Eurovision 2018 Günlüğü: Lizbon çok güzel, gelsene!

“Macaristan 2016 Temsilcisi Freddie”
Arena bu sene, geçen seneye göre çok daha canlıydı. Kiev fikrine pek sıcak bakmayan Euro-fanlar bu sene Lizbon’a akın akın gelmişlerdi anlayacağınız. Ancak son yılların en ucuz Eurovision’larından birini düzenlemeyi aklına koyan Portekiz ne açılışa ne ara şovlarına pek bütçe ayırmamıştı maalesef. Sunucular espri yapmakta geçen senekiler kadar beceriksiz olmasalar da gülümsetmeyi pek başaramadılar. Burada genellikle sıkıntının yazılan senaryolarda olmadığını belirtmek lazım. Yabancı bir dilde komedi zamanlamasını, espriyi “servis etmeyi” becermek gerçekten zor. Ancak birden çok sunucu arasında geçen, diyalog espriler genellikle iyi sonuç vermiyor. Belki yetenekli bir kişi bulup, monolog yaptırmak çok daha iyi olabilir. Düşününce Oscar’larda bile iki kişi arasında yapılan espriler genellikle yüzüstü çakılıyor, Eurovision mı becerecek?

Bunlara rağmen yarı finaldeki yarışmacı performansları gerçekten çok iyiydi. Eurovision’ın en zorlu yarı finali nitelemesini gerçekten hak etti. Favoriler arasında bulunmayan Arnavutluk vokal performansıyla, İrlanda LGBT açılımıyla, Litvanya ise sahneye taşıdığı romantik karı-koca sahnesiyle final biletini kaptı. Favorilerden İsrail, Güney Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Estonya zorlanmadan finale ilerledi. Kişisel favorim Finlandiya ise sondan bir önce açıklanarak bana sağlam bir panik yaşattı. Ancak pastel de nata dileğim gerçekleşmiş oldu! Azerbaycan ve Belarus’un yarı finalde kalmasına üzülsek de hakkaniyetli sonuçlar alındığı söylenebilir.

10 Mayıs Çarşamba: Yüksek bilet fiyatları yüzünden canlı izlemeyeceğim ikinci yarı finali, Çarşamba günü yapılan ilk kostümlü provasında izledim. Gerçekten ilk yarı finale göre çok zayıftı ve heyecan duyulacak bir performans bulmak zordu. İsveç’in kocaman ışıklı sahnesi çalışmayınca, provaya mecburi ara verildi. Bir sonraki ülkeye geçildi ve İsveç en sonda sahneye çıktı. Çarşamba, genel olarak kalan hayranların da şehre gelmeye başladığı gündü ve doluluk iyiden iyiye hissedilmeye başladı. Geceyi Euro Cafe’de, kimini son haftada 2-3, kimini ise 20-30 kere duyduğumuz şarkılarla eğlenerek geçirdik.

11 Mayıs Perşembe: Perşembe günü trenle kolay bir şekilde ulaşılabilen Belém’e gittik. Keşifler Anıtı’nı, Belém Kulesi’ni gördük. Yazının öncesinde bahsettiğim tatlının en meşhur adreslerinden biri olan Pasteis de Belém’e gidip karbonhidrat ve şeker yüklemesi yaptık. Tatlının burada mekanın adıyla anıldığını ve dürüst olmak gerekirse çok daha lezzetli yapıldığını ekleyeyim. Trenle 7 dakikada ulaşıp, sırada 70 dakikanızı harcayacağınız bu adresi es geçmeyin.

“Keşifler Anıtı”

Akşam yarı finali, değişiklik olması için şehirde izledik. Bairro Alto’nun kalabalık sokaklarında, halkla beraber Eurovision coşkusunu yaşamak gerçekten keyifliydi. Favorilerden Norveç ve İsveç sorunsuzca finale ilerlerken, bugüne kadar hiçbir yarı finalde elenmeyen Rusya ilk yenilgi tecrübesini yaşadı. Romanya da ilk kez final biletini kapamadı. An itibarıyla Ukrayna ve (4 senedir yarışsa da) Avustralya her sene yarı finalden başarıyla çıkan yegane 2 ülke olarak kaldılar.

12 Mayıs Cuma: Salı, Perşembe ve Cumartesi yapılan yarı final ve finallerin birebir aynıları birer gün önce de yapılıyor ve bu şovlarda uluslararası jüriler oylarını (Cumartesi açıklanmak üzere) kullanıyorlar. Yani Cumartesi yapılacak olan finali Cuma akşamı izleyebiliyorsunuz. Bu, hem bilet fiyatları açısından avantajlı oluyor, hem de yorucu ve uzun puanlama sekansını arenada ayakta dikilerek izlemeniz gerekmiyor. Velhasıl ertesi günkü canlı finalin ne kadar güçlü olacağını Cuma’dan anladık. Yıllardır Eurovision’da bu kadar güçlü şarkıyı bir arada görmemiştim.

Gündüzünde şehirden birazcık açılarak Sintra kasabasına gittik. Çok yokuşlu yapısı ve renkli kaleleriyle meşhur bu kasabada yorucu ancak keyifli bir gün geçirdik. Trenle kasabaya 45 dakikada ulaşabiliyor, Sintra’nın içinde ise tuk-tuk denilen araçlarla rollercoaster hissi yaşayarak gezebiliyorsunuz. Kalelerden kasaba ve okyanusun mükemmel manzaralarını izleyip, merkezin dar sokaklarında biraz yürüdükten sonra şehre geri döndük.

“Sintra Hatırası”

Jüri finalinde favorilerim yine Finlandiya, Güney Kıbrıs, İsrail, Çek Cumhuriyeti, İrlanda, Avusturya, Ukrayna oldu. Moldova, Hollanda ve Sırbistan listemin sonundaydı. Slovenya, Macaristan ve Danimarka ise şarkıların stüdyo versiyonlarında hissedilmeyen yepyeni bir enerjiyi sahnede yakalayarak ilgimi çektiler.

Hiç dinlenmeden geçen günün yorgunluğuna rağmen akşamında kendimi Euro Cafe’de buldum. Geleneksel olarak Cuma, Eurovision haftasında en çok eğlenilen gündür. Hakkını vermek için ben de sabaha kadar, artık kabak tadı vermeye başlayan Eurovision şarkılarıyla tepindim.  

13 Mayıs Cumartesi: Bir yıldır beklediğimiz büyük final günü gelip çattığında, hem heyecan hem de her şeyin yakında biteceğinin burukluğu bir arada yaşanıyordu. Cumartesi’yi şehirde, çekirdek Eurovision ekibimle gezerek geçirdik. Öğleden sonra 2004 İstanbul yarışmasının kazananı Ruslana’nın Eurovision Village’deki konserine kulak kabarttık. Finalin dev ekranlardan yayınlanacağı alanın girişlerinde kilometrelerce kuyruk olduğu için dışarıda kalmayı tercih ettik.

Jüri finalini Cuma günü arenada izlediğimiz için, Cumartesi günkü canlı finali Euro Cafe’de, yine çok tutkulu hayranlarla izledik. İkinci sırada yarışan İspanya, salondan inanılmaz bir tepki aldı ve herkes şarkıyı bir ağızdan söyledi. Bunda birçok İspanyol fanın her sene Eurovision’a gelmesinin ve çok ateşli hayranlar olmalarının payı büyük. 

Yazı devam ediyor..
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER