Kurmacanın gerçek kadınlarına sevgiyle..

Hancıların Sultan: (Şerif Sezer - Çemberimde Gül Oya) 

Yapımcılığını Avşar Film'in üstlendiği Çemberimde Gül Oya 2004 yılında Kanal D’de yayınlandı. Proje tasarımını Tomris Giritlioğlu’nun yaptığı (Tomris Hanım toplumsal kırılmalar yaşayan yakın tarihimizi fona alan projelerine Hatırla Sevgili ile de devam etti) Çağan Irmak’ın senaryosunu yazdığı ve aynı zamanda yönetmenliğini yaptığı dizi bir sezon sürdü ve Temmuz 2005’te final yaptı. 40 bölüm boyunca flashbacklarle geçmişe dönerek ve aynı zamanda da günümüzdeki güncel hayatlarını da göstererek Yurdanur ve Mehmet’in hayatını ve değişen zamanın şekillendirdiği toplumsal yaşamı izledik. 

Mehmet ile Yurdanur genç bir aşkın birbirine münasip görülmeyen taraflarıydı. Zengin bir kız ile mütevazı bir ailenin sol görüşlü oğulları birbirini bulmuştu. Fakat zengin iş insanı Dinçer Bey genç aşıkların evlenmelerine izin vermedi. Mehmet’in kovulduğu evden Yurdanur ’’çıktığım zaman geri dönemeyeceğim bir ev zaten benim evim değildir, hiç olmamıştır’’ diyerek çıktı. Yurdanur kendi evini bulma umuduyla Mehmet’in elini tuttu ve hikâye başladı. Evlendiler ve Mehmet’in öğrencilik yıllarında arkadaşları ile kaldığı bekar odasına yerleştiler. Böylece Yurdanur ve Mehmet; kızı ve damadı Almanya’da çalışan Suna, Sunanın torunu Ercan ve Gazi dede; Sultan, İbrahim ve kızları Zarife ve pavyonda şarkı söyleyerek hayatını kazanan Canan ile birlikte Madam Niki’nin konağında yaşamaya başladı. Hepsi birbirinden farklı bu kadınların arasında önce köfte etine ekmek karıştırarak onu çoğaltmayı sonra hayatı, gerçekleri ve mücadeleyi öğrendi. 

Hikâyenin merkezinde Yurdanur’un çok belirgin dönüşümünü izlerken, Sultan’ın sakin sakin köklerinden, geleneklerinden, varoluşundan yayılan gücüne tanık olduk. Konağa gelen yeni geline (Yurdanur) babasının rızasını almadan evlendiği için tavır koyan ama aynı zamanda devletin rıza göstermediği genç adamlar yaka paça evlerinden alınırken kendini ‘’güçlünün’’ önüne atıp o ‘’evlatların’’ papuçlarını giydiren bir kadındı Sultan. Babaya, ataya yüz çevrilmez diye düşünüyordu ama baba, ata zalimse, evladına elinde bıçakla saldırabilecek kadar gözü kör olmuşsa o bıçağın üzerine atlayacak kadar korkusuzdu. ‘’Ev kadını’’ haliyle yıllar sonra okuma yazma öğrenecek kadar azimliydi. Kadın evin dışına çıkmalı, ekonomiye katkı sağlamalı, eşit iş eşit maaş demek aklına gelmezdi belki ama Yurdanur ile ortak olup ‘’evden hazır ettiği’’ kebapları satarak, rızıklarını çıkaracak kadar cesurdu. Sultan yanında hadi yapalım diyen başka kadınların gücünü bulunca ekmeğinin peşine düşebilen, insanlıktan hiç vazgeçmeyen, utanmayı bilen, pişman olabilen, öyle büyük cümlelerle değil attığı küçük küçük adımlarla gücünü bangır bangır fısıldayan bir kadın olarak sürdürdü hikayesini hayatından vazgeçtiği ana dek. Usulca, sadece evinin içinden ve gönlünün tam ortasından gelen bir hakkaniyetle yaşamı kavrayan ‘’Hancıların Sultan’’ sokaktaki, evdeki, bağdaki, bahçedeki, bulaşık yıkadıktan sonra içilen o kahvedeki kadar gerçek ve güçlü olduğun için teşekkürler…  
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER