2018'in Bekleneni Veremeyen Yeni Yabancı Dizileri

2018'in Bekleneni Veremeyen Yeni Yabancı Dizileri
Dün Arman Güvenç'in yılın en iyi dizisi olarak seçtiği When Heroes Fly'la ilgili sitedeki yazısına denk geldikten sonra ben de yıl içinde ekrana gelen ama pek de memnun olmadığım, daha doğrusu bekleneni veremeyen yeni dizileri düşünmeye başladım. Sonrasında öne çıkan bazı dizilerden kısa kısa bahsetmek istedim.

Aşağıdakiler tabii ki benim izlediğim dizilerden seçme. Sizin de beğenmedikleriniz varsa ekleyebilirsiniz.

1) Altered Carbon (Netflix)

Aslında başlamadan önce her şey yolundaydı, Joel Kinnaman ve James Purefoy'lu bir Netflix dizisinden bahsediyoruz sonuçta. Ama sonrasında işler hiç de öyle olmadı ve sezonu tamamlamadan veda ediverdim. Senaryosunun iç sıkıcı olması ve sanki bir yere varamaması bir tarafa oyunculuklarının da tatmin ettiğini de iddia edemeyeceğim. "Cyberpunk" türüne alışık olmamamdan mı kaynaklanıyor diye şüpheye düştüğüm zamanlar oldu sayesinde.

Gerçi Netflix yüksek bütçesine rağmen Anthony Mackie'nin başrolde olacağı ve Richard K. Morgan'ın serisinin ikinci kitabına dayanacak yeni sezona onay verdi bile.

2) Nightflyers (Syfy)

Hikayesi uzayda geçen yapımlarla aramın pek de iyi olduğunu iddia edemeyeceğim. Ama insan dizinin George R.R. Martin'inn kitabından uyarlandığını bilerek izleyince daha fazlasını bekliyor. Hiç değilse "böyle" bir şeyi beklemiyor. Harbiden de Syfy kalitesinde iş çıkmış desem yeri.

Oyunculukları hadi koy kenera, insanın senaryonun nereye varacağını tahmin etme isteği uyanmıyor. Birisi çıkıp herkesi öldürse niye diye sorgulamam diye düşündüğümü fark ettiğim noktada durdum zaten işte. Gerçekten gerek yok.

3) The Rain (Netflix)

Netflix'in Amerika dışındaki dizilerini mümkün olduğunca takip etmeye çalışıyorum, konusu ilgimi çektiği için Danimarka'daki ilk dizisini de izledim. Hatta muhtemelen yeni sezon geldiğinde devamına bakacağım. Ama yine de bekleneni verdiği iddiasında değilim.

Yağmurun insanları öldürdüğü bir fikirle başlamalarına rağmen dizinin ilk iki ve son iki bölümü dışında dizide sanki herhangi bir şey olmuyor. Üstelik sekiz bölümlük sezonun bölüm süreleri kısa olmasına rağmen durum böyle. Merkezinde gençlerin yer almasından kaynaklanan bazı saçmalıklar da cabası.



4) Picnic At Hanging Rock (Amazon)

Natalie Dormer'ın yatılı bir kız okulunun müdiresini canlandırdığı dizinin merkezinde okuldaki birkaç kız öğrencinin ortadan bir anda kaybolması var. Ama sadece bu var, resmen başka bir şey yok. Dizinin merkezindeki gizem de düzgün ve akla yatkın bir sonuca varmıyor zaten.

Üstelik elimizde roman uyarlaması bir mini dizi olduğu için alabildiğimiz cevaplar bu kadar bu da sinir bozucu başka taraf.

5) Safe (Netflix)

Yine genç bir kızın ortadan yok olmasının gizemine dayanan dizi, başrolde Michael C. Hall'un yer almasıyla öne çıkıyor. Tanıyanlar için Harlan Coben'in diziyi hazırlamış olması da var. Dizinin genelinden ve yaptığı açıklamadan memnun kaldım mı? Genel olarak evet. Başrolde Hall olmasa diziyi sonuna kadar izler miydim? Hayır. Böyle de bir diziydi işte.

Not: Aksanlı Michael C. Hall'a itirazım olmadı.

6) The Purge (USA Network)

Her şeyin güzel başladığı dizilerden birisi de bu. Gerçi ben ilk bölüm gibi kapanışını da beğendim, itiraf etmiş olayım. Hatta aksilik çıkmazsa ikinci sezona da bakabilirim. Ama koca sezonda ortalara dalarsak işte o zaman işler biraz karışıyor. The Purge de zaten bu yüzden kötü olmayıp bekleneni pek de veremeyen tarafta.

Film serisinin sadece sonuncusunu izlediğimden doğru bir karşılaştırma yapamam herhalde. Ama tüm suçların serbest olduğu bir konseptten insan daha fazlasını bekliyor. Hiç değilse karakterlerin bu kadar aklı kıt olmamasını bekliyor mesela. İki saatlik hikayeyi yedi-sekiz saate genişletmenin zararlarında olsa gerek.



7) Insatiable (Netflix)

Öncelikle dizinin Amerikan medyasının yerin dibine soktuğu kadar kötü olmadığını ekleyeyim. Güzellik olgusuna, cinselliğe, arkadaşlığa veya aileye olan bakış açısıyla biraz tartışmalı bir gençlik dizisi sadece. Bu da elbette kimi zümreler tarafından itirazla karşılandı. Bazı noktalarda benim de itiraz ettiğim oldu, çünkü insanda dikkati üstümüze çekelim hissi uyandırıyorlar.

Insatiable'ın ilk yarısıyla ikinci yarısının birbirinden farklı iki dizi olduğu iddiasındayım ben. Oyunculuklarda gram değişme yok ama karakterlerin hepsi herhalde 120 derece falan döndüler. Sezonu bitirmesine bitirdim ama ne izledim ben şimdi olmadım değil.

8) Manifest (NBC)

Ne zaman Lost olmaya özenen bir dizi çıksa sonu buraya varıyor zaten. Sen git havada kaybolup beş sene sonra çat diye ortaya çıkan uçak (!) diye konuya gir, sonra da her bölüm bir yolcunun merkezinde olduğu polisiyeden bozma bir hikayeyle yürü... Bir kere ayıp.

İkincisi olaraksa düzgün bir şekilde yapsalar içim yanmayacak, insanın karakterleri veya başından geçenleri önemseyesi gelmiyor. Yarısını iade edesim vardı izlerken.

9) Maniac (Netflix)

Emma Stone-Jonah Hill-Netflix üçlüsünün yan yana gelmesiyle böyle bir iş çıkabileceğini cidden düşünmezdim. Hatta başta problem ben de mi diye düşündüğüm oldu, çünkü beğenmeyi bekleyerek başına oturmuştum. Hiç değilse gördüğüm yorumların yeterli bir kısmı ve Altın Küre benimle hem fikir gibi. Oyunculukları hadi neyse de senaryosu elimde kalıverdi resmen. Akılla ve psikolojiyle oynamaya yeltenen bir dizinin bu şekilde yokuş aşağı yol almasına şaşırdım mı peki? Tabii ki hayır.

Ayrıca Legion bana yetiyor da artıyor.
 
10) Vanity Fair (BBC One)

Aklı hinliğe çalışan kötü ana karakterlere pek de itirazım yoktur. Hatta bazılarını "Yaşasın kötülük!" düşüncesiyle desteklerim de. Ama yani buradaki kadının neresini desteklersin ki? Böyle olunca pek de hoş bir serüven olmadı tabii genel olarak. Gördüğüm bazı eleştiriler de dönem draması olan projenin yapay bir Londra sunduğu şeklindeydi ki bu da başka bir açı. Yan ve ana karakterler üzerinden izleten yedi bölümlük bir macera olduğunu söyleyebilirim. Bunun yerine 2016 versiyon War and Peace izlenebilir mesela.

Not: Johnny Flynn'i ve canlandırdığı William Dobbin'i kesinlike tenzih ediyorum. Dizinin en iyi tarafıydı.



Göze Takılanlar: Hazır gelmişken araya dikkatimi çeken birkaç diziyi de katmak istiyorum:

Netflix gibi neredeyse dizi iptal etmeyen bir platformda yayınlanıp iptal olan The Good Cop, Disjointed, Everything Sucks! ve Seven Seconds dizilerine mansiyon ödülü veresim var. Marvel dizileri de iptal oldu tabii ama onlar hem yeni değil hem de mevzu karışık.

CBS'in online platformu All Access'in iptal ettiği ilk dizi olmayı başaran One Dollar bulunsun. True Blood'ın yaratıcısının HBO'da ilk sezonda iptal olan dizisi Here and Now, Julianna Margulies'in tek sezonda kalan dizisi Dietland, halen varlığına teessüf ettiğim Troy: Fall of a City'yi de ekleyeyim.

Bir de Roseanne'e ayrı parantez açmak lazım bence. Amerika'da yılın en çok izlenen dizisi olmasına rağmen başrol Roseanne Barr'ın ırkçı tweeti nedeniyle yeni sezon öncesi fişi çekilen ve artık aramızda olmayan dizinin ekrana The Conners isminde Roseanne'siz uzantısı geldi hatta.


BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER