Zehra hamileymiş!
— Neymiş? Hamile miymiş?
— Ne hamilesi? Kim? Ben mi?

Şaka şaka. Böyle bir durum yok tabii ki, diziyi izleyenler bilir. Bu başlığı seçmemin sebebi dizinin, bütün izleyenlerin gerçeği bilmesine rağmen sanki bilmiyormuşuz gibi sahte bir gerilim ile bitmesiydi bu bölüm. Her bölümün böyle heyecanlı bir şekilde bitme zorunluluğu ne kadar suni olsa da, eğer yapılıyorsa doğru yapılmasını tercih ederiz. Kertenkele’de daha önce de cevabını bildiğimiz çakma gerilimler oldu ama bu seferki biraz fazla abartıydı. Hale’nin hamile olduğunu henüz kimseye söyleyememiş olması ne kadar sürreal ise, bütün gün Zehra’nın yatağında yatması, ultrason sonucunu yere atması, Melis’in bunu bulur bulmaz salona koşturması da en az o kadar sürrealdi.

Kertenkele bu bölüm de reyting listelerinde zirveyi bırakmadı, ufak bir farkla ikinci sırada geldi. Dizi çıktığından beri hiç düşmeyen bu seyir, izleyicinin diziyi gerçekten sevdiğini gösteriyor. Yapımcıların da bu ilgiye seyirciyi daha mutlu edecek şeylerle karşılık vermeli. Geçen bölümlerin aksine bu bölümde gam yükünün oldukça makul seviyelerde olduğunu gördük. Bu da dizi için iyiye işaret. Uzun zamandır şikayet ettiğim noktalardan, diyalogların ve olayların sürekli tekrar etmesi ise, bu bölümde yine azalmış olsa da devam etti. Bu problemin de önümüzdeki bölümlerde düzeleceğine inanıyorum. Özellikle Zehra ve Kertenkele’nin bu ayrılık üzerine yaptıkları muhabbetlerden artık sıdkımız sıyrıldı.

Arkadaş ne ünlü kahvaltı sofrası bu yahu, çek çek bitmedi. Atatürk'ün memleketi kurduğu rakı sofrası bir, Kertenkele'nin kahvaltı sofrası iki. 

Dizinin bu bölümü için anlam veremediğim iki şey vardı; bir, Hale neden hamile olduğunu gizliyor? Hayal kırıklığı içerisinde olduğunun farkındayım. Yıllardır hamile kalmayı bekleyen biri olarak, muhtemelen hayalinde hiç olmadığı bir şekilde gerçekleşiyor olaylar. Ama yine de… İkincisi ise, Zehra özür dilemeyecekse neden altıncı kez Kertenkele ile tartışıyor? Hayır bekliyorum, fakat iki cepheden de farklı bir cümle bile gelmiyor. Biri de desin ki ben seni kıskanıyorum, ben seni seviyorum, özür dilerim, affet. Yok!

Dede de illallah dedi artık Zehra'nın bu şımarık tavırlarından.

Ayrıca uzun zamandır rahatsız olduğum konuların biri de Kertenkele’nin Hicabi’yi her seferinde haşlaması. Dizinin en masum karakteri, çok daha düzgün bir davranışı hak ediyor. Öte yandan, Zehra da Kertenkele’nin kabalığından dem vurdu bu bölüm. Gerçekten de, abartı bir kabalık var bu adamda.

Geçen bölüm de ilgimi çekmiş, değişik bir husus var. Sezgin, şu ufaklık, boyunun on katı kadar çapkınlığı var. Laf atmadığı kadın kalmadı dizide. Açıkçası, büyük erkeklerin benzer davranışları taciz olarak adlandırılırken, erkek çocukların bu davranışlarının kadınlar tarafından “ne tatlı şeysin sen” diye karşılanıyor olması aklımı karıştırıyor. O çocuk on sene sonra bu lafları ettiğinde tacizci olarak adlandırılacak aynı kadınlar tarafından. Ağaç yaşken eğilir demişler, çocuk da olsa bu tarz davranışlar ayıplanmalı ve doğru davranışlar telkin edilmeli.

Bunun dışında, bu bölümde senaryo açısından gördüğümüz yaratıcılık oldukça mutlu etti. Azmi Bulut’un kaçırılması ve ardından topuğundan vurulması çok iyiydi. Bu, iki kere cenaze arabası çarpan, iki kere başına saksı düşen bir adamın hikayesi olduğu için, böyle bir yaratıcılık beklemiyordum bu konuda artık. Buna paralel Sezgin’in kaçırılması ve Evde Tek Başına’daki baş belası gibi kötü adamları alt etmesi de oldukça iyiydi. Yalnız Kerpeten Naci’nin ayağına koca çivinin battığı sahnede çok kötü oldum, sanki benim ayağıma girdi o çivi. Yazık yahu adamcağıza :)

Tülin’in Ferruh’un peşinde divane olduğunu izlemek de keyif verdi. Her ne kadar Ferruh’un Tülin’i mağazada tanımaması imkansız olsa da, Tülin kıskançlık krizlerine girip çatladıkça içimin yağlarının eridiğini belirtmek isterim.

Aynı diyaloglar kırkıncıya tekrarlanıyor. Sonuç yine hüsran.

Eş zamanlı olarak Levent ve Kenan’ın Selin’i tavlamak konusunda akıl danışması ve aynı cevapları alması çok klişe bir formül olsa da aylardır bu kadarcık farklılığa bile açtık. Nihayetinde iki avanak da aynı anda aynı planla Selin’e artistlik yapmaya çalıştı ve Selin tarafından püskürtüldü. Levent haydi başka adam tutmuş da, Kenan’ın kendi adamlarıyla bu işi yapmaya kalkışması çok aptalcaydı. Selin sonuçta o adamları daha önce on kere gördü. Buradan bu konuda son bir çağrı yapmak istiyorum; Levent ve Kenan’ın Selin’in peşinde bu kadar dolaşması hoş değil. Bu mevzu son “kahramanlık” tiyatrosuyla birlikte taciz boyutuna ulaştı. Özellikle Kenan’ın rüyasında verilen “sabrettim, azmettim, ısrar ettim kazandım” alt metni sinir bozucuydu. Aşk sabırla olur ama ısrarla olmaz. Kalp kazanılmaz, verilir. Selin’in bu iki avanakta da gönlü yok (lakin Türk dizisi olduğuna göre sonunda Levent’e varacaktır). Bu gün gibi açıkken, Levent ve Kenan’ın bu davranışları çok yersiz.

Gelecek bölümde tabii ki bu çakma hamilelik gerilimi, olayı Hale’nin üstlenmesiyle kapanacak. Ve fakat bu muhabbet dolayısıyla da ayrılık mevzusu unutulacak, ailece birlik ve beraberlik çağrıları yapılacak. Uzun zamandır beklediğim, Kertenkele’nin açıldığı kişi acaba Sezgin olabilir mi? Göreceğiz. Selin’in bir bölüm rahatsız edilmeden durduğunu görsem dişimi kıracağım. Umuyorum Hale ile Ünsal arasındaki gerginlik de gelecek bölüm son bulur. Mizah dozunun arttığı, sıcak ilişkilerin kalpleri ısıttığı, Kertenkele’nin Hicabi’ye kızmadığı, Sezgin’in artık evine döndüğü, Betül’ün abisine kavuştuğu, Semih’in organ mafyasının elinde telef olduğu bir bölüm dileğiyle haftaya görüşene dek esen kalın efendim.

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER