Çukur’un yamacındakiler

Çukur’un yamacındakiler
Bir yer hayal edin içine aldığını hapseden, yok eden ya da bir ihtimal güç katıp vezir eden. Böyle bir yerin adının ‘Çukur’ oluşu göz korkutabilir belki ama içinde sadakati, mutluluğu bolsa hele ki maddi güçleri yoksa bile maneviyatları güçlüyse işte o zaman asıl yaşanacak yer orasıdır belki de. Yamaç dediğimizde ilk aklımıza gelen canımız ciğerimiz deli başrolümüz olacaktır belki bu hikayede ama ben başka bir anlamda ele almak istiyorum bu sefer. Yamacı yakınlık anlamında düşünürsek, Çukur’un yamacında olan herkes bir şekilde zarar görmüş hep. Çukur’un yamacında olan insanlar mutsuz bile olsalar ellerindeki umutlarla yetinmeyi bilmişler. Aile olarak sadece anne babalarını değil koca bir mahalleyi görmüşler. Çukur’un içinde olmayanın asla anlayamayacağı bir bağ yaratmışlar. Herkese ve her şeye rağmen somut olarak tutunacakları bir dal arayınca da İdris’i Baba bilmişler. Hal böyleyken İdris koca bir Çukur’a ve onun yamacındakilere baba ve aile olmuşken kendi evladına farkında olmadan elleriyle yaptığı kötülüğü hiçbir şekilde hoş karşılayamayız. Dünya bile git gide çekilemez hale gelirken Çukur gibi bir yerde güçlü kalmak için aileye sığınanların aile tarafından hoş görülmemesi karşısında yapacaklarına sitem etmek doğru olur mu? Sanmıyorum. Çukur’un yamacına sığınıp en çok zarar görenlere son bir kez daha bakalım o zaman…

Meşhur güçlü Çukur’un Koçovalı’larını yıkan ölüm, Kahraman’ın ölümüyle başlamıştı her şey. Onu pek tanıyamadan kaybettik ama Çukur’un yamacından en zarar görmüş ve daha da ortaya çıkacak zararı büyütmeye temel olmuş kişi olarak onu söyleyebiliriz. Ölen öldüğüyle kalır kalanlar ise enkazlarıyla uğraşırmış. Ailesi Nedret, Akşın ise bir diğer kaybedenleri bu hikayenin, tıpkı Celasun ve babası gibi…

Bütün bunlar ne uğrunaydı peki? Hayatı boyunca kaybetmeye mahkum edilmiş bir çocuğun intikamı için başlattığı savaşı uğruna. İnsanlar, insanların hayatlarına yaptıkları müdahaleleriyle yıkımlar yaratabilir ve bunun sonuçları bir gün daha acı gerçeklerle dönüp gelip yüzüne çarpabilir insanın. Vartolu intikam yemini verdiğinde başka bir adamdı, kardeşlerini tanımıyordu, Kahraman’ı veya ailesini umursamıyordu. Şimdi değiştiğini görmemek körlük olur. Önceden de dikkatli bakan biri içindeki iyiliği görebilirdi ama arada gelen fevri davranışlarına rağmen özündeki o iyiliği bilen bir ailesi var artık. Sadece o aile de aile olabilmeyi beceremiyor tek sorun bu. Vartolu Salih Çukur’un yamacından geçip gitmişti yıllar önce ama bu da zarar görmesini engelleyemedi tabii. Hem neydi? ‘Sen Çukur’u terk etsen bile, Çukur seni terk etmiyordu’ değil mi?

Vartolu dedikten sonra Sadiş’i düşünmeden olmaz. Ailesinin yerine geçen Koçovalı’ların iyiliğini sorgulayamayız belki ama onu hizmetçi gibi bir hayata hapsedip sonrasında da sevdiğinden ayıran Çukur diğer aşıklara neler yapmaz? Şimdi gelecek olan bir Jr. Vartolu var. Sezon finaline hiç güvenmiyorum, kim ölür kim kalır asla kestiremiyorum ama ölmez sağ kalınırsa ikinci sezona bir bebek çok yakışır Çukur’da.

Bebek demişken iyice kafayı yiyen Sena’dan gelen hayali bebek mesajları aslında her şeyin daha farklı gelişebileceğinin mesajıydı belki de. Yamaç’ın hayatına girdiğinin birkaç gün sonrasında tüm hayatı değişerek Çukur’a batan ve en çok zarar gören isimlerden biri olabilir sanırım Sena da. Çok merak ediyorum sezon başında da Sena karakteri için böyle bir son mu düşünülmüştü? Hep bir yarım kalmışlık vardı Sena’da ama hep severek izledim onu. Her seferinde daha da güçleneceğine emin olduğum bir kadın karakterdi o ancak Yamaç’la bir Çukur’a giren, Emrah’ın gelişiyle de o Çukur’a battıkça batan Sena’nın güçlü yanından eser bile kalmadı artık. Deli edip kapattık kızı resmen. O da sanki yıllardır bu anı bekliyormuşçasına muhteşem bir performans sergiledi bence bu bölüm, alkışlar ona gelsin! Sena’nın bu hallerinde emeği geçen herkesin oyunu elbet bir gün ortaya çıkar, Yamaç Bey’i de intikamını alır ona şüphem bile yok -Vartolu’nun da, Sena meselesine göz yumması üzdü tabii- ama benim hayalimde bu saatten sonra bambaşka bir Sena var artık. Tabii yine söylüyorum sezon finaline hiç güvenmiyorum. Kanlı bir bölüm olabileceğini düşündüğümden Sena da ölmez sağ kalırsa, ikinci sezona o kapatıldığı yerden karanlık bir karaktere evrilerek, başta Emrah’ı öldürme isteği olmak üzere intikam yemini ederek yola çıkıp güçlenen Yamaç’ın karanlık yönüne yakışır bir kadın olarak görmeyi çok isterdim onu.

Çukur’un yamacında hapsolduğuna en üzüldüğüm isim: Yamaç. Sena’yla bambaşka bir hayatları olabilecekken evliliklerini bile yaşayamayan bir çift. Başta bunun suçlusu her zaman her şeyde olduğu gibi Vartolu olarak düşünülüyordu ama aslında en büyük suçlu İdris ve Sultan Koçovalı! Daha önce çok söylediğim için tekrar etmek istemiyorum ama özet olarak bir anne babanın çocuklarını savaşmaları için gaza getirmelerine karşı sakin kalamıyorum. Zaten Çukur’un yamacında kalıp da zarar gördüğüne üzülmediğim, hak etmişler dediğim iki isim anne ve baba Koçovalı zaten. Fazla bir şey değil, bir oğulları hapiste diğeri ölmüşse tek kalan seçenek elinin altındaki oğulları Selim ve Yamaç’a az sevgi biraz şefkat ver yolla gitsin. Ama olur mu? Baba intikam der, anne savaş isterse daha çok evlat kaybetmeye mahkum olur o zaman bu aile… Evlat derken sadece Selim veya Yamaç’ı da kastetmiyorum, Kemal, Meke, Celasun… Çukur aile demekse, aile kavramını sorgulattı bana bu Koçovalı’lar bir sezon boyunca açıkçası.

Son olayları ele alırsak Yamaç’ın her yükü omuzlamaktan yorulduğu çok belliydi. Tabiri caizse artık salmıştı olayları akışına. Normalde de yapılacak en güzel şey oydu belki de ailesini korusun gerisine karışmasın Selim, Vartolu baksın işlere düşman varsa onlar uğraşsın kısacası yesinler birbirlerini derdim. Ancak işlerin ortası bir türlü tutturulamaz ya hani, nasıl saldıysa gözünün önündeki şeyleri iş işten geçince fark etmeye başladı. Öncelikle Sena’yı bu hallere gelene kadar ve hatta geldikten sonra direk bir yerlere kapatışını asla kabullenemiyorum. Bu sebeple bile Sena ona karşı dursa sonuna kadar haklı olacaktır. Selim’in ailesine ‘ihanet’lerini fark etmesi de geç ve güç oldu bence. Aileyi geçtim de kendisine karşı yapılan bu ihanetini unutmayacaktır Selim’in ama az mantıklı düşünse neyi neden yaptığını da anlayabilir bence… Çünkü Selim bu hikayede Çukur’un yamacında olup Çukur’dan zarar görmemiş tek kişi olabilir. Ancak Çukur’dan zarar görmemesi hiç zarar görmediği anlamına da gelmez. Aksine o da en çok zarar görenlerden ama onun durumu daha üzücü trajedik aslında…

Selim, hayatının en büyük zararını ailesi tarafından görmüş biri. Sezon başında Selim’e ağzına geleni söyleyen biri olarak sonradan çok pişman olmuştum. Çünkü en başında bir kıskançlık uğruna ailesine, masumlara ihanet ediyordu. Yanında olan eşi, kızı ve kardeşine rağmen ihanet ediyordu. Ancak sonradan hepsi birer birer gittiler. Eşi bile bıraktı. Kardeşi babasına karşı onu tam gaz savunmadı. Annesi onu mirasından etmeye dünden razıydı. Babası ise İdris Koçovalı işte… Tek sahip olduğu sonradan tanıdığı kardeşi Vartolu oldu. Çünkü kaderleri benziyordu. Bence sezonun en iyi ikililerinden oldu Vartolu ve Selim. Babalarının sevmediği oğulları birliğinin dörtte ikisi olarak kendince haklı olduklarını düşündükleri işlere giriştiler. Ben de kendilerini destekliyorum açıkçası. Bir insanın ailesine ihaneti elbette kabul edilemez ancak öyle aileye böyle ceza mantığındayım.

Hiçbir şeyi körü körüne sevmeyeceksin, kaybedersin! Selim bu bölüm söyledikleriyle İdris’i öldüremediyse kalpten demek ki daha da ölmez, önümüzdeki sezon olacağına emin olduğum tek karakter artık İdris. -Gerçi belli olmaz çünkü sezon finaline hala güvenmiyorum^^- ‘Çukur’u herkesten daha çok sevdin.’ doğru, öyle yaptın İdris Koçovalı! ‘Ben senden geldim, insan bunun için bile sever oğlunu en azından.’ O kadar haklısın ki Selim… Evladını sevecektin İdris Koçovalı.

Son olarak muhteşem bir ironiyle noktaladı Selim, babasıyla olan yüzleşmesini. Aylar önce öz oğlu olduğunu öğrendiği Vartolu’ya ‘ya kal savaşırız ya da git arada bayramlaşırız’ diyen on numara baba, şimdi küçümsediği oğlunun ona sunduğu seçenekler arasında arafta kaldı. ‘Ya bütün tapuları yani Çukur’u bana ver ceketini al git, ya da insanlar buradan gitsin ve sana düşman olsun.’ Ayakta alkışlanacak adamsın Selim ama Nazım ve Emrah’tan dolayı tedirginliğim de git gide artıyor sizin için, sonu hayır olsun bu işin.

Yamaç’ın çok zeki hallerine şahit olduk ama ‘Heyecanı Yok’ eşliğinde onu gerek tek gerekse Vartolu’yla deli dolu aksiyon sahnelerinde eğlenirken izlemeyi daha çok sevdim hep. Selim ve Vartolu birlikteliği, kardeşliği bana daha çekici gelse bile VarYam ikilisinin yeri apayrı. -Sonuçta kelepçeli halde el bombasıyla şut çeken bir adamdan kol kola kaçmak gibi çılgınlıkları hep beraber yaşadılar!- Babamın oğlu hikayelerinin ikinci sezona taşınması düşmanca mı yoksa aynı trajikomik durumla mı olacak finalde göreceğiz.

BSO’da durumlar ne olacak veya bir sezondur duymaktan başka bir şekilde ilerleyemediğimiz Meliha ve Cumali konularının nasıl açılacağını öğrenmemize az kaldı. Her ne olursa olsun Çukur’da İdris Koçovalı’nın devri artık kapandı. Ancak bundan sonra dediği gibi sahiden de Çukur’un başında Vartolu mu olur yanında Selim’le beraber yoksa Cumali karşımıza dikilip ‘Ben buradayım, siz hayırdır?’ der kardeşlerine bilemem. Ancak finalden umutluyum. Tek düşündüğüm Meliha veya Cumali’den en azından birini finalde göremezsek büyük ayıp edecekleridir. Finalde görüşmek üzere… 



BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER