm gördüm. Daha ilk sahnede Koriş'le birlikte ve devamında diğerleriyle beraber kendimizi bir kutlamanın içinde bulduk ki ne alaka kutlama? Sadece bir kaç ayı kurtardınız. Erken sevinmeseniz mi Ömer Bey? Hani Tranba'ya diyordunuz ya, siz bozulmayın sonra. Mahalle cephesine bakarsak hani anneanne? Hani Esra? Defne evden gitti eyvallah da Serdar hiç mi uğramıyor anneannesine? Bu kadın Defne'yi hiç mi merak etmiyor? Sürekli ateş ettim ama önce acıyı söyleyip sonra tatlıyla sonlandıracağım efenim. Sakin olalım, okumaya devam edelim ^.^



Yazı devam ediyor..
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER