Bu yol cennete mi çıkıyor yoksa cehenneme mi?
Aşk… İnsanoğlunun yüzyıllardır kafa patlattığı halde çok fazla çözemediği muamma. Hakkında ciltler dolusu kitaplar yazıp, binlerce film yaptığı ama nasıl başlayıp nasıl ilerlediğini bir türlü kestiremediği o büyülü dünya. Anlatsan anlatılmaz, anlatmasan akar içinde durmaz. Bazen seni kapıp götürür, bazen sana kök söktürür. Bazen ayaklarını yerden keser, bazen yerlerde sürükler de sürükler. Bazen bulutların üstünde uçurur, bazen kafa üstü çakar süründürür. Ne ondan kaçabilir insan ne de onu planlayabilir. Ne onu kararlayabilir ne de kolay kolay kendi kararında kalabilir. Ne onu yeteri kadar idrak edebilir ne de onun içindeyken kendini tam anlayabilir.

Aşk böyle güçlü bir duygudur işte; kimini var ederken, kimi onun varlığında erir gider. Kimi aşkın içinde büyürken kimini yakar kül eder. Kimi kimine yanlış zamanda âşık olur, kimi ise yanlış kişiye. Kimi âşık olduğunu zanneder, kimi ise aşkını kendinden dahi gizler. Kimi itiraf etmek için her yolu denerken kimi kendine bile inkâr eder. Kimi ona kendini alabildiğine bırakmak ister, kimi de ne kadar kaçarsa kaçsın onu yakalar kendine tutsak eder. Serhan ve Oya tam da böyle bi’ yerdeler. Sürüklendiklerinin ve birbirlerine çekildiklerinin ara ara farkındalar. Mutlular, şaşkınlar, ahlaki olarak yanlışlar ama hiç planlamadıkları bir şeyin içindeler.

Bu işte bi’ terslik yok mu ya? Zehirli elmayı yiyen değil yediren olmalıydım…

Oya daha temkinli. Arada aklı başına geliyor ve “Ben ne yapıyorum?” diye sorup geri adım atıyor. Kaçıp bir müddet gizleniyor. Kabuğuna çekilip kendini spora veriyor. Geride kalıp olayın ilerlemesine kendince mâni oluyor. Kendini kaptırmamak için elinden geldiğince direniyor. Kontrollü bir kadın Oya ama aşk bu ne dirence bakıyor ne de kontrole. Onun kendine özgü bir doğası ve kendince bir matematiği var. Kimseye bakmadan yapıyor planını. Kimseyi karıştırmadan yapıyor hesabını. Kim ne kadar kaçarsa kaçsın, nereye saklanırsa saklansın fark etmiyor ya paçasından ya da yakasından kıskıvrak yakalıyor.    

Serhan ise çok mutlu, hiçbir şeye aldırmadan içine düştüğü yerin tadını çıkarıyor. Sonunu düşünmüyor, sonuca aldırmıyor, kim bilir belki de sadece yaşamak istiyor. Hesapsız, çıkarsız yaşayan sahici bir adam Serhan ve de çok yalnız. Belki de mutsuzluğunun bile farkında olmadan gelmiş bugüne. Çünkü insan neyin eksik olduğunu onu bulunca fark eder bazen. Tamamlandığında anlar eksik olanın ne olduğunu ya da bugüne kadar eksik olduğunu. Bence Serhan’ın yaşadığı tam da bu, işinden ve kızından başka bir şeyi olmayan başarılı, özgüvenli, kibar, on sekizinci yüzyıl beyefendisi, evli ama tek kişilik bir hayata sahip.

Bu karedeki boncuk beyinlileri bulun…

Ya Serhan sahi sen ne güzel bir babasın. Nasıl da sevgi ve şefkat dolusun. Kızınla aranızdaki ilişkiye hayran kalmamak mümkün değil elbette. Sen kızının dünyasına ne kadar yakınsan Merve de hem senin hem de kızının dünyasına o kadar uzak. Yalnız neden bu kadar meydanı boş bırakmışsın anlayamıyorum. Tamam Merve ile baş etmek zor. Sen ne dersen de o zaten bildiğini okuyacak bir kadın fakat yine de varlığınla onu biraz frenleyebilirdin. O boyunun ölçüsüne bakmadan yaşamış bugüne kadar, bu yüzden de hayata oldukça borçlanmış. Ona yapılan ödemeleri hep kötüye kullanmış. Şimdi hayat ona verdiklerinin hesabını soracak. Onun canını yaktıklarına karşılık, onun canını yakacak. Galiba bağıra çağıra, kırıla döküle boyunun ölçüsünü alacak.

Hani aşkı tarif ederken bazen zaman ve kişi yanlış olur dedik ya. İşte bundan daha tehlikeli, daha çetrefilli bir yanlış daha var; insanın kendine âşık olması. Tıpkı tatlı dilli, iyiliksever, herkesin sorunlarına kolayca çözüm bulan çok yüzlü Merve gibi. Dünya onun etrafında dönsün istiyor ve de bunu başarıyor. O herkese gülücükler dağıttıkça herkes de onun etrafında pervane oluyor. O kendi çekim alanında kaldıkça herkes onun çekim alanına girmek için yarışıyor. Herkesin ağzına bir parmak bal çalıyor sonra da herkese kendi istediği düdüğü çaldırıyor. Senaryoyu yazıyor, başrolü kapıyor, arkasından Pelin de dahil herkesi figüran yapıyor. Yalnız senin nasıl bir dünyan var Merve. Cenazene hakikaten çok güldük. Çok eğlenceliydi, on numaraydı. Kılık kıyafetler seksenlerden kalmaydı. Kimsenin arkandan ağlamayacağını iyi biliyorsun, malum kişi karşıyı kendinden bilir. “Ah canım zaten ölmüş de gömülmemiş” lafı ayrıca komikti. Bizde hem sana karşı alabildiğine bir nefret hem de garip bir sempati uyandırıyorsun. Çok uslanmazsın, iflah olmazsın. Yahu sen nasıl bir kadınsın?

Yazı devam ediyor...
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER