Kiralık Aşk: Eksik kalıyoruz…

Kiralık Aşk: Eksik kalıyoruz…
Kiralık Aşk, benim için çok özel, çok ayrı. Bunu beni yakından tanıyan bütün arkadaşlarım bilir ve bazen saçmalasam da anlayışla karşılarlar. Toz kondurmam, laf ettirmem. Ne diziye ne de oyuncularına. Yorum yapacaklarsa da “Kızma ama.” diye cümleye başlıyorlar. Zaten yönetmenini senaristini falan bilmedikleri için laf oralara hiç gelmez. Gönlümde ayrı bir yere koydum ben bu işi. Aklım almasa da, herhangi bir mantığa sığdıramasam da, bu böyle. Kiralık Aşk işte! Çok farklı bir duygu haline sokuyor beni izlerken. Daha önce yazdım mı hatırlamıyorum. Geçen yaz Amsterdam’da tatildeyken gece 3’te odaya döndük. Bir Cuma gecesi, açıkçası kafam da bir dünya . 3 arkadaş aynı odada kalıyoruz. Gece aldım ipadi, kulaklıkları, girdim yorganın altına, ışık onları rahatsız etmesin diye, sabah 5’e kadar Kiralık Aşk’ı izledim örtü altında. İzlemesem duramazdım çünkü. Bana bir diziden daha fazlasını kattı bir de. Arkadaşlarım oldu mesela, yüzlerini görmesem bile Twitter’dan yazıştığım, bir şey söylediğinde neyi neden yazdığını anlayıp cevap yazdığım, duygularımı paylaştığım. Bir kere yazı yazmaya başladım ya. İlham kaynağı oldu bana, var olduğunu hiç bilmediğim ama içimde olan bir şeyi ortaya çıkardı. Şimdi bir başka diziyi daha yazmaya çalışıyorum elimden geldiğince.

O yüzden şu anki kırgınlığım. Beklenti belki de insanın kendine yapabileceği en büyük kötülüklerden biri bu hayatta. Beklentiniz olmaz ise ne hayal kırıklığına uğrarsınız, ne de buna bağlı mutsuzluk ile baş etmek zorunda kalırsınız. Peki, beklenti kendi kendine mi oluşuyor? Kendi kendinize durup dururken bir şeyler ile ilgili beklenti oluşturuyorsanız bu psikolojik sıkıntıların belirtisi de olabiliyor. Ama yok hayır benim Kiralık Aşk ile ilgili beklentilerim durup dururken oluşmuyor. Bir kere 59 bölümdür en ince detayına kadar izliyorum bu işi. Sorsanız hangi sahne hangi bölümdeydi ezbere biliyorum çoğu zaman. Bizi alıp tepelere çıkardığına, duygudan duyguya soktuğuna şahit olduk sonsuz kere. Karakterleri evde yan koltukta otursa yadırgamayacak kadar çok benimsedik. Kanlı canlı karşımda durmasa da bir Ömer var benim hayatımda. Bir Defne var. Sonra Sinan var, Korişim var. Sırf bölüm izlemekle de kalmıyorum. Her hafta fragman bekliyorum. Özet çıkmış mı bakıyorum, kelime kelime inceliyorum neler yazmışlar diye. Bu hafta da böyleydi benim için doğal rutininde. 1. sezon koca bir sırrın yükünü izledik aşklarında. Yeni sezon 1 yıllık ayrılık sonrası başladı. Çok da güzel başladı aslında. Yavaş yavaş birbirlerine yakınlaşmalarını izledik. Ne oldu 58. bölüm sonunda. Defne sonunda Ömer’e geldi ve artık kavuşalım dedi. Özeti de okuduk, Defne ile Ömer bulutların üzerinde diyor. Bu işlerin tekniğinden taktiğinden anlamam etmem. Arkasında koca bir ekip çalışıyor, besbelli yılların vermişler bu işe. Durduğum yerden ne hissettiğimi yazıyorum şu anda. Özet ile bölüm birbirinden alakasız olmuş bir kere, bölümde olan az bir vurucu sahneler de fragmana konulmuş olduğu gibi. Yani sadece fragmanı izlesem daha mutlu olacaktım. Biz bunu bilmeden farklı bir beklenti ile yine oturduk TV karşısına, öyle yönlendirildik. Cuma akşamı, yiyecekler içecekler özenle hazırlanmış, bekledik.

Bölüm güzel başlamıştı aslında kanımca. Partideki uzaktan bakışmalı az konuşmalı kavuşmayı bile göz ardı edecek şekilde ilerliyorum kafamda. Çünkü diyorum ki kendimce bu burada eksik kaldıysa demek ilerleyen dakikalarda tamamlanacak. Bekle. Sabah Ömer kalkar kalkmaz sevdiğine mesaj attı mesela. Ay ne şeker. Ama sonrasında hep bekledik, ne oluyor şimdi derken de şiştik. Defne ile Ömer’in, 1 sezon, ama öyle böyle bir sezon değil, 52 bölüm süren bir sezon boyunca ortadaki fil büyüklüğündeki yalanın etkisiyle tamamen kavuşamamalarını izledik. Trajik bir ayrılık yaşadılar. Hayatları sarsıldı ikisinin de. Çok acı çektiler. Bu kadar büyük, vazgeçilmez, kavuşmanın türlü savaşlar ile mümkün olduğu hikayede, birbirine belki de saplantı derecesinde aşık iki sevgilinin kavuştuğu bölüm bu kadar mı yavan, bu kadar mı eksik olur. Kaç kere yazılmış ben de tekrar ediyorum. Diyalog yok, konuşma yok. Eksik kalıyoruz. Çok anlamsız geliyor. Eksik kalmış sahneleri kafamda birleştirmeye çalışmaktan ben de yoruldum artık (Dilara Pamuk da yazmış aynı şeyi, benim de hissim bu olduğu için belirtiyorum.) 52 bölüm boyunca beklediğimiz ‘büyük yalan’ın açıklanmasından sonra verilen tepkileri görememekten. 1 yıl boyunca ne dertler çektiler, cımbızla insanların ağzından çıkan 2-3 kelimeden çıkarmaya çalışmaktan yoruldum. Hep eksik kalmışlık hissi ve bunu telafi etmeye çalışmaktan yoruldum ve buna çok üzülüyorum. Sanki benimmiş gibi benimsediğim canım dizimin bu şekilde ilerlemesinde çok üzülüyorum.

Ana karakterlerin hikâyesi eksik kalınca, yan karakterleri izlemek eziyet haline geliyor. Çünkü o an onlarla ilgilenemiyorum. Aklım hala bir önceki sahnede, bu neydi ya diye düşünürken, ya da bundan sonra ne gelecek diye beklenti içindeyken yeni sunulanlar anlamsız geliyor. Defne dedi ya “Şu an senin gereksiz gündeminle hiç ilgilenmiyorum.” diye Aytekin’e. O hesap. Bana ne be Cevdet’ten diyesim geliyor. Diğer konu bitmedi, kafamı kurcalıyor hala. Bana ne Pamir’in babasının metresinden, Pamir’in geçmişinden diyorum. 

Yazı devam ediyor..
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER