Hoş geldin A.Ş.K!

Hoş geldin A.Ş.K!
Açıkçası umudum kalmamışken tertemiz, dozunda yeni, yeterince "düz", oyun ve hikaye odaklı bir reji izlediğim için çok mutluyum. Ömür Atay'ı ve tüm reji ekibini içtenlikle kutluyorum. Devamlılık biraz gözümü yordu. Aslı Tandoğan'ın (özellikle tenis öncesi/ tenis sonrası) saçlarına bakıp, hangi sahne için kaç saat beklemiş, hangi sahne ertesi gün tekrar çekilmiş diye program bile çıkarırım. Hoş, devamlılıktan sorumlu arkadaşların da ellerinden geldiğince işlerini iyi yaptığını ama durumun çok zaman "masada" karıştığını ve "Kim fark edecek?" tadında yürüdüğünü de biliyorum. Ben fark ediyorum. Çünkü zaten bütün hikayeler arızalı. Hikaye sağlam olsa oyunculuklar arızalı. Oyunculuklar tam olsa rejisi tuhaf işler izliyoruz. O yüzden "Okyanusu geçelim de sonra gider derede boğuluruz" bize göre bir motto değil; yavur işi. Vazgeçelim tez elden.

Kostümler, üzülerek söylüyorum ki dökülüyor. Nebahat Çehre -muhtemelen yine kendi kostümlerini kullandığı için- muhteşemdi ama geri kalan herkes istisnasız Sosyete Kezbanı gibi giyiniyor. Milyarder kızın elinde çakma çantalar.. Demode saç taramalar.. Mafyacıya saks mavisi smokin ceketi giydirme fantazileri.. Adam zaten ufak tefek baskın renkte bir kostümle sahnenin odağı halne getirip hepten yok etmişsiniz. Sanat yönetiminde yine bir vizyonsuzluk, basiretsizlik hakimdi vesselam. Şaşırmadım. Mekanları ve mekan giydirmelerini ise gerçekten beğendim. Ancak şu parti/ defile sahnelerine rüküş diskotek ışık yapma modası bitmedi gitti. İstirham ediyorum, biraz Fashion Tv mi izleseniz?

Hikaye, sanırım esinlenildi diye dedikodusu çıkan sinema filmine "çok da benzemeyelim" kaygusuyla topallamış. İşin genel hikayesinden ziyade diyalogları acemice ve yok yere samimiyetsizlik tuzakları kuruyor. Kaygulu kurulmuş bazı sahneler var. Misal, Şebnem, spor salonunda oturuyor. Bizim oğlan yanında. Yüzme dersi alacak. Şebnem sorar. "Saat kaçta?" El cevap, 10 iyi mi? Bu kızcağız sabah kargalardan önce spor salonuna mı geliyor Arkadaşım? Ne ihtiyacın var o anda saat sormaya, saat telaffuz etmeye? Neden? Anlaştık o zaman de, kes. Hop açıl, havuzdayız. Bitti gitti. Bayılıyorsunuz kendi kendinize tuzaklar açmaya. İşte bunlar hep kendini inandırıp, ikna etmeye çalışan senarist alışkanlıkları. Hikayede de arızalar yok değil ama bunlar toparlanmayacak şeyler de değil. Demem o ki senaryoda teknik bir sorun yok. Azra'nın Orhan'ın inine girdiği sahneyi saymazsak tretmanı temiz, zaman sıçramıyor. Sadece özgüvensiz. Yüzme dersinin saatini öğrenmem konusunda hassassın ama Azra'nın Kerem'i takip ettiğini gösterme gereği duymuyorsun mesela? Kilit bir sahneyid ama yeterince tansiyon yapmadı. Kapının dışında silah tutan figüran da lüzümsuz kalabalık yaptı. O sahne çok daha inandırıcı ve etkili kurulabilirdi.

Oyunculuklara, oyuncu seçimlerine diyecek sözüm yok. Servet Pandur'u gördüğüme mutlu oldum. Umarım hikayesi uzun soluklu olur. Hazal Kaya, Aslı Tandoğan tertemiz oynamışlar. Hatta Aslı Tandoğan'ın performansını uzun zamandır ilk defa bu kadar çok beğendim diyebilirim. Hazal Kaya da oyunculuğuna level atlatmış. Beden dilini öğrenmiş. Hala topuklularla rahat değil ama onu da reji kamufle etsin derim. Hakan Kurtaş pırıltılı ve yetenekli bir adam. Bu hikaye için adı telaffuz edildiğinde sosyal medyada "kızlara zayıf kalacak" diye mızırdanan fanatiklere de söylediğim gibi son derece de doğru bir seçim. Bu hikayenin ihtiyacı olan bir Apollon değil. İleride "Bu kızlar neyini sevdi de uğruna sefil oldu?" dedirtecek çapta bir şeytan tüylü. Yolu açık olsun.

Açıkçası başarılı olmalarını isterim çünkü hikayeyi nasıl yürüteceklerini merak ettim. Kırılma noktalarını, Kerem'in yaldızı dökülünce olacakları izlemek isterim. Özetle bir soap opera olarak AŞK, temiz rejisi, tatlı oyuncularıyla bu sezon başlayanlar arasında ilgi çekici bulduğum işlerden biri oldu. Emeği geçen herkese teşekkür ederim.  Yolu bereketli ve uzun olsun.



Öyle yani..
R

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER