MINDHUNTER: David Fincher'ın sapkın psikolojisi dalındaki uzmanlığına bir kez daha hayran oluyoruz!

MINDHUNTER: David Fincher'ın sapkın psikolojisi dalındaki uzmanlığına bir kez daha hayran oluyoruz!
Yılın en iddialı ve beklenen yapımları arasında gösterilen MINDHUNTER, bizi Amerika’nın en korkunç seri katillerinin karanlık dünyasına götürüyor. 70’li yılların sonunda, geleneksel hiyerarşi ve bürokrasi tarafından esir alınmış FBI’dan Holden Ford (Jonathan Groff) ve Bill Tench (Holt McCallany) adlı iki ajan, başkalarının hayatlarını kurtarmak için seri katillerlerle konuşarak “kötülüğü” anlamaya çalışırlar. Bu yeni soruşturma metodu, FBI ve cinayet soruşturmalarını kökten değiştirecektir.  

Başrollerini, Glee ve The Looking’den tanıdığımız Jonathan Groff ve Alien 3, Fight Club gibi filmlerde rol almış Holt McCallany’nin paylaştığı dizinin en heyecan verici özelliği, David Fincher’in tekrar yönetmen koltuğuna oturması. Şüphesiz ki günümüz sinemasının en iyi 10 yönetmeninden biri olan David Fincher, hem dizinin belli bölümlerini yönetiyor hem de prodüktörlüğünü üstleniyor. Prodüktör olarak diğer ilgi çekici isim ise, Charlize Theron. David Fincher’in yanı sıra, yaptığı belgesellerle birçok ödül kazanan yönetmen Asif Kapadia’da (Senna, Amy) bu projede yer alıyor. MINDHUNTER’ın bu iddialı kadrosu, herkesin beklentilerini yükseltmek için yeterli sebep.

FBI’ın en ünlü ajanlarından John R. Douglas ve Mark Olshaker’ın birlikte yazdıkları “MINDHUNTER: Inside the FBI’s Elite Serial Crime Unit” adlı biyografiden ve görevleri boyunca tuttukları ses kayıtlarından esinlenilerek yazılan dizideki tüm karakterler ve olaylar gerçek. Douglas’ın kitabının “Kuzuların Sessizliği” filmine ilham verdiğini ve "seri katil" tanımını literatüre sokan kişinin kendisi olduğunu buraya not düşelim. Dizideki sorgulama sahnelerinin Kuzuların Sessizliği filmini andırması çok da sürpriz değil.

Bir Fincher yapımında aradığınız her şey dizide mevcut. Se7en ve Zodiac’tan aşina olduğumuz düşük ışık, karakterleri ve izleyici hapseden o klostrofobik atmosfer ve en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş set dizaynıyla MINDHUNTER, izleyiciyi kendine kolayca çekiyor. İlk bölümün ilk sahnesinden itibaren David Fincher’in büyük ustalıkla kurmuş olduğu o karmaşık dünyaya adım atıyorsunuz. Ayrıca, MINDHUNTER, mizahi ana karakterleri sayesinde muadili olan diğer dizilerden ayrılıyor. Bir sahnede feci şekilde öldürülmüş anne-oğulun cinayeti söz konusuyken, diğer sahnede birlikte seyahat eden Ford ve Tench’in gülünç hallerine rastlıyoruz. Birbirlerinden çok farklı karakterler ve görüş açılarına sahip bu iki ajanın ilişkisi zaman zaman hem gergin hem de sevimli, son günlerin tabiriyle tam bir “bromance”*.

Hem gergin, hem sevimli..

Jonathan Groff ve Holt McCallany rollerinin haklarını fazlasıyla veriyorlar. Broadway kökenli Groff, daha önce alışık olduğumuz rollerinden fazlasıyla sıyrılmış, ahlaki olarak gri alanlarda dolaşan ve psikolojik yönü ağır basan bu rolde çok başarılı. Canlandırdığı “temiz yüzlü”, naif Hoyden, şahit olduğu acımasız ve vahşet dolu olayların karşısında büyük bir kontrast teşkil ediyor. Manipüle edilmeye açık karakteri, dizi boyunca nasıl bir savrulma ya da değişim yaşayacak göreceğiz. Onun arkasını toplamakla meşgul olan, deneyimli, saha adamı Tench'le ilişkilerinin seyrini de. Ancak, özellikle belirtmek istediğim bir karakter var ki, hem dizinin ana hikayesini taşıyor hem de başrol oyuncularından rol çalıyor: “Co-Ed Killer” lakaplı Edmund Kemper'i canlandıran Cameron Britton. 

Yeni yüzlerden Britton, seri katil Kemper'a aşırı derecede benzemesinin yanında, kibar, dingin konuşması ve duruşuyla o kadar etkileyici ve inandırıcı ki, onun olduğu sahnelerde rahatsız olmamanız mümkün değil. Karakter çok ince işlenmiş, gözlüğünün altından attığı bir bakış bile sizi germeye yetiyor. Kemper, bir Hannibal Lecter olmaktan çok uzak, tam tersine, bizi asıl dehşete düşüren onun sıradanlığı. Annesi de dahil olmak üzere 7 kadını öldürmüş ve cesetleriyle ilişkiye girmiş Kemper'ın olduğu tüm sahnelerin, ilk iki bölümün en iyi sahneleri olduğunu söyleyebilirim. Hikayeyi ve ana karakterleri nasıl etkileyeceğini de ayrıca merak ediyorum. 

Dizi, “kötülük dehası” seri katiller klişesinden kurtulup, daha derinlikli bir anlayışa ve seri katilleri yaratan psiko-sosyolojik etmenlere odaklanmayı amaçlıyor. Sahip olduğu gri karakterler, -buna ana karakterler de dahil- izleyiciyi olayların derinine bakmaya itiyor. Dizi, ikinci bölümden itibaren, Kemper'la olan görüşme sahnelerinin de katkısıyla ilk bölümün enformasyon yüklü hantallığını atıp gerçek temposuna ulaşıyor. 

Yaptığı filmlerle sapkın psikolojisi dalında uzman kişi durumunda bulunan David Fincher, bizleri yine şaşırtmıyor. Dizinin ikinci sezonunun daha dizi yayına alınmadan onaylandığı bilgisi, bize nasıl kaliteli bir yapım olduğu konusunda fikir verebilir. MINDHUNTER'ın yarattığı atmosfer, karanlık konusu ve ilgi çekici karakterleri sayesinde, sorgu odasından çıkmak istemeyeceksiniz. MINDHUNTER'ı kaçırmamanızı öneririm. 

MINDHUNTER, 13 Ekim Cuma günü (Bugün) Netflix'te yayınlanacak.

*bromance: erkek arkadaşlar arasındaki yakın ilişki

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER