Ziya’nın fendi Zehra’yı yendi
Bu günleri de göreceğiz inşallah!
Cumartesi’lerimizi şenlendiren dizi Kertenkele’nin üçüncü bölümü yine sürüsüyle olaya gebeydi. Bir hırsızın sahte imam kılığında doğru yolu bulma hikayesini anlatan Kertenkele, hızlı temposu ve eğlenceli senaryosuyla ekranlarda gerçekten yeni bir soluk. Her hafta iki saatlik yayın süresine ulaşsa da, bu iki saat boyunca Türk dizilerinin vazgeçilmezi göz süzme, kirpik titretme, sessiz bakışma ve müzik klibi tadındaki sahnelerin hiçbirini kullanmamasıyla beni gerçekten mest ediyor. Hikayenin pek çok eksiği, açığı olsa da çok düzgün ve esprili bir şekilde işleniyor. Bu sayede hiç sıkılmadan izleyebiliyorsunuz. Belli ki ekibi de bu işi keyifle yapıyor. Umarım dizi bu çizgisini bozmadan devam eder.

Gelelim bu haftanın olaylarına. Geçen bölümün sonunda şans eseri Ekrem beyin evinin kapısında çiçekle beliren Kertenkele, Zehra’nın sahte koca adayı oyununu sürdürüyor. Fakat, aslında kötü niyetli bir şekilde olmasa bile, Zehra’nın “can simdi oldu bu bana, evlenmemizin fikri bile şaka gibi ama,” demesi Kertenkele’nin sinirlerini hoplatıyor. Zira kendisi aynı zamanda İstanbul gecelerinin amansız çapkınlarından.

İlk bölümde iyi bir hırsız, tırmanışçı; geçen bölümde iyi bir araba tamircisi, piyanist, dövüşçü ve ressam olduğunu öğrendiğimiz Kertenkele’nin, bu bölümde de iyi bir poker ustası olduğu ortaya çıkıyor. Şevket, Kenan’ın camiye bağışladığı 500 bin TL’yi çalıp kumarda kaybediyor. Kertenkele rakiplerinden parayı istiyor fakat alamayınca cübbeyi sarığı bırakıp masaya oturuyor. Gecenin sonunda bütün parayı ve fazlasını, hem de beklentilerin aksine hiç hile yapmadan, geri almasına rağmen sadece 500 bin TL’yi alıp üstünü masada bırakıyor. Bu noktada Kertenkele’nin “doğru yola” evriminin basamaklarından birine şahit oluyoruz.

Bu arada Erol beyin başını çektiği ve Namık’ın gazladığı mahalle cemaati, Kertenkele’nin paraları alıp kaçtığını düşünse de Kertenkele elinde çantayla gelip herkesi utandırıyor. Ertesi sabah, gece dışarıda yattığından üstü açık kalmış olacak ki, kabusunda mahallelinin üzerine çullandığını, Namık’ın onun sahte imam olduğunu söyleyip Kertenkele diye hitap ettiğini, tam bu sırada komiser Ünsal’ın tutuklamak üzere geldiğini, fakat nihayetinde Kenan’ın gelip onu vurduğunu görüyor.

Canım insanın üzerine de bu kadar gelinmez ki, hepiniz toplanmışsınız!

Öte yandan Ekrem bey Kertenkele’nin Zehra’yı bir saldırıdan kurtardığını da duyunca bu izdivacı tamamına erdirmek için heyecandan çıldırıyor. Tek çıldıran o değil tabii, Zehra’nın imamla evleneceğini duyan Çağatay da gemileri yakmış. Kertenkele’ye sataşıyor, tabii Kertenkele müthiş bir dövüşçü olduğu için, durur mu, ümüğünü sıkıveriyor Çağatay’ın hemen. Ayrıca çok da zeki olduğu için Zehra’ya adamları Çağatay’ın saldırttığını anlayıveriyor. Öç yeminleri eden Çağatay çareyi Tülay hanıma açılıp, “vallahi adam tutmuş Zehra’nın gözünde kahraman olmak için!” diyor. Bu hikayede görmek istemediğimiz iğrenç fitnelerden bunlar. Senaristlerden ricamız, diğer dizilerde bolca bulunan bu tip iğrenç karakterlerden ve hikayelerden kaçınmaları. Bir diziyi de huzurla izleyelim yahu.

Bölümün en önemli konusu tabii Zehra’nın sahte evliliğiydi. Zehra’ya ayar olan Kertenkele, oyunu devam ettirmeyeceğini, ve kimseyi üzmemek adına Zehra’nın da bu oyunu bir an önce bitirmesi gerektiğini söylüyor. Zehra ise çaresiz kaldığı için en yakın arkadaşı Selin ile birlikte Kertenkele’yi ikna edecek formüller üzerinde çalışıyor. Bu noktada oldukça komik sahneler izliyoruz; Zehra yere ekmek düşürmüş gibi yapıp öpüp başına koyuyor, başörtüsü alıp başını bağlıyor, hocaya gidip muska istiyor! Muska için (ve aynı zamanda Kertenkele için) Seval ile bile kapışıyor!

