AlSel: Kara deliğin yuttuğu parlak yıldız!

AlSel: Kara deliğin yuttuğu parlak yıldız!
Aşkın en güzel yanı her yerde olmasıdır. Aşkın en korkutucu yanı ise her yerde olduğu halde herkese görünmemesidir. Ve uzay beni çok korkutur. Peki bunların birbiriyle ne alakası var? Aşk evreni saracak kadar büyüktür ve ona yalnızca cesareti olanlar ulaşabilir. Tıpkı uzay gibi... Hepimiz uzay boşluğunda salınıp duran parıltılarız. Aşkı her yerde bulabilirsiniz, uzaya ne hâcet. Serin bir yaz akşamında çatıda uzanıp yıldızları izlerken, gecenin karanlığında maviliği uykuya dalmış bir denize atlarken, bir hastane koridorunda omzuna yaslanıp güç toplarken.. Çünkü burası dünya, burası bizim sokağımız. Aşkı evvela kendi dünyamızda arayalım, boşluklar öyle dolar.

AlSel aşkının tarihinde başlangıca dönelim. Biz Selin ve Ali arasındaki kimyayı, dahil oldukları laboratuvarları patlatma ihtimaline rağmen sevdik. Aşkı salt rengarenk mumlara ve yumuşak ayıcıklara sıkıştırmayanlar bilir ki, tutku her şeydir. Ali geçmişin tırnaklarını boynundan koparmaya çabalarken, Selin şımarıklığın doruklarından aşağı gülüyordu. Sonra gözleri aynı yıldıza dokundu. O yıldız da büsbütün onların oldu. Ama sonra bir şey oldu...

Ali kabuğunda saklı bir inci gibi bunca yıl Selin'i beklediğinden habersizdi. E Selin'in de ondan aşağı kalır yanı var mıydı? Onu gözü kapalı atladığı soğuk sulardan, karanlıkta düştüğü derin çukurlardan ve gözlerinin dalıp gittiği boşluklardan Ali'den başkası kurtarabilir miydi? Bütün prenslerin zamanlaması iyidir zaten. Fakat sonra bir şey oldu işte...



Selin'in cıvıltılı telaşı Ali'nin köşede kümelenmiş yalnızlığına karıştı. İşin içinde bir tutam ergenlik sancısı, az biraz da önünü görememe bulanıklığı. Gerçek hayatta olsa işler daha farklı yürüyebilirdi. Ali Selin'e lüzumundan fazla aşkla yaklaşabilirdi. Selin Ali'nin maviş gözlerine koşulsuz sevgiyle bakabilirdi. Fakat dramaya gelince işlerin nasıl sarpa sardığını biliyorsunuz. Peki gerçekten öbür türlüsü mutlu eder miydi bizi? Sonsuz mutluluğa gömülmüş bir çiftin pembe panjurlarını çekmesi o güçlü ateşe dökülen bir kova su olmaz mıydı? Bizi her şeyin dışında bırakmış olmazlar mıydı? Tutku ve huzuru iki arsız kardeş gibi düşünün. Huzurun olduğu yerde tutku nefessiz kalır. Tutkunun alevleri yükseldiği anda ise huzur kaçacak yer bulamaz.

Bugüne kadar birbirlerine savurdukları rüzgarlar tatlı bir esinti gibiydi. Sen bana yaralarını göster, ben seni küçük düşüreyim. Sen öp dudaklarımdan usulca, ben sırtına hançerimi geçireyim. Hepsine eyvallah. Ama bir genç kızı doğum gününde paramparça etmek, hele ki kulaktan dolma bir sebeple, Ali'nin ruhuna yakışan bir tavır değildi. Gel gör ki hepimiz şarkının finalinde başımıza geleceği biliyorduk. Yine de yanılmak için dua ettik. Ama bu dua ''Lütfen bu gece kar mavi yağsın'' demekten başka bir şey değildi.

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER