Hayatın en sarsılmaz ve belki de en acı kuralıdır: İyi kalmaya çalıştıkça, kötülükle ve kötü insanlarla sınanmak. “İyiler hep kazanır” cümlesi ise, hayatın içinde defalarca kaybolmuş bizler için koca bir safsatadan, içi boş bir teselliden ibaret.
Adil, Esme, Oruç, Eleni; hatta Fadime ve İso… Hepsi tek bir kötünün karşısında, her bölüm biraz daha eksilerek ayakta kalmaya çalışan karakterler.
Adil’in şaşmayan, kendine Müslüman adaletine kızarken; çalınan hayatına üzülmekten onu bölümlerce yargılayamaz oldum. Yirmi yıl hapis yatmış babasının katili ortadayken, savcının ısrarla Adil’in yakasına azılı bir suçluymuş gibi yapışmasından sıkıldım. Adaletin terazisi savcıda eşit değilken, Adil’in adalet sistemini sorgulamasını nasıl sorgulayabilirim?
Oruç’un; kan dursun, annesi ya da ailesi zarar görmesin diye saklamak zorunda kaldığı yalanların içinde boğulurken, tutunduğu tek dal olan mesleğini kaybedişine mi yanayım… Yoksa Esme’nin yaşadığı çaresizliğe, kaybettiği yirmi yıla, sevdasına ve anneliğine rağmen tüm bunları görmezden gelmeye çalışmasına mı kızayım, bilemedim.
Peki, bir Adil uğruna Esme’ye sırtını dönen; sükût sağlanmışken yine bir Adil uğruna savaşı başlatan Eleni’ye nasıl cephe almayayım? Adil’in kestiği cezaları yargılarken, coğrafyasına ve gerçekliğine hâkim olmadığı bir düzene bu kadar kolay uyum sağlayıp mesleğini hiçe sayan; yaşadıklarını ve yaptıklarını sorgulamayan Eleni’nin amacına, hikâyesine ya da varmak istediği yere nasıl inanayım? Bambaşka bir coğrafyadan gelip yasal adaleti ve doğruları öğretmesi gerekirken, yobazlaşmış bir düzenin parçası olmasını nasıl kabul edeyim? Edemem…
Bencil sevdaları, bencil yalanları ve bencil kararları asla sevmem. Bu yüzden; sırf gerçeği öğrenmek uğruna, inanmasa da Adil’in “göz bebeğim” olarak gördüğü kız kardeşinin “çok seviyorum” haykırışlarına rağmen, geçmiş travmasını İso’nun üzerinden yeniden sınamasını sevmedim.
Bu kadar barış için savaşmış, mesleğini gözden çıkarmış ve en önemlisi kendi babası yüzünden yetim kalmış Oruç’u, kardeşinin canı üzerinden ikinci kez sınamasını Adil’e hiç yakıştıramadım. Bunu bir hata değil, insanlık dışı bir eylem olarak kabul ettim. Bir Şerif’i tüm Fırtına ailesiyle eşdeğer tutmasını da kabul edemem.
Yirmi yıl boyunca tüm acıları, sevdiği yaşasın diye tek başına göğüsleyen Esme’ye “korkak” diyen Adil’i de sevmedim. Esme’nin bir şeyler saklamak zorunda kalmasının sebebi olan, kendi yakıp yıkan ve kontrolsüz hâllerini sorgulamayan Adil’i sevmedim.
Esme deniz kenarında sevdiğini kaybetme korkusuyla çaresizce ağlarken; sıcak evlerinde birbirlerinden teselli bulan Eleni, Adil ve Fadime’nin oluşturduğu o “aile tablosunu” da sevmedim. Esme’nin yalnızlığını, çaresizliğini görmeyen herkese mesafe koydum. O sıkıştıkça ben ona sarıldım, sarmaladım, sırtını sıvazladım. Ona helali hoştur yakıp yıktığı Furtuna konağı da Koçari’ye attığı tokatta.
Senaryo, çatışma noktası çökmesin diye bazen karakterleri öyle bir boğuyor ki; onlar boğuldukça izleyici olarak biz de yoruluyoruz. Ben tam olarak o noktadayım. İyilerin sürekli kaybettiği bir dünyada ne hikâyeye inancım kalıyor ne de karakterlerin verdiği savaşa. Şerif, kayıtlarda yirmi yıl hapis yatmış bir katil. Esme ve İlve’nin ifadesi ortadayken, silah kimin olursa olsun adalet kime inanırdı? Adil’in nerede olduğu bu kadar kolay ispatlanabilecekken, haftalardır bu “silah meselesini” neden sakız gibi çiğniyoruz?
Şirin Furtuna, eğer iddia ettiği kadar masum ve adilse; nikâhsız çocuk doğurdu diye Hicran’ı köyden sürgün ederken, bir kadının canına kıyan ve suçu başkasına atan oğlunu neden hâlâ kolluyor? “Sus, yapma” demekle Şerif’in durmayacağını bile bile bu suça ortak olmak, hangi Furtuna kitabında yazıyor?
Çok severek başladığım bu hikâyede, bugün geldiğim noktada; hikâyesine ve verdiği mücadeleye en çok inandığım karakterler İso ve Fadime. Ne yaşadıklarının farkındalar, ne için savaştıklarını biliyorlar ve aldıkları kararlar kimsenin hayatını yakıp yıkmıyor. Kimseyi de eksiltmiyor.
Evet, bu deniz her hafta taşıyor; ama içindeki iyileri de yutarak, kötüleri hep diri tutarak…
Hikâyeden bağımsız olarak, izlediğim oyunculuklar ise kusursuz. Tüm oyuncu kadrosuna, bizlere böylesine güçlü bir şölen izlettikleri için binlerce kez teşekkür ederim.
Emeklerinize sağlık.