Herhangi bir şeye alerjiniz var mı? Alerjiler genelde mide
bulantısı, karın ağrısı, yüzde kızarıklık gibi belirtiler gösterir. Birinden
etkilenmeye başladığımızda vücudumuzun gösterdiği reaksiyonlar gibi. İlk ve
Son 3. sezonunun merkezindeki Güneş ve Serkan’ın hikayesi Serkan’ın oğlunun
kajuya olan alerjisiyle başlıyor. Bence aşk da biraz size dokunacağını bile
bile kaju yemeye benziyor.
Daha önce sizi hasta ettiğini bildiğiniz bir şeyi belki bu
sefer bir şey olmaz diyerek yemek mantıksız geliyor olabilir ama zaten aşk da
pek mantıklı bir mesele değil. Her seferinde o kajuyu yeriz çünkü yerken
yaşadığımız tatminlik hissi yedikten sonra yaşadığımız acıya ağır basar.
“Gözlerine baktım bir süre. İyi bir insan görmeye o kadar
ihtiyacım vardı ki…”
“Göz göze geldik, güldü bana. Artık karanlığa ne kadar
alışmışsa gözlerim bir anda her yer ışıl ışıl oldu.”
İlk ve Son’un her yeni sezonunun aynı evrende geçmesi,
hikâyeyi gerçek bir dünya gibi hissettiriyor. Güneş ve Serkan’ın hikâyesinin
henüz başındayız; ancak şimdiye kadar anlatılan üç çiftin de benzer yaraları
olsa da bambaşka hikâyelere sahip olduğunu gördük. Tıpkı gerçek hayatta olduğu
gibi. Hepimizin ailelerimizden aldığı yaralar var ve ne kadar istemesek de bunları
hayatımıza aldığımız insanlara yansıtıyoruz. Belki de sorun, kendimizi tamir
etmeden başkasını tamir etmeye çalışmamızda yatıyor.
Dizinin anlatı yapısı da bu yüzden bu kadar sarsıcı. İlk ve
Son, sürekli olarak ilişkiye en yakın an ile en uzak an arasında gidip geliyor.
İzlerken can acıtmasının sebebi ise, en uzak ana tanıklık ederken bile ilişkiyi
hâlâ çok yakın hissettirmesi.
“Aynı böyle biriyle evliydim ben de. Altı yıl. Hasta etti
beni. O kadar sıkılmıştım ki kendimden de ondan da.”
“Bilmez miyim çok iyi anlıyorum seni.”
En acı verici yanlarından diğeri ise çiftlerin ilk
tanıştıkları hâllerinin sonda ayrıldıkları hâllerine dönüşmesi. İlk bölümde
Güneş ve Serkan’ın eski ilişkilerinden bahsettikleri kısa bir an vardı.
Hikâyelerinin sonunu bildiğimiz için, Güneş’in anlattığı kişinin eski kocası
değil de Serkan olduğunu hissettiriyordu. Aynı şekilde Serkan’ın eski karısı da
sanki Güneş’ti. Başka insanlar onları kalplerinin farklı yerlerinden kırmış
olabilir ama kırılan kalp aynı kalp. Belki de nasıl kırıldığından çok, neyin
kırıldığının önemi vardır.
Sevdiğimiz insanları zamanla sevmediğimiz insanlara
dönüştürüyoruz. Sonra da “değişti” diye kırılıyoruz. Aslında beklentiye girerek
kendimizi kırıyoruz. Kajuya alerjisi olan biri ne zaman kaju yerse hastalanır,
unutuyoruz. Oysa belki de yapılması gereken tek şey, seveceğimiz kişiyi olduğu
hâliyle sevebilmek. Ama bu dönüştürme arzusunun altında yatan şey de çoğu zaman
büyüdüğümüz evdeki anne-baba figürleri, yani alıştığımız sevme biçimleri
oluyor.
“Ama bir söz vermiştik birbirimize. Bahçemizdeki kirpiler
gibi olacaktık. Birbirimizi kanatmayacak kadar uzak, üşümeyecek kadar yakın
olacaktık.”
Güneş ve Serkan, ses kaydına aldıkları duygularını gerçekten
birbirlerine söyleyebilselerdi, belki de sonlarını değil; yalnızca ilklerini
izlerdik. Ne kadar alerjiniz olursa olsun, her alerjinin bir panzehiri vardır. Birbirini
kanatmayacak kadar uzak, üşümeyecek kadar yakın olabilmek gibi.