Çakma da olsa koskoca imam, yere düşen ekmek numarasını yer mi?

Kertenkele ise erkeklerin içlerinin yağlarını eritiyor! Gına gelmişti dizilerde hep kadınların peşinde koşan erkeklerin dramını izlemekten. Ne bu cinsiyetçilik canım? Ezber bozan Kertenkele, Zehra’nın  sözlerini burnundan getirmeye kararlı bir şekilde her seferinde uygun bir şekilde reddediyor Zehra’yı. Bildiginiz, peşinden koşturuyor. Zehra’nın her denemesinde içimde bir korkuyla “bari kanmasa bu sefer Kertenkele,” dedim ama, kendisi yüzümüzü hiç kara çıkartmadı! Önce, “ben din adamıyım, yakışık almaz,” diye reddetti, sonra “uygun olmaz,” dedi, sonra muska olayında bile “ben muska filan yazmıyorum!” deyip, bir taşla iki kuşu birden vurdu! Hem gerçek bir dinadamı gibi konuştu, hem de Zehra’yı tekrar reddetmiş oldu. Açıkçası, Zehra gibi bir kadını peşinden koşturan Kertenkele, uzun zamandır beklediğimiz erkek arketipi :) Dizinin senaristleri, din adamları gibi çok ince bir konu ile uğraştıklarının farkında, çok dikkatli çalışıyorlar. Selin, muska sahnesinden sonra, “en azından üfürükçü çıkmadı hoca,” diyor ve güzel ve ince bir gönderme yapıyor.

Dizide o kadar çok şey oluyor ki, hepsini anlatmak çok güç açıkçası. Dikkatleri çeken bir başka bölüm ise Kertenkele’nin kardeşiyle karşılaşması ve flashback tadında bir sahne ile eski günlerine dönmesiydi. Betül hanım, çocuk doktoru ve hastalarına oyuncaklar almış giderken yolda düşürüyor. Kertenkele toplaması için yardım ederken bir ayıcığa ikisi birden uzanıyor ve çekiştirmeye başlıyorlar. İkisi de bir anda geçmişte yaşadıkları bir anıyı hatırlıyor ve gözleri doluyor. Umarım burada abi kardeş olduklarını hissetmişlerdir! Bir an önce kavuşmalarını diliyorum, çok masumlar.

Dizi Kertenkele’nin sahte pasaportçuya gitmesi ile son buluyor. Tam o anda polis ve Kenan’ın adamları Kertenkele’yi basıyor. Tabii kaçmayı başarıyor ama pasaportçu da baskın korkusundan pasaportunu yakmış oluyor. Biz de burada ikilemde kalıyoruz; bir yanımız, hırsız bile olsa bu kadar iyi birinin yakalanmasından endişe duyup, hemen yurtdışına kaçmasını isterken diğer yanımız mahallede – tabii yine yakalanmadan – kalıp Zehra ile mutlu olmasını, Betül’e, kardeşine kavuşmasını istiyor.

Betül demişken, Kertenkele gibi zeki biri isim benzerliğinden çoktan anlamış olmalıydı kardeşi olduğunu ama, haydi neyse!
Önümüzdeki bölümde Çağatay pisliklerine devam edecek gibi duruyor. En büyük temennim Kertenkele’nin Çağatay’ı bir an önce haklaması. Çağatay da, şirret Tülin de bu hikayeye yakışmayan karakterler. Gardiyan Levent de aynı şekilde, Selin’i taciz eden yapış yapış, gereksiz, karikatürize bir karakter.

Yazımı sonlandırırken geçen haftaiçi çıkan bir tartışmaya değinmek istiyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı dizilerin camilerde görüntü almasını yasaklamış. Sebebi de din adamlarının kötü bir şekilde gösteriliyor oluşuymuş. Diziyi izlememişler ama hassasiyetlere yabancı kalamazlarmış. Ayrıca kanal yöneticilerine ve dizi yapımcılarına da aba altından sopa göstermişler. Açıkçası bütün bu olan biteni anlamak çok güç! Kertenkele oldukça iyi bir dizi ve baş kahramanın din ile tanışıp doğru yolu bulma hikayesi ise ilham verici. Umarım bu yasakçı zihniyet bir an önce ortadan kalkar. Bir dizi din adamlarını kötü gösterse bile yayınlanmasını engellemek korkunç; Türkiye’ye yakışmıyor. Öte yandan, yandaş medyanın ATV savunuculuğu yaparken kullandığı kelimeler ise beni hayrete düşürdü! Medya bitmiş yahu!

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER