Poyraz Karayel: Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen*

Poyraz Karayel: Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen*
Güzel kalmakta ısrar eden sayılı ayrıntıdan biri: Duvar yazısı
Merhaba sevgili Poyraz Karayel’ci, görüşmeyeli nasılsın? Sen de her hafta biraz daha hayal kırıklığına uğrayarak birinci sezonu çılgınlar gibi özleyenlerden misin? Öyleyse devam.

Yazmayacağım diyorum, her bölümü biraz daha sıkılarak izliyorum; ama nedense bırakmayı da hiç düşünmüyorum. Saçma sapan bir bağımlılık yarattı Poyraz Karayel bende. Üzse de, kızdırsa da vazgeçemiyorum. Hâlâ kendisine sonsuz saygı duydurmayı başarabilen bir iş çünkü bu ve serim düğüm derken çözümü hiç göremesem bile kendimi çarşambalara göre ayarlamaya devam ediyorum.

Yahu ikinci sezonun başında en azından güzel replikler izliyorduk. Hani hikâyenin tıkanmasını anlarım, anladım. Çatışma yokluğunu, ne bileyim dizinin evreninin bir süre sonra bazı noktalarda yaratıcılığa ket vurduğunu da kabul edebilirim. Ama kaç haftadır koca bölümde beni kendine çeken bir-iki sahne ya var ya yok. Ne gülüyorum, ne heyecanlanıyorum. Arada iki üç güzel cümle duyuyorum da bazen, Poyraz’ı neden sevdiğimi hatırlıyorum.

Çok şikâyet etmeyeceğim yine de. Zaman zaman devasa tutarsızlıklar da yaşasalar, çok oturmuş, çok gerçekçi karakterler seyrettiğimizi düşünüyorum. Bu noktada, her ne olursa olsun, başta Ethem Özışık olmak üzere tüm ekibe teşekkür ediyorum. Evet, çok bozdunuz; fakat ne yazık ki sizi hep en güzel hallerinizle hatırlıyorum. Galiba aramızda kopamayacak duygusal bir bağ oluştu birkaç ayda, keşke böyle olmasaydı.

Geyiği bırakıp bölüm hakkında birkaç noktaya değineceğim. Zaten moraller oldukça bozuk olduğundan çok da konuşmayacağım sanırım. Konusuzluğumuzda son haftalarda Songül’ün hâlâ Umman Köşkü'nde kalışı ve Sadrettin-Begüm birlikteliği var. İkisine de bir anlam veremiyorum. Songül’ü eskiye kıyasla pek az seviyorum. Miyadını doldurmuş bir karakter oldu çıktı, bana kalırsa. Arada her şeye burnunu sokan gelin pozisyonuna girip güldürecek gibi oluyor da yemiyoruz artık. 


Şen dullar

Begüm ve Sadrettin’e ilk üç gün ben de destek verdim ama, cılkı çıktı artık. İkisi de manyak eyvallah da, Begüm’ün ‘ben birine sevgi verebilirim’ tarzındaki haykırışları da biraz şovdu yani. Madem o kadar sevesin var git oğlunu falan sev. Sado psycho’su yüzünden Sinan’ı göremiyorsun kaç haftadır. 

Gözlerim hâlâ Sefer’i ararken bir de mütemadiyen mutsuz Sema’lar görmek can sıkıntılarıma yenilerini ekliyor. Bu kadın ne güçlü, ne dayanıklıydı oysaki ya! Değişimine en çok tanık olduğumuz karakter olarak Sema’yı gösterebilirim tereddütsüz. Hem üzülüyorum, hem kızıyorum öyle ortaya. Sevgisiz buz gibi bir avukattan ne hallere geldi. Bir Sefer’sizlik ne çaresizliklere sürükledi onu da tek kurtuluşu olarak ölümünü beklemeyi görüyor. Emel Çölgeçen’i çok seviyorum, saç rengi de çok yakışmış araya sıkıştırayım ^.^


Yazı devam ediyor..

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER