İstanbullu Gelin: Konuşmamız gereken şeyler var

İstanbullu Gelin: Konuşmamız gereken şeyler var
Konuşmamız lazım. Anlaşmak için. Ve aramızda ortak bir dile, bize özgü bir lisana ihtiyacımız var. Birbirimizi anlamak için. Konuşmamız gereken şeyler var, ama önce bu dili öğrenmeliyiz.

 
 
Süreyya,  Adem’in olup biteni Faruk’tan duyması gerektiğine inandığı için Faruk’un Adem’le konuşmasını istedi. Çünkü bir sır varsa ve ortaya çıkacaksa kimden duyduğunuz önemlidir. Hiç değilse yaptığınızdan gerçekten pişman olup olmadığınızı gösterir. Faruk bunun için Adem’le konuşmak istedi. Kendini ve pişmanlığını anlatmak istedi. Gel gör ki araya giren konu harici İpek, Adem’in kaçmaya hazır olduğu inançtan kurtulmasına izin verdi. Türlü sebeplerle bu iyi niyet geri tepti. Ve Adem’in öfkesinin alevlerini körükledi. Oysa Faruk’un da Süreyya’nın da istediği konuşmaktı. Anlatmak, iletişim kurmak.

Fakat nihayetinde olup bitenler yüzünden Esma Boran da Süreyya’ya karşı tekrar camdan duvarlarını ördü. Bununla da kalmayıp eski bir güç gösterisine soyundu bir bebek odası üzerinden. Sanki bunca zamandır kızıyla dertleşmemiş, kendini onunla özgürleştirmemiş gibi. Erken paye verdiğine kanaat getirdi, köprüleri atar gibi. Ama bu sefer bir fark vardı… Buraya tekrar geleceğim.
 
 “Sandım ki aynı lisanı konuşuyoruz, ama nerde!”
 
Bir yalanı doğrultmaya çalışırken bunca insanın arasını açıldı. Demek ki üstünü yeni yalanlarla örtse, her şey ne kadar zorlaşırdı. Adem’le Faruk tamam ama Faruk’un Akif’le, Süreyya’nın da Esma ile arasındaki ipler gerildi, belki kopma noktasına geldi. Halbuki gerçeği itiraf etmek ve hatayı kabullenmek; suçu değilse bile cezayı hafifletmez mi?

Anlaşmak için konuşmamız lazım. Aracılara ihtiyaç duymadan, kendimizi anlatabilmemiz. Adem’le Faruk arasında olanların müsebbibinin İpek olduğunu düşünürsek, araya kimseyi sokmadan bire bir iletişimin ne kadar önemli olduğu ortada. İpek Adem’i arayıp saçmalamasa Adem, Faruk’u affedecek; Süreyya ile Esma yeni bir muharebeye girişmeyecekti. İşte tam da bu yüzden, tercümanlar olmadan hislerimizi anlatabilmemiz lazım. ‘Ben böyle düşünüyorum ve bu yüzden böyle yaptım’ diyebilmemiz lazım karşımızdakine. Çünkü kendimizi anlatamasak karşımızdakini de anlayamayız. Ve anlamak, her derdimizin devası.
 
“Artık benim miyim kendini ifade edemeyen, kendini sevdiremeyen benim.”
“Esma Hanım ben deli miyim; niye kendimi anlatmak için bu kadar savaş veriyim?”
 
Süreyya ve Esma, bu sene kendilerine bir dil ördüler tüm dertlerin soğuğunda. Mahremlerini, korkularını ve duygularını açtılar birbirlerine. Yaralı leylekler gibi, yokluktaki ortaklıklarından bir dil inşa ettiler kendilerine ve konuşmayı öğrendiler birbirleriyle. Çünkü bir insanla anlaşmak, yeni bir lisanda konuşmaktır. Tıpkı gurbette, başka dilde, derdini anlatabilmek gibi.
 
İnsanların hikayelerini, sırlarını öğrendikçe onları tanımış oluruz. Tanıdıkça onları anlamayı öğreniriz. Ve anladıkça, kızamayız. Süreyya ile Esma’nın hikayesi budur bence. Anlamak ve anlaşılmak. Süreyya artık Esma’yı anlıyor. Ki anlamak, anlaşılmanın olduğu kadar konuşmanın da ilk adımıdır.


 
Bu yüzden artık Esma’yla konuşmak için Faruk’un tercümanlığına ya da birinin aracılığına ihtiyacı yok Süreyya’nın. Artık onu tanıyor ve anlıyor. Onun lisanını biliyor. Ve o  bebek odasına girip sabahın ortasında, Esma’nın tüm planlarını iptal edip neşeyle duvarları boyuyor. Çünkü Esma’nın da bunu istediğini, Esma’nın kızından bunu bekleyeceğini biliyor. Dahası ve önemlisi, kendi içinden de tam da böyle yapmak geçiyor. İşte bu yüzden tüm bu muharebeye rağmen, birbirlerini seviyor ve anlıyorlar.
Demek ki anlamamız lazım birbirimizi. Ve konuşmamız bunun için. Ki kendimiz olup olamayacağımızı, bu insanın ülkesinde onun diliyle ve aramızdaki ortak dille konuşup konuşamayacağımızı bilelim. Konuşmayı söktüğümüzde yeni bir dilde, üzerimize içerden bir özgüven gelir. Çünkü insanın kendini ve derdini anlatabilmesi kadar özgürleştirici şey, nadirdir.
İki insan arasındaki her dil, özeldir. Öğrenilir; kurulur, bozulur ve yeniden inşa edilir. Konuşmamız gereken şeyler var, ama önce bu dili öğrenmeliyiz.

Konuşalım; konuşmak özgürleştirir.

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER