Yüksek Sosyete: Cesurlar bir kez ölür, korkaklar her gün!

Yüksek Sosyete: Cesurlar bir kez ölür, korkaklar her gün!
“Gitmek isteyip sonra vazgeçip sıkılırsın hayatından
Çok şey isteyip hepsi zor deyip yorulursun ya”

Gördüğün görebileceğin en kasım kasım kasılan varlıktır insan. Zira bütün oralar buralar hep dutluktur o olmadan önce. Kendine buraların efendisi gibi bir anlam yükler, bir düzen oluşturur ve adına toplum der. Toplum… Ah o toplum, vah o toplum. Sana yapıştırır etiket doğduğun andan itibaren sanki fabrikadan yeni çıkmış bir ürünsün gibi barkodu basar! "46XX-XY kişisi... Toplumda göreceği değer şu, sınıfı şu, şu işle uğraşacak, şunu yapacak." der ki bu okuyacak büyük adam olacak, bu çalışacak zengin olacak, bu koştur koştur onun bunun derdine derman bulacak, bu annelik yapacak, bu pişirecek, bu yiyecek, bu da hani bana hani bana diyecek :)

Takar sana prangayı. Sen şimdi özgür sanıyorsun ya kendini. Hani diyorsun ya "ne var canım, canım ne isterse onu yaparım işte" diye. HA HA HA! Güzel espri. Kafan çalışıyorsa biraz da çalışkansan sen mühendis olacaksın, doktor olacaksın, hâkim savcı olacaksın. Sen çıkıp da " ben ressam olmak istiyorum" dersen toplum "bir dakka!" der. Zira asırlardır gelen düzene karşı çıkıp o prangayı fırlatıp atmak isteyeni sevmez toplum. Oyunu kurallarına göre oynamak zorundasın yoksa seni diskalifiye ederler. Dışlarlar seni, yadırgarlar, alay ederler… Suçun özgür olmak istemek. Özgür değilsin üzgünüm, olamazsın da. Beş seçenekli bir test sınavında o seçeneklerden birini seçensin sadece. Seçenekleri daha önceden onlar belirlemiş, onlar koymuş oraya. Kendi seçeneğini yazıp "bu da altıncı seçenek olsun" diyemezsin.

Hadi ama itiraf et, belki de sayamayacağın kadar çok kez oynadın bu oyunu. Kimi zaman yandın, sana yeni ‘can’ verdiler oyuna kaldığın yerden devam ettin. Kimi zaman bu kadar şanslı olamadın oyunu kaybettin. Kimi zaman da yeterli cesareti bulabildiysen kendinde karşı çıkmak istedin, "bir dakka ya, yemişim toplumunu, rollerini, osunu busunu ben başka bir şeyler yapmak istiyorum buraya ait değilim" dedin. "Diskalifiye ederiz ama seni" dediler, gidemedin bunun peşinden, onların istediği oyuna devam ettin. Kâğıt üzerinde olmasa bile en nihayetinde yine kaybettin. Her yeniliş biraz daha kabullenişi getirdi. Sonunda o cesareti de yitirdin, sen de herkesleştin. Onların oyununda piyon oldun ve bir şekilde yutulup gittin. Geme över…

"Yüksek Sosyete" yaz aylarının yeni başlayan işlerinden. "Ya şu yaz dizilerine bir bakayım normal insanlar ne izliyormuş" derken rastladığım iki bölümcük olmasına rağmen pek çok sahneyle derinden dokunan bir proje. Cansu ve Kerem toplumun dayatmalarına, oynattığı rollerde sıkışıp kalmış iki insan. Biri zengin. Hem de çok zengin. Yatlar katlar onlar bunlar huh huu yani! "Ay çok iyi ya" diyorsun belki de. Helal be! Çoğu kişinin sahip olmak için it gibi didindiği şeylere sahip be. He canım he…

Cansu, evet belki her şeye sahip ama gerçek bir aileye sahip değil. Onun gerçek dostları yok. Onu seven bir annesi yok. Senin için önemsiz gibi gelen gözünü zenginlik, şöhret, makam hırsı bürüyünce farkına varıp da değerini maalesef bilemediğin şeylere sahip değil. O, yalnız. Kalabalıklarda belki de senin tenhalarda olmadığın kadar yalnız. Olmak istemediği biri gibi davranması gereken bir ‘yüksek sosyete’de sıkışmış. Bir çıkış yolu arıyor. Çaresiz çok çaresiz. Ama Cansu cesur. Kendini gerçekten özgürleştirmek isteyecek kadar cesur hem de. Diskalifiye edilmek pahasına da olsa…



Yazı devam ediyor..
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER