Dile gelmemiş özürler çok can yakar
Bu bölüm Nilüfer ve Metin aşkı için de bir sınama idi aslında. Nilüfer, CD’de kocacığının sesinden Elif hakkındaki gerçekleri öğrendiğinde, aşkının pembesi yok oldu. Birdenbire duymaya kapattığı kulakları Metin’in sesi ile çınlarken, bir yandan da inanmaya kapattığı kalbi Elif’in yakarışları ile doldu. Tam bir şey yüklerken elektrik kesilir de yükleme eksik kalır ya. Nilüfer için Metin o elektrik kesintisi. Metin, Roma’ya giderek aradan çekilince, Nilüfer'in bu zamana kadar ötelediği ne varsa zihnine üşüşmeye başladı. Yine de %99’da takılı kalmış olmalı ki bu yükleme, bir umut Metin’i arayarak doğrulara ulaşmaya çalıştı. Eğer Nilüfer’in kurnaz bir planı yok ise kimse kızmasın Nilüfer aşkında testte kaldı. İlk fırsatta Mert’i çağırması, onunla Makinos’a gitme planları yapması anlaşılır gelmedi bana. Öte yandan Nilüfer aslında hala küçük bir çocuk. Hali hazırda annesi ve babasını da kaybettiği için hayattan tutunacak bir dal istiyor. Belki de bu yüzden güvendiği ilk kişinin peşine takılıyor. Ancak her yol gösteren parlak bir yıldız olmuyor. Bazen Metin gibi kara bir kuş da olabiliyor. Şimdi Nilüfer bu kuşun peşinden gittiği için ablasına bir özür borçlu hissediyor kendini. Bu özrü dile getirememiş olması ise canını çok yakıyor.

Herkes kendi derdinde. Biri Metin'e ağıt yakar biri Levent'e.

Bu bölümün tanıtımları her ne kadar aşk üzerine kurulmuş olsa da, aslında Metin’in, junior Tayyar olma yollarındaki taht oyunlarını izledik. Metin için Roma bir taraftan balayı olacakken bir yandan da Tayyar ve Ömer ile oynadığı satranç oyununun son hamlesi de olacaktı. Tayyar’ı nakavt ederken, Ömer’i mat edecekti. Fakat balayı planları Nilüfer’in, Metin’in Elif’e talimat verdiği CD’yi bulması yüzünden gerçekleşemedi. Metin hayattan fena halde alacaklı. Bu nedenle küçük taht oyunlarına ihtiyacı var. En başından kim olduğu bile yalan olan bir insanın hayatını yalanlar üzerinden yaşaması şaşırtıcı olmasa gerek. Aşkı da böyle yaşıyor. Yalanlarından bir dünya kurarak kendi gerçekliğini yaratıyor. Bu gerçekliğin tek prensesi var Nilüfer.

Nilüfer’den önce Tayyar’dan almayı planladığı intikam kuşkusuz daha kanlı ve daha acımasız iken şimdi Nilüfer ile yoluna devam edebilmek için daha kurnaz bir plana ihtiyacı var. Bilgi güçtür. Bunun farkında. Karanlığın ortasında, elindeki bilgiler Metin’in yolunu aydınlatıyor ve Nilüfer ile bir gelecek umudu veriyor. Bu bölüm gördük ki Metin Ömer’i kumpasa düşürdü. Belli ki onu Tayyar’a yem edecek. Tayyar’ın gözünü boyarken, ondan çaldığı elmasları görmemesini sağlayacak. Ne demiş Yazar, “Ancak bir benzerim öldürebilir beni!” Tayyar’ın göremediği bu. Tayyar’ı, onun gölgesi kadar kendine yakın, aynı kanı paylaşan Metin’den başka kim öldürebilir ki? Ellerine sevdiklerinin kanını bulaştırdığı Hüseyin belki bir de.

Pandoranın kutusu açılıyor.

O blendırda hepimizi doğrar.

Ömer’i Hüseyin, Elif ‘i ve aşkını Metin kurtaracakken, bence Denizerler'i de Aslı kurtaracak. Nilüfer, Mert’e dert yanarken bir şeylerden kuşkulanan Aslı, kibarca Mert’i kovdu. Daha sonra tüm gerçekleri Nilüfer’i sıkıştırınca öğrendi (Nilüfer’in bildiği versiyon kadar). Her ne kadar hala annesi ile ilgili anılarını bastırsa da bu bölüm sanki zihnindeki kapalı kutunun kapağı aralandı gibi. Bir Aslı’yı izlerken bir Bahar’ı izlerken etrafındaki erkekleri tutup sarsasım geliyor. Gidip yanlarına “deli misin oğlum sen, bilmiyor musun ormanda en tehlikeli şey yaralı dişi bir aslandır!” diyesim var. Ama kendileri kaşındılar kendileri çekecekler. Misal Levent, Bahar hiç o aşkı sana yaşatır mı? Bir de gidip kızın yüzüne söylüyorsun “ben Elif’e aşık oldum” diye. Bahar’ın elinde buz kıracağı olmadığına şükret. Yoksa kevgire dönmüştün çoktan. Bahar’ı kızdırırsan, seni incitmesi için alet edevata ihtiyacı yok. Ondaki o dil var ya o dil. Seni öldürür, canlandırır; yeniden öldürür ve bu en az 4863 kere daha böyle devam edebilir.

Karı Koca Andaç'ların soyunu kurutacaklar bu gidişle.

O dilden bir de Melike’de de var ve bu sefer mecazi anlamda değil gerçekten birini öldürdü. Tamam şimdi suçlu elbette ki Melike değildi. Diğerleri onu fena kışkırttı ama yine de insanın dilinin bir ölçüsü olur. Pişmanlıklar yanlış zamanda verdiğimiz doğru kararlardır aslında. Melike de yanlış zamanda doğruları söylemeye çalıştı ama dizimizin başından eksik olmayan Azrail yine geldi ve Sibel’in babası da öldü. Ah Hüseyin herkesin hayatında kendi pişmanlıklarını, keşkelerini gören Hüseyin. Melike’yi mi teselli ettin kendini mi acaba? Yüzyıllardır soyumuz tükenmiyorsa bence şu özelliğimize minnettar olmalıyız: alışmak. Evet, çoğu zaman alışmak ölmekten daha beter oluyor. Ancak Hüseyin’in dediği gibi her yüke rağmen devam edebilmemizin sebebi de bu.

Bazen mola vermek iyidir.

Evrenler bir patlama ile, bebekler tek bir kalp atışı ile oluşurken, Ömer bir dokunsa Elif ile destanlar yazacak ama 20 bölümdür bizi deli etmeye devam ediyor. Açık söyleyeceğim, Ömer’in tavrına kızıyorum. Tamam, Ömer’in sürekli Elif’i suçlaması, Elif’e yalanlar üzerinden kızması ileride Ömer kendi hayatı (babası ile ilgili) ve abisi ile ilgili gerçekleri öğrenince büyük bir hayal kırıklığı yaşayıp; belki de bu nedenle Elif’ten uzaklaşmasını sağlamak için. Çünkü o vakit geldiğinde Ömer şuan Elif’e yaptıklarını hatırlayacak ve her biri için tek tek özür dilemek isteyecek ama çok geç kalmış olacak. Tüm bunlara rağmen ben de Elif’in isyanlarındayım ve sonuna kadar da Elif’i haklı buluyorum. Yine de Ömer, bu özürlerden birini pinokyo hediyesi ile yapmış oldu.

Roma'da aşk başkadır.

Ömer’e olan kızgınlığımı ise Roma sahneleri aldı diyebilirim. Birbirileri ile didişmelerini sevsem de 19 bölümdür gına geldiği için birbirlerini kıskanmalarını daha çok seviyorum. Bu bölümde geçmiş aşklarına gidip; Ömer’in Elif’i bir ortaokul bebesinden bile kıskanması, naif ama iç ısıtan bir sahne idi. Kim bilir belki de Elif’i (hayatının aşkını) ilk öpen o olamadığı içindir.

Oh çok şükür bu hafta endorfini depoladık.

Bir film insanın hayatını nasıl değiştirir Elif’in Roma sevgisinde gördük. Belki de aynı şehirde geçen Cahil Periler filmi ile hayatım değiştiği içindir, onu çok iyi anladım. Kaosun içinde Elif ile Ömer, hayat değiştiren Roma Tatili filmine kendi hikâyelerini yazdılar. Doğruyu söyleyin pek çoğunuz bu sahnelerde, aynı zamanda Roma biletlerine baktı değil mi? Şahsen ben Haziran için kendime bilet ayırttım. Yalnız ATV’den özel bir ricam olacak bir daha böyle endorfin dolu bir bölümden önce uyarı yazsınlar: “Bu bölümü sevgilinizden uzakta izlemeyiniz!” diye. Yoksa benim gibi sahneden sonra tek öptüğünüz evdeki kedi oluyor. Dahası Elif ile Ömer’in yalan testini geçtikten sonra dondurma yerlerken ki öpüşmeleri, kanımca en güzel öpüşme kategorisine girmeli çünkü o şehvete ne dondurmalar eridi ne de dondurmaları ellerinden düşürdüler. Yalnız sevgili yönetmenim dönen kameraya olan isyanımızı geçen sezonda çokça başka bir projede dile getirmiştik. Lütfen dikkate alınız.

"Bir sahneye silah girmişse kesinlikle patlar." Sami’nin Ömer’e emanet ettiği silahın patlayacağı bir sürpriz değildi. Metin taht oyunlarını çok güzel işledi ve Ömer yine hırsının kurbanı oldu. Kuzu gibi tuzağın içine girdi. Ancak Karadayı’yı da izleyenler aşinadır, Elif’in Ömer’e hediye ettiği köstekli saat Ömer’in kurtuluşu olacak. Yeni sezon tanıtımlarında gördüğümüz Ömer’in kelepçeli ellerinin nedenini 21. Bölümde göreceğiz. Sanırım Ömer, Metin’in kızını koz olarak tuttuğu adamı vurdu.

Sami'yi hiç sevmedik biz.

Bu bölüm sonunda aklımı kurcalayan şey ise Sami kimin tarafında? Neden operasyonu durdurdu? Dizi bence artık bu tempoda olmalı ve hareketli sahneler daha çok yer almalı çünkü ötesi tekrara giriyor ve sıkıyor. Bir de daha çok Pelin ve Arda lütfen.

Nazım’ı unutmayanlara da selam olsun!

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER