Aşk Laftan Anlamaz: Atsan atılmaz, satsan satılmaz!

Aşk Laftan Anlamaz: Atsan atılmaz, satsan satılmaz!
Geçen akşam Aşk Laftan Anlamaz’ın 5. Bölümünü izledik ve kafamda bir şimşek çaktı. Bu diziyi diğer romantik komedilerden ayıran bir şey vardı. Bunu hissettim tam olarak nedir bilememiştim bugüne kadar işte şimdi biliyorum yazı sırasında hem beşinci bölümün beni neden bu kadar etkilediğini hem de bunu anlatmak istedim ve oturdum bilgisayar karşısına televizyonda da açtım bölümü o oradan akarken hem dikkatimi çeken güzellikleri hem de farklılıkları yazmaya karar verdim.

Öncelikle bugüne kadar benzer tabiatta birçok romantik komedi izledik. Bence Kaçak Gelinler ile başlayan büyük bir romantik komedi esintisi ülkemizi sardı. Özellikle Kiralık Aşk’tan sonra bu tür dizilerde pek alıştığımız sık karşılaştığımız hafif sakar ve biraz deli tabiatlı bir kız ve disiplinli patron mantığı aldı yürüdü. Kiralık Aşk ile büyük karşılaştırma içine girdiler nedense diziyi ve ben de acaba demeye başlamıştım.

Daha sonra diziyi izledikçe ve düşündükçe mantıksız gelmeye başladı benzer yön bulma çabamız. Çünkü hepimizin etrafında annesini ya da babasını kaybetmiş, ailesi ile problemleri olan, mahalle baskısı yaşayan, bazen deli dolu yapıya sahip olan, asla vazgeçmem dediğimiz tarzda ya da atsan atamazsın diyebileceğimiz insanlar var. O zaman etrafında insan olmayan bir sosyal varlık oluşturamayacağına göre bu insan bu gibi, şu insan şu gibi benzetmeleri yapmak saçma gelmeye başladı.

İzlemeyi sürdürdüm ve farklılıkları gördüm. Aslında karakter yapılarındaki farkları ya da işlenişteki farkları gördüm. Diyalogların orijinalliğini, akıcılığını ve hikâyeyi beslediğini gördüm.

Madem öyle başlayalım;

Bölüm başında Murat’ın Didem’le gitmesi üzerine hayal kırıklığına uğramış Hayat ile başladık, hikâyenin kaldığı yerden başlaması deyim yerindeyse ‘olaysız dağıldılar’ mantığı olmaması akış açısından beni rahatlatıyor ve ‘Ne oldu acaba orada’ mantığından kurtarıyor bu özelliği aşırı seviyorum.

Doruk ne kadar dalgacı, komik ve sığ gibi görünse de herkesin derdini anlıyor ve her zaman doğru insanın yanında olabiliyor, yargılamıyor ve dinliyor. Resmen beni güldürsün her şeyi ciddiye almasın mantığında olanlar için mükemmel erkek. Doğru zamanda ciddi, doğru zamanda çocuksu.

Karakter eğer annesinin gazına gelip kötü yönde evrilmezse ki karakteri o kadar sağlam ve anlayışlı yazılmış ki bunun olacağına dair pek bir korkum yok. Nitekim Murat’ın arkasından iş çevirdiği anlarda dahi kötü niyetle yapmadığını bildiğiniz için hep bu sahneleri yüzümde bir gülümseme ile izliyorum. Ayrıca Aslı ile olan o son sahnede kafasını eğip yavru köpek gibi bakması ve konuşmalarından onların arasında da bir kıvılcım gördük.

Aslı ve İpek ile Hayat’ın arkadaşlığı o kadar teklifsiz o kadar temeli sağlam kurulmuş görünüyor ki aktarılışı da doğru insanlar da olunca mükemmelleşiyor. Yani ben oturup Manolya ile o muhabbetin bir türevini çeviriyorsam o iş tamamdır. O arkadaşlık olmuştur.

Rüya sahnesi ne kadar rüya olduğunu çabuk fark etsek de (şu sırada rüya sahnesi akıyor) kabul edin hepimiz bizi o 7 saniye boyunca tüm sorulardan, sorunlardan, kaçma kovalamacadan, iç sıkıntısından kurtaracak rüyalar görmüşüzdür. Hatta bazen bütün o güzelliklerin aynı saniyeler içinde gözlerimiz önünde yerle bir oluşunu da görmüşüzdür. Bu yüzden bile 10 numara 5 yıldız. (Lütfen kimse çıkıp rüya görmeyi ilk kendi izlediği dizide görmüş numarası yapmasın benzerlikleri abartmayalım)

Yazı devam ediyor..
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER