Game of Thrones: Jon Snow ölmedi; yüreğimizde yaşıyor..

Game of Thrones: Jon Snow ölmedi; yüreğimizde yaşıyor..
Ve nihayet… Aylar süren bekleyiş sonucu Game of Thrones 6. sezonun ilk bölümüyle bu sabah sezon macerasına merhaba dedi. Açıkçası bu sezon benim için çok daha farklı olacak, çok daha değişik duygularla izleyeceğim. Çünkü aynı zamanda sıkı bir “Buz ve Ateşin Şarkısı” serisi okuyucu olarak, 5 sezon boyunca, her ne kadar dizinin içeriği kitaptan farklı olsa da temelde neler olacağını bilerek izliyordum. Kitap sayfalarını süpürürken şaşıp heyecanlandığım anları dizide izlerken sadece “görselliğe” ve okurken hayal ettiğim bütünle uyuşup uyuşmadığına bakıp kitap-dizi kıyaslaması yapıyordum. Bu nedenle Game of Thrones benim için izlemeden önce senaryosunu okuduğum bir dizi gibiydi.

Bu nedenle, hem sezonların kitabın önüne geçmesi, hem de artık dizinin kitaplarla tamamen yollarını ayırmasıyla ilk kez bir şeyleri bilmeden izleyecektim. Bu nedenle büyük bir heyecanla ilk bölümü seyrettim; bahsettiğim o “bilinmezlik” duygusunu hissettim mi emin değilim. Zaten henüz bir şeyleri bilmeden izlemenin doğurduğu duyguları somutlaştırmak için çok erken ama özellikle son sahnede, okumadığım bir şeyi seyretmenin o “merak” ve “soru işareti” kavramlarını kavrayabildim.


 Ben her halimle güzelim şekerim, kolye falan hepsi hurafe, her türlü taş gibiyim.

Klasik bir Game of Thrones “başlangıcı” izledik. Zaten Game of Thrones, hiçbir zaman bir “The Walking Dead” gibi her bölümünde heyecandan dem vuran bir dizi olmadı, politikası daha çok sürprizlerini sona saklayan ve sezonun ikinci yarısı bombalarının pimini çeken bir tarzdaydı; bu sezonun ilk bölümlerinde de daha çok 5. sezonun bir toparlama sürecini ve karakterleri “büyük finale” hazırlayacak savaşın ön hazırlıklarını izleyeceğimiz aşikar. O nedenle, ilk bölüm daha çok bütün karakterlerin vaziyetlerini izah eden ve ileride “olacakların” şifresini fısıldayan güzel bir başlangıçtı. Yine de bu durum Game of Thrones tarihine; “en durağan bölüm” olarak geçmesine engel olamayacak.

Aynı şekilde Martell Hanesi’nin Prens Doran’ının ve kral muhafızların başını uçurmuş dev Areo Hotah’ın; tüm Martell üyeleriyle birlikte dakikalar içinde öldürülmesi ve bin yıllık hanenin soyunun birkaç dakika içinde yok olması, şüphesiz Game of Thrones tarihinde, izleyiciyi tatmin etmeyen ve diğer şoke edici ölümlerin etkisine ulaşamayan trajikomik bir katliamdı.

Jon Snow gizeminin ise ‘lezzetli’ malzemesini ilk bölümde sindirmektense ikinci bölüme de yayarak dizi için, özellikle gelişme bölümlerindeyken bu hususta bir “gizem” temposu tutturmaları akıllıca bir hamle olmuş. Melisandre’nin de sırrıyla birlikte Kuzey cephesindeki alevin közlerini taze tutmak ve Game of Thrones pastasının en görkemli dilimlerine geçilmeden önce izleyiciye Jon-Melisandre aracılığıyla sağlam bir “merak unsuru” sunmak ilerleyen bölümlerin hayrına olacaktır.

Hasretimizi gidermeye başlayaduralım, bildiğim tek bir şey varsa o da artık kimsenin güvende olmadığı; sezon sonuna kadar kim ölür kim kalır bir R’hllor bilir…



BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER