Veliaht: Yara

Veliaht: Yara
“Esenler bir gemi, ganimet sensin.”
 
Yahya için mesele hiçbir zaman yaralarının sarılması olmadı. Hiç düşünmeden Derya’nın elindeki bıçağa uzanabilmesi de bunun en somut göstergesi. Çünkü Yahya, yarasının sarılmasını değil; o yarayı açmaya cesaret edilmesini seviyor. Bu yüzden yeni yaralar açacağını bilse bile Derya’yı seçti. Her defasında seçeceği gibi. Belki Derya onun yaralarını iyileştirmiyor; yaralarını açık tutuyor, kanatıyor, hatırlatıyor. Ama zaten Yahya’nın hayatta kalma biçimi de tam olarak bu: acıyı bastırmak değil, daha da acıtmak; onunla yaşamayı göze almak.
 
“Derya benim, Yahya…”
 
Derya’nın elindeki bıçağı canının yanacağını bile bile sıkı sıkıya tuttuğunda gözlerinde, seviştikleri gecenin sabahında ondan ayrılıp otobüslerini aşkları gibi ateşe verirken gördüğü korkuyu gördü. Bedenindeki titreme de aynıydı. Ondan ve yapabileceklerinden korkuyordu. Yahya’nın gözlerinde her zaman gördüğü tanıdık, güven veren gözleri görmüyordu Derya o sabahtan beri. Ama ellerine Yahya’nın elinden akan kan değdiğinde sanki kanın sıcaklığıyla bir anlığına onu seven Yahya’yı hatırladı. Onu incitmeyecek Yahya’yı. Otobüsün şoför koltuğuna oturmak için yarıştığı Yahya’yı.
 
Daha önce Yahya ve Derya ile ilgili yazdığım yazıda “Emily Brontë’nin Uğultulu Tepeler’inde Heathcliff, Catherine’e olan aşkını ifade etmek için “Benden daha çok bana benziyor onu bu yüzden seviyorum.” sözlerini kullanır ve ekler: “Ruhlarımız her neden yoğrulmuşsa, ikimizin ki de aynı.” Yahya ve Derya’nın ruhları da aynı şekilde yoğrulmuş gibi. Birbirlerine baktıklarında sadece geçmişi değil, içlerindeki o vahşiliği de görüyorlar sanki.” cümlelerini kurmuştum. Dizinin henüz ilk bölümleri yayınlanıyordu ama onlara ilk bakışta bile ruhlarının aynı şeyden yoğrulduğu belliydi. İkisi de birbirlerinde gördükleri bu aynılığa âşık. Göz göze geldiklerinde yalnızca geçmişi değil, birbirlerinin içindeki o karanlık tarafı da görebiliyorlar. Ve bunu, dünyalarında yalnızca birbirleri için yapabiliyorlar.
 
“Niye çaldın kapıyı?”
“E, çalmadan giriyorsun diyordun…”
“Gireceksin tabii, kızım. Mekânın sahibi sensin.”
“Mekân el değiştirdi, Yahya. Başkasının mekânına da destursuz girilmez.”
“Sen ne bakıyorsun tabelanın değiştiğine? Tapu hâlâ aynı kişide. Bizim mekâna çöküleli çok olmuş. Hâlâ haracını yiyorlar. Çok şikâyetçi olduğum söylenemez. Hatta müptelasıyım yani.”
 
Derya’nın Yahya’nın odasına gizlice girip kasasının kilidini açtığında Yahya’nın tek bir an bile ona kızmamasının sebebi de tam olarak bu. Ondaki cürete aşık. Sınır tanımamasına, cesaretine, istemekten çekinmemesine… Derya ne kadar fazlasını isterse istesin, o istediklerini alırken Yahya öylece durup onu izliyor ve bundan tatmin oluyor.
 
“Mekânın sahibi benim ya Yahya…”
 
Onlar için mekân bir oda, bir otogar ya da bir kasa değil. Mekân, birbirleri. Derya’nın haddini aşması gibi bir durum söz konusu değil çünkü Yahya’nın tüm benliği zaten ona ait. Haracını bile o kesiyor.
 
“Sanki eve dönmüşüm de seni bulmuşum gibi.”
 
Derya’nın odasına izinsiz girmesinden, eşyalarını karıştırmasından dolayı -ki zaten karıştırılan eşyalar bile Derya’ya ait- şikayetçi değil, aksine onu odasında bulduğu anlar hoşuna gidiyor, içine dolan tanıdık his geçmişin özlemini az da olsa dindiriyor. Anahtarlarını unuttuğu için boynuna astığı sevgilisi artık kilidi açıp eve gelmediğinden, ev de Yahya için bir süredir dört duvardan ibaret değil ama yine de insanın düşünmeden döndüğü yer. Sanki yıllar sonra bir kapıyı açmış ve her şey yerli yerindeymiş gibi. Onlar için ayrılmalarının bir önemi yok çünkü ne kadar birbirleriyle dertleri olsa da ne kadar yaralansalar da hala birbirlerine aitler.
 
“Benim haracımı yer misin?”
 
Veliaht’ın güçlü dinamiklerle, dert edinilerek yazıldığını izlerken hissediyorum. Özellikle yayınlanan son bölümünün çatışma sekansı aslında dizinin başından beri ana konu olan veliahtlığa bir cevap niteliği taşıyor. Üstelik veliaht denince akla gelen erkek çocuk algısını yıkacak cinsten. Veliahtlık kavramı Yahya ve Derya çift için de önem taşıyor.

Veliaht kelimesi, sözlükte bir makamın, bir gücün, bir düzenin devralınması demek. Ama Veliaht’ta veliahtlık yalnızca taht değil; aynı zamanda günahkanborç ve bedel mirası demek. Haraç da biraz budur. Yahya yıllar önce Derya’ya otobüsün anahtarlığına takılı bir tek taşla evlenme teklifi ederken “Benimle evlenir misin?” diye değil de “Benim haracımı yer misin?” diye sorduğunda düzenimin bir parçası olur musun, karanlığıma ortak olur musun diye de soruyor aslında.

Yahya’nın haraçla kurduğu ilişki, Derya’ya kıyamayışını daha da görünür kılıyor. Çünkü haraç, insanın kendine ait olmayan bir şeyden zorla aldığı bedeldir. Yahya otogardaki herkesten haraç alabilir ama Derya’dan alamaz. Tüm otogarı yakabilir ama Derya’yı yakamaz. Ömrünü verdiği intikamı alırken bile ona kıyamaz çünkü Derya, Yahya’nın bedel biçemediği tek şey. Bu yüzden ona ettiği evlilik teklifi de bir soru değil teslimiyet aslında; sana bedel olayım demenin başka bir şekli.
 
“Benim yolum belli. Evvelim de o oldu belli ki ecelim de o olacak.”
 
Bazen birini çok sevseniz de onu terk etmek zorunda kalırsınız ve içinizde sessiz bir bencillik uyanır. Siz ayrılmış olsanız bile, onun peşinizden gelmesini beklersiniz. Çünkü sizin için artık başka bir çare kalmamıştır; oysa onun hâlâ bir çaresi varmış gibi hissedersiniz. Gitmek, çoğu zaman ardınızda bıraktığınız kişiden vazgeçtiğiniz anlamına gelmez. Derya için de öyleydi. Hayatı boyunca “çare” olmasına izin verilmemiş Derya, belki de ilk kez birinden kendisine çare olmasını beklemiş. Yahya ise ne yazık ki çaresi olamamış ve bu gidişi habersizce gerçek bir terk edişe dönüştürmüş.
 
“Çekip gittin, terk ettin ya beni. Acaba diyorum o yüzden haberim olmamış olabilir mi?”
“Olsaydı Yahya. Dayansaydın kapıma niye terk ettin lan beni deseydin Basarım o düğünü yakarım hepinizi deseydin.”
 
Kaybettikleri bebek bambaşka bir hayatın ihtimaliymiş aslında. Bugün var olan bebekse, geçmişin onlara tanıdığı yeni bir ihtimalin şansı. Kars sekansının sinematografik şöleninin yanında uyandırdığı yenilik hissiyatı gibi bu yeni dönem, havanın soğukluğuna rağmen Yahya ve Derya için de yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.

Aynı yaradan doğan ama bu kez hayatta kalması istenen Yahya’ya ait bir umut taşıyor Derya içinde. Belki de bu umut yılkı atlarının yeniden koşmasına sebep olur.
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER