Siyah Beyaz Aşk: İyikilerde yaşar hatıralar!

Siyah Beyaz Aşk: İyikilerde yaşar hatıralar!
İyikiler de yaşar hatıralar. İyikilerle can bulur yaşam. Göz yaşınızı silen parmaklara iyi ki dersiniz. Düştüğünüz de sizi kaldıran ele iyi ki dersiniz. Mutsuzluğunuzu gözlerinizden silebilenlere, haykırışlarınızı kahkahalara döndürebilenlere, yalnızlığınızdan sizi çekip kurtaranlara, lokmasını, hayallerini sizinle paylaşanlara hep iyi ki dersiniz. Kalbinizi attıran sevgiye iyi ki dersiniz. Nefes almanın zevki de iyikilerle anlam kazanır. Bir sarılma, bir buse, ilk aşk, ilk buluşma hep iyikilerimizdir. Çocuğumuzun kalp atışı, ilk tekmesi, ilk kelimesi hep iyikilerimizdir. İyi ve güzel hatıralar yazmak kolay mıdır? Çabalamadan, uğraşmadan, ödün vermeden, istemeden, biriktirilebilir mi o hatıralar? Çok sevmek yeter mi hatıralar için. Güven olmadan, sadakat olmadan yaşar mı aşk o hatıralar da? Peki kötü hatıralar neler kazandırır? Kıymet bilmeyi o kötü hatıralar olmasa nasıl öğreniriz, nasıl ders alırız, nasıl düzeltiriz yanlışlarımızı? Hayat yolu hep dümdüz mü gider? Hayatı hayat yapan zaten inişleri, çıkışları, virajları değil midir? Karanlığın ardından aydınlık gelmese nasıl değerini bilirdik güneşin? Gündüzün arkasından gece gelmese nasıl tanışırdık yıldızlarla ve ay’la...
 
Ferhat iyikisiz bir hayatın tam ortasındaydı. Küçücük yaşta iyi ki diyebileceği her şey elinden alınmıştı. En başta babasını kaybederek verdi hayat sınavını. Annesinin desteğine en ihtiyacı olduğunda o anne elini çekiverdi Ferhat’dan. Bir an da Ferhat Namık’ın küçük tetikçisi oluverdi. Özgürlüğünü, çocukluğunu, yıllarını kaybetti. Büyüdü, büyümek zorunda bırakıldığı için. Hayallerinden vazgeçti, çünkü hepsi yıkıldığı için. Kardeşleri daha iyi yaşasın diye... Ferhat okuyamadı, şansı olmadı! Ama kardeşlerini de okutmayı ihmal etmedi. Kendisini koruyamayan annesine inat, o tüm sevdiklerini koruyabilmek için çabaladı. Kendisinin biriktiremediği iyikileri sırf kardeşleri biriktirsin diye uğraştı. Bedelini karanlık tarafa geçerek de vermek zorunda kaldı.
 
Beklentisiz, mutsuz bir hayatın parçasıydı Ferhat. Yalnızlığında boğulurken, kaybettiği hayallerinin yerine yenilerini yazıcak, kötü hatıralarını silmeye gönüllü o kadınla karşılaştı. Ferhat yeniden başlayabilmeyi, içinde babasından kalan o son beyazı papatya tarlasına çeviricek o güzel kadın sayesinde, karanlıktan kurtulabilme şansına inanmak istedi. Ama karanlığın bataklığa gebe olduğunu unuttu. Daha doğrusu unutmak istedi. Ama bataklık bu kendini unutturur mu? Maalesef bir kere bileklerinize kadar bataklığa battıysanız, çıkmaya çalıştıkça yavaş yavaş çeker sizi içine. Kurtulmak da, hele ki yardımsız kurtulmak imkansızdır. Böyle bir kaybolmuşluğun içinde çırpınırken çıka gelmişti Aslı! Sadece sevdi, uçsuz bucaksız sevdi, aşk ateşine düşerek sevdi, ve bataklığa meydan okuyarak sevdi. “Sevgi her şeyin çaresidir!” dedi. Ferhat’ı bataklığın elinden çekti, kurtardı. Hem de usul usul, Ferhat kurtarıldığını bile fark edemedi. Aslı vazgeçmedi. Hep yol gösterdi, hep doğruya, iyiye çekmeye çalıştı. Pes ettiği anlar olmadı mı? Oldu! Nefeslendi! Tekrar aynı güçle sarmalamaya çalıştı Ferhat’ı. Sürekli hatırlattı hayatta nelerin önemli olduğunu. “Bizi bırakma!” dedi. Ferhat’ın elini karnına koydu ve yaşayacakları, biriktirecekleri iyikileri ona bir kez daha söyledi, hissettirdi. Bebeklerini, onun koşmasını, konuşmasını Ferhat’a nasıl ihtiyaçları olacaklarını hep anlattı. Hissettirmek, kalbe ve akla giden yolda en güzel adımdır.
 
Ferhat işte, ne hissederse hissetsin. Necdet babasına duyduğu sevgi ve saygı tükenmeyecek kadar büyük. Onun yolundan gidemediği için hep kendini suçlamış. Bir de yanında çalıştığı, dayı dediği adam babasının ölüm emrini vermiş. Ferhat’ın bunu sindirmesi cezasız bırakması imkansız. Etrafa saldırmaması imkansız. Hesap sormaması, plan kurmaması imkansız. Her ne kadar doğacak yavrusuna, eşine sonsuz bir sevgiyle de bağlı olsa, Namık sadece babasını değil, Ferhat’ın yıllarınıda öldürmüş ve çalmış.
 
Ferhat yana yakıla Namık’ı ararken Gülsüm’ün isyanıyla kaşı karşıya kaldı. Ama ne isyan, yılların isyanı, kanatan cinsten, acımasızca ve düşüncesiz türden olanından. Yıllardır birikmiş, birikmiş. Korkudan hiç söyleyememiş duygularını Gülsüm. Şimdi söylüyor “Her şey senin yüzünden, sen anlamadın, nasıl bizi bu ev de yaşattın!” diyor. Ne kadar kolay değil mi her şey kötüye gidince birisini suçlamak, üzmek, saldırmak. Sen niye anlamadın Cüneyt’in bir mikrop olduğunu ilk bakışta? Sen niye kendini teslim ettin hemen, nasıl inandın öyle bir mikroba? Keşke yargısız insaf yapmasaydın! Belki sen görmedin ama o ağabey saçını dokunmadan gözleriyle sevdi seni... Kaçırıldın yaralı yatağından kalktı kurtardı seni. Siz o ev de annen ile huzurla yaşayın diye gençliğini karanlığa teslim etti. Çok bağırdın Gülsüm! Keşke onun yerine ağabeyine sarılıp destek olsaydın ‘bulacağız o katili değil mi?’ deseydin. Sonuçta bu ağabey sizin için eliniz kolunuz çizilmesin, yük taşımayın diye bile kendinden vazgeçmiş zamanında. Ferhat’ın Gülsüm’ü dinlerken gözlerinden süzülen yaşlar nasıl yaralandığının göstergesiydi.
 
Bu hafta ki bölüm hızlı çekim, kesilmiş sahneler, bağlantısız sahneler ve montaj kurbanı olmuş! Ferhat’ın Gülsüm’den özür dileme sahnesini bile bu kırpılmalar yüzünden göremedik. En son sahneye nasıl geldik, anlayamadım. “Rüya sanırım dedim ve bekledim durdum.” Rüya değilmiş. Herkes mutlu, Ferhat doğru yolu bulmuş, bebeğini ve Aslı’yı seçmiş ve iyikilerine sahip çıkmaya karar vermişti anlaşılan. Babası gibi baba olmaya gönüllü birisi gibi yenilenmiş olarak çıktı karşımıza. Handan Vildan ve Özge zaten postalanmıştı. Madem bu kadar çabuk postalanacaklardı, ne gerek vardı kuzenden olma çocuk konusuna. Elimizde postalanacak listesinde Jülide ve Cüneyt kaldı.
 
Haftalardır beklediğimiz Ferhat ve Namık karşılaşması izlenmeye değerdi! Ferhat en sonunda öz babasının Namık olduğunu öğrendi ve şoka girdi. Sindiremedi... Kabul edemedi... Yıkıldı... Şaşırdı... En kötüsü de Ferhat Necdet babasını bir kez daha yeniden kaybetti. Ferhat’ın kalbi bu ayrılığa yıllardır alışamamışken o acıyı tekrar yaşamak zorunda kaldı! Hem de eli kolu bağlı çaresizce. Aydınlık yolu seçemeyişine belki de en baştan isyan ediyordu. Ferhat hayatının en büyük yarasını tam da şimdi almıştı. Patlayan silah sesi de Ferhat’ın Necdet babasının yolunu seçtiğini ve bir daha kendi hayatını Namık için harcamadığının göstergesiydi diye düşünüyorum öyle olduğuna inanıyorum!
 
Aylardır zevkle ‘siyah beyaz aşk’ izledik! Emeği geçen herkesin ellerine sağlık. Bitiyormuş, final yapıyorlarmış, gitme vakitleri gelmiş. İki bölüm sonra karanlığın aydınlığa aşkını, çirkin ve güzel’in sevdasını, siyah’ın beyaz ile uyumunu bir daha izleyemeyecekmişiz. Saat dokuz olduğunda dizimiz başlamayacakmış. Hayatlarımızdan bir Aslı ve bir Ferhat geçti. Bir de Abidin ve Dilsiz geçti. Onları unutmayacağız. Elveda tüm yaşanmış bölümlere. Bitmesin dedik, sevdik dedik, olmaz dedik! Anlamadılar!
 
Sevgiyle ve mutlulukla kalın!



BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER