Uzak Şehir: Yapboz

Uzak Şehir: Yapboz
Yapıp bozmak ve yeniden yapmak, bir ilişkiye oldukça benzer. Şahin ve Nare’yi bir yapbozun parçalarına benzetiyorum; ama yalnızca birbirlerine uyumlu oldukları için değil. Bazen yapboz yaparken iki parçayı bir türlü yan yana getiremezsiniz; yerine başka parçalar denersiniz, uymaz. Parçaların eksik olduğunu sanır, umutsuzluğa kapılırsınız. Ama sonunda o iki parça birbirini bulur ve yapboz tamamlanır. Tam tamamlandığında bozulabilir, parçaları dağılabilir. Ama yeniden yapmaya başladığınızda aynı parçaların aynı yerleri bulduklarını görürsünüz. Çünkü bazı parçalar, ne kadar dağılsa da başka hiçbir yere ait değillerdir.

“Aynı düşünceleri ve aynı hisleri paylaşmıyor olabiliriz belki. Ama bu fikir ayrılığı sebebiyle saatlerce kavga etsek ve birimiz yorgun düşüp uyuyakalsa, bir diğeri gidip onun üstünü örterdi. Yetmez mi?”

Onların hikâyesini hâlâ ayakta tutan şey tam olarak bu. Aynı yerden bakamadıkları, aynı fikirde olamadıkları, hatta birbirlerini yoracak kadar incittikleri oldu ama bütün bunların sonunda, yorgun düştüklerinde, üstlerini örtmeyi hiç unutmadılar. Yine unutmayacaklarını biliyorum. Çünkü resimlerinin tamamlanması için yan yana olmaları gerekli. Sevgi biraz da aynı yerde kalmayı başarabilmek, aynı resmin parçası olabilmek demek; ev soğuduğunda çıkıp gitmemek, içeride kalıp ısıtmaya çalışmak gibi.

Uzak Şehir’in ilk sezonunda birbirine kıyamayan iki kişinin aşk hikayesini tanıklık ediyorduk. Ve o ikiliyi özledim. Sanırım sevgimiz somutlaştığında, yani sevdiğimiz bizim olduğunda, bu durum aşkı daha vazgeçilebilir kılıyor. Ne acı ki sahip olma duygusu arttıkça, sevmenin kırılganlığı azalıyordur. Belki de bu yüzden son bölümlerde izlediğim gerilim bana yabancı geliyor. Bu kadar bedel ödemiş, bu kadar kaybetmiş, bu kadar beklemiş iki insanın arasına, böylesine kolay sızan bir huzursuzluk aşklarının ağırlığını karşılamıyor çünkü.

Şahin’in rahatsızlığının altı boş bir kıskançlıktan çok, geçmişten gelen bir yetememe duygusu; Nare’nin kendi için bir alan açma çabasının ise var olma isteği olduğunu düşünüyorum. Nare de Şahin gibi bir çocukları olmasını deliler gibi istiyor. Ama belki de hayatında ilk kez, çalışarak, yalnızca kendisi için bir şey yapmak istedi. Kendine ait bir oda, bir iş… Tüm ömrü Şahin’e kavuşmaya çalışarak geçmiş bir kadının, sonunda kavuşmanın o bitmeyecek mutluluğunu yaşarken, kendine dair bir alan da istemesi çok mu fazla? Yalnızca birlikte değil, ayrı ayrı da mutlu olabilecekleri bir hayat düşlüyor Nare. Yalnızca erkeklerin kendine alan açabildiği bir çağda yaşamıyorlar. Evet, orası Mardin. Ama o da Nare.

Yalçın’ın varlığı bu dengeyi daha da hassas bir yere taşıyor. Şahin’in huzursuzluğundan doğan kıskançlığın, Nare’yi başkasına kaptırma korkusundan çok, kendini yeniden sorgulamak zorunda kalmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Bir başkasının Nare’ye alan açabilmesi, Şahin’e geçmişte açamadığı alanları hatırlatıyor. Ve Nare’nin gülümsemesine şahit olduğu her yeni anda, onu gülümsetemediği, koruyamadığı, yanında duramadığı, yetemediğini sandığı bütün anlarla yeniden yüzleşiyor. Bu yüzden Yalçın’ın Nare’ye yönelen bakışları, aslında dönüp dolaşıp Şahin’e değiyor. Nare’ye olan sert tavrını haklı çıkartmasa da bence sebebi tam olarak burada yatıyor. Yetemediğini sandığı her an, içinde kendisi için büyüttüğü öfke Nare’ye çarpıyor ve Nare’yi kırıyor. Oysa Nare’nin kalbinde Şahin’in yeri hiçbir zaman eksiklikle tanımlanmadı.

Şahin’in Nare’ye yetememesi mümkün bile değildi. En az olduğu anlarda bile ona yetmişti. Onu göremediği günler; sırf onu görebilmek için konağa gittiği günler… Arabasını evinin önüne çekip uzaktan işe gidişini izlediği günler… Şahin şu an kocası olmasına rağmen hâlâ onu izlemeye devam ediyor; gözü hep gözünde olsun istiyor, bakışı bakışında… Kendisi sahnedeyken bile gözleri onun üzerinde. Geçmişte Şahin’i onun içinden yok etmek için çok çabalamışlardı, hatta bizzat kendisi de yapmıştı bunu. Ama hiçbir çaba işe yaramamıştı. Kalbi ne sesini ne kokusunu ne dokunuşunu ne de Şahin’in kendisini unutturamamıştı. Ona her zaman yetmişti. Hiç olmadığında bile.

Yazılan hikâye bu inceliği kaçırdığında, aşk ister istemez daha harcanabilir bir şeye dönüşüyor. Şahin hiçbir zaman karısını kısıtlamaya çalışan, olduğu kişiyle mutlu olamayan ya da gurur duymayan bir adam olmadı. Tam tersine, Nare’nin varlığını küçültmek değil, çoğaltmak istedi hep. Bir bebeklerinin olmasını istemesinin bile en büyük sebebi de buydu; Nare’yi çoğaltmak. Bu yüzden Şahin’in kendine yenilmesini değil; Nare’nin içindeki küçük kız çocuğu büyürken, onu uzaktan gülümseyerek izlediği, alkışlayarak destek olduğu bir hikâye izlemek isterim.

İçinde bulundukları hikâye Şahin ve Nare’yi ayrıştırmaya çalışsa da onları duygusal olarak ayırmayı hiçbir zaman başaramıyor. Kalpleri başka bir ihtimali gerçekten kabul edemediğinden üzerlerine giydirilen farklı ihtimaller de eğreti duruyor.

Çünkü onların resmi yan yana olmadıklarında tamamlanamaz. Ve aşkları tam da bu yüzden, bozulsa bile dağılmaz.
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER