Gecenin Kraliçesi: Aşk, entrika, ihtiras! Üç kilit kelime..

Gecenin Kraliçesi: Aşk, entrika, ihtiras! Üç kilit kelime..
Sanırım en sonda söyleyeceğimi baştan belirtmekte fayda var. Gecenin Kraliçesi benim için; öyküsünü beğendiğim, ancak o öykünün senaryolaştırılmış halini beğenmediğim bir yapım oldu, ilk bölüm itibariyle. Neden, niçin, nasıl? Tek tek bunların sebeplerini paylaşacağım. Ancak şunu da dile getirmem gerek; eğer Salı günleri yayınlanmasaydı, ben bu işi her hafta yorumlamaya talip olurdum. İçerdiği ve dahi içereceği yoğun ilişki ağlarından ötürü. Gel gör ki zaten o gün başka bir diziyi yorumluyorum..

Tüm spotlar bilerek ve isteyerek Meryem Üzerli'nin üzerine çevrildiği için oradan başlayalım. Açıkçası, her ne kadar "Türkçe" konusunda sürekli eleştiriler alıyor olsa da bu konu beni zerre kadar rahatsız etmiyor. Çünkü yabancıyı oynadığı sürece -ki tipi de müsait- dil konusu inandırıcılık için bilakis pozitif bir etkiye sahip. Yani, önümüzdeki otuz beş sene boyunca da aynı rollere bürünebilir. Sonuçta, kara yağız Anadolu gencini İstanbul Türkçesi ile konuştururken adını "Petro" yapmaya benzemiyor bu durum. Benim kendisi hakkındaki tek çekincem; doğruyu söylemek gerekirse Muhteşem Yüzyıl zamanlarında "Hürrem" sahnelerini atlayarak diziyi takip etmeme sebep olan ezbere dönülmesi. Hiç durmadan çığlık çığlığa bağıran, ne kadar sinirlendiğini göstermek için daha da çok bağıran bir karakteri şükür ki ilk bölümde görmedik. Umarım hiçbir zaman da görmeyiz..

Meryem Üzerli dosyasını kapamadan önce, işin PR'ına yönelik de söyleyeceklerim mevcut. Ben ilk bakışı kaleme alana kadar, "Üç yıllık hasret!" konusunda zaten herkes diyeceğini dedi. Ama konunun özüne bakmak yine de gerekli. Daha önce belki kırk kere yazdım; "İyi bir senaryodan kötü bir film çıkarılabilir, ama kötü bir senaryodan iyi bir film çıkarılamaz." deyişini bu platformda. Ben yazmaktan, insanlar okumaktan bıktı, ama bazı çevreler ısrarla bu gerçeği görmemek için direniyor. Hayret, halbuki ilk öğretilen şey de budur.. Açıklayıcı olması için bilinen örneklerden gidelim; bugün Dünya'da "piyasası" en fazla olan aktörler kim? Johnny Depp, Brad Pitt, Tom Cruise. Bu üç aktörün son on yılda gişede batmış en az on tane işi var, hemen sayabilirim. Yani "olay" her zaman hikayede bitiyor. Ha, oyuncu öne çıkarılmaz mı? Çıkarılır. Karakterle özdeşleşmiş Mission Impossible serisi çekiyorsan istediğin kadar Tom Cruise pompalaması yapabilirsin, ama orada bile reklamlarda öne çıkan ilk isim Tom Cruise değildir, Ethan Hunt'dır! Her şeye rağmen, oyuncu üstünden yürümenin Türkiye'de bir karşılığı var mı? Bence var.. Sen "ağır" bir dizi hazırlayıp; "Şener Şen on beş sene sonra ekrana dönüyor!" yazarsan bak gör neler oluyor.. Lâkin bu gibi örnekler bütün Türkiye'yi toplasan iki, bilemedin üç tane çıkar. 

Murat Yıldırım benim için ilelebet "Ecevit" olarak hatıralarımda kalacaktır. Çünkü, şahsi kanaatime göre bugüne kadar çekilmiş en iyi birinci bölüme ve tarihteki en iyi birkaç tam sezondan birine sahip olan Suskunlar dizisinde bildiğiniz şov yapıyordu. Laf yine senaryoya geldi.. Suskunlar'ın ilk sezonuyla, ikinci sezonu arasındaki reyting farkını ve dizinin ne şekilde yayından kalktığını hatırlıyorsunuz değil mi? Aynı oyuncular, aynı ekip.. Konuya dönelim; dediğim gibi Ecevit hatıralarda kalacaktır, ama bu Kartal olamayacağı anlamına da gelmiyor tabii ki. İyi oyuncu her role girer ki girmiş de zaten.. Keza Uğur Polat hakkında da fazla söze gerek yok, daha ilk saniyeden Aziz olduğuna inandırdı, en azından beni..

Neyse, daha fazla uzatmadan hikayenin içeriğine dönelim. Valla üç yıllık hasret bitti mi bilmem de benim için beş yıllık hasret bitti. Aşk-ı Memnu sonrası eksikliğini hissettiğimiz, yakın temas içeren -ortak ev gibi- bir ortamda aşk üçgenlerini izlemek çok güzel olacak.. Ne demiştik? Öyküyü beğendim. Neden? Sadece Aziz'in değil, Selin'in babasının da Kartal'ın babasıyla ilintili olması güzel bir damar bi' kere. Kaşı, kaşıyabildiğin kadar. Ha keza aile fertlerinin çeşitliliği de ilgi çekici.. Gerçi ben Aziz, Esra, Hüma, Hakan dörtlüsünü izlerken bir an için kendimi Joe Black'deki "Parrish" ailesini izliyor gibi hissettim. Babayla mesafeleri olan yaşça büyük oturaklı abla ile onun yancı kocası bir yanda, babasıyla arasından su sızmayan deli dolu küçük kız kardeş öte yanda. Buradaki tek fark; abla, halaya dönmüş..

Selin, Elf olmadığı için kendi kendine parıldayamıyor.. Haliyle Güneş yardımı almışlar :d

Bölümün akışına bakarsak; açık konuşmak gerekirse pek beğenmedim. Gerçekten çok beğendiğim tek yer Aziz'in, Selin'i ilk gördüğü andı. Orası da birebir; Frodo'nun, Arwen'i ilk gördüğü sahneye benziyordu zaten. Peki akış niye içime sinmedi? İlk olarak; bence ikilemde kalınmış, Selin ile Kartal ilişkisini kurarken. Çünkü birlikte geçirdikleri koca gün boyunca, ne birbirlerine gerçekten aşık olmalarını sağlayacak herhangi bir paylaşımda, etkileşimde bulunduklarını gördük ne de aralarında inanılmaz bir cinsel gerilim olduğunu.. Anlıyorum aslında, "Bizim millet hoşlanmaz." diye düşünerek olayın direk cinsel ilişki tabanına indirilmemesini. İyi de arkadaş, son derece klasik ve rezil bir şaka olan "böcek türevi" yedirmekten daha romantik şeyler yazılamaz mıydı? Hadi Kartal bi' nebze, çünkü adam bir nevi esir hayatı yaşadığı için kaçacak delik arıyor, iyi ama Selin? Selin niye Kartal'a vuruldu o yemek masasında? Anlayan var mı? Sen adamla yine seviş, ama madem karakterlere "Ben daha önce hiç yaşamamışım!" benzeri laflar ettiriyorsunuz, bari bunları destekleyecek "anlar" da olsun elimizde. Yok bu olmuyorsa da en başta dediğim gibi, o zaman aralarındaki cinsel gerilimi görseydik bari. Sonuçta, feromon ya da halk diliyle ten uyumu diye bir gerçek var hayatta..

Kısacası; bizim asıl inanmamız gereken Selin ile Kartal aşkıydı. Gel gör ki ben Aziz'in aşkına daha bi' inandım. Yahu her şeyi geç, Esra'nın, Kartal takıntısına ve histerik aşkına dahi en ufak bir şüphe içermeyecek şekilde inandım. Tamam, ona da inanacağız tabii ki, ama tüm mevzu Selin ile Kartal kaynaklı çıktığı için haliyle insan oradan da bir şeyler bekliyor.. Hülasa, daha fazla uzatmadan toparlayayım. İlk bölüm senaryosu kırk kere el değiştirdiği için biraz çorbaya dönmüş belli ki, ancak gelecek bölümler için umutluyum. Ne demiştik? Aşk, entrika, ihtiras! İyi işlenirse, bu damar her zaman tutar..

Valandil..

BUNLARI DA SEVERSİN

DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 70
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 55
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 38
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 55
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 35
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER