Hayat bazen yaprak döker...
Ben bakayım sen anla Ateş -Aslı
Bölüme geçmeden önce söylemek istediğim birkaç şey var. Bunlar benim seyirci olarak ve bir radyo televizyon ve sinema öğrencisi olarak sevdiğim dizi için birkaç eleştirim. 

Öncelikle eleştiri yönlendirilirken dikkat edilmesi gerekenlerin başında senaryo gelir, ardından yönetmenin taktiği sonrasında da sergilenen oyunculuk. 

Sondan başlamak gerekirse, Bodrum Masalı ele alındığında dizide bir iki kişi dışında oyunculuk fazlasıyla yeterli. Öyle ki ekranda görünen kendi kimliklerinden ziyade canlandırdıkları karakterler gözümde. 

Örneğin son bölüm itibariyle Alperen Duymaz tabiri caizse ekrandan taştı, taştı da aklımıza kazındı. Son sahneyle ilgili yazının ilerleyen kısımlarında yazacağım. 

Dün yedi bölümü deviren, Bodrum esintili masalımız herkesin bildiği üzere yavaş yavaş izleyici kaybetmekte. Birçok karakterli bir masal bu, Ergüvenler ve Faryalılar dışında da nefis hikayelere gebe.

Mesela Aslı, geçen haftanın sosyal medya üzerinde en çok konuşulan karakteri… Peki ne gördük onun hakkında, annesinin bırakıp gitmesi ve babasının hep uzakta olması dışında. Kendi ayakları üzerinde duran, çalışıp çabalayan bir kız Aslı. İncelikli işlense seyirciyi tam kalbinden vuracak bir karakter. Tıpkı Kelebek gibi… 

Peki biz Kelebek hakkında ne biliyoruz, iyi yüzer ha bir de çok güzel azar yer. Şamar oğlanı dedikleri var ya, hah, o Kelebek işte. Son bölüm onun da acısından bir kesit gördük ama o kadar. Kelebek ne hisseder, Kelebek ne ister hiç bilmiyoruz.

Üzüm ve Haydar’ın karşılıklı(!) içme sahnesi bile bir nefes, bir değişiklik olmuştu. Birçok hikayeli bir masal derken demek istediğim bu işte. 

Gerekirse, Yiğit’in bile hikayesinde pencere açılsın ama artık ne olur tekdüzelikten çıkılsın. 
Alara ve ailesinin entrikaları sıkıcı ve boğucu bir hal almaya başladı. Uzay, dikkat çekici ve izlenesi bir karakter evet ama son zamanlarda sanki diğer her şey arka plana itildi. 

Mesela plaj. 

Ne umutlarla, ne emeklerle açılmadı mı orası? Neden yüzüne bakılmıyor. Hadi Kelebek abisine sebep oradan oraya koşturuyor, peki ya Ateş, Su? Neden sürekli plajı bırakıp bırakıp kendi keyiflerinde geziyorlar. Aslı başında dursun diye mi açıldı orası? Ha bir de Yiğit. 
Büyüklere gelince. Faryalı’nın gözlerinde közü gizli o yangının Yıldız’ın dilindeki karşılığı ‘Ben seninle beraberken çok mutsuzdum.’ muydu? 

Fragmanlar ilk döndüğünde beni çeken tam da o ‘Sevginin eskisi mi olur?’ sorusuydu. 

Peki, nerede o sevgi? Sadece Faryalı’nın kalbinde mi? 

Güzel detaylar da var elbet, Ateş’in Faryalı’yla olan ilişkisi gibi. O şahane bir dinamik. Yavaş yavaş evet ama enfes bir ilişki çıkacak orada. Tabii 20 yıl ayrılık, 18 yaşında Ateş detayını atlayıp onlardan baba oğul yaratmazlarsa. Malum klişeden ölen var. 
Demem o ki, birçok insan var birçok hikaye var bu masalda. Biraz daha özenli sahneler, biraz daha derin işlenen hayatlar lazım. Tek bir konu çevresinde herkesi döndür döndür bir hal etmek niye?

Gençleri daha genç, büyükleri de daha sorumluluk sahibi görmek için çok mu geç?

Umarım ilerleyen bölümlerde karakterlerin içini daha özenli görürüz.

Gelelim bölüme.

Bölüm genel olarak temposuyla beklentimin altında kaldı, umuyorum ki yakın zamanda bu sorun çözülecek. 

Ateş’in Faryalı tepkisine tek lafım yok. Annesi onun için dünyaya anne olarak geldi, babasından önce bir hayatı olmasından rahatsızlık duymuş olması daha da önemlisi bu durumun ondan saklamasını sindirememiş olması normal. 

Ama Ateş’te adalet duygusu yok, o asla Sezar’ın hakkı Sezar’a insanı değil. Büyüme şeklinden belki, belki de vaktinde varlık içinde yüzmenin verdiği şımarıklıktan tüm dünyayı kendi yörüngesinde dönüyor sanıyor. 

Bu bencillik tek ona özgü de değil üstelik, Ergüven soyisimli herkeste var, genetik sanırım. 

Evren, Su, Ateş… Hepsi birbirinden bencil ve nankör insanlar. Genelde karakterlerle empati yapmayı severim ama bu üçlü sınırlarımı zorluyor çoğu zaman. 

Evren’i zaten toprak dahi kabul etmeyecek öyle karaktersiz, öyle sahte, öyle çıkarcı bir insan. 

Su desen, tam olarak bir akışkan, girdiği kabın şeklini alıyor. Bir insan ancak bu kadar etki altında kalabilir. 

Ateş’i de öfkesi ve gözü karalığı bitirecek. Bir kez olsun soluklanmıyor, bir üstüne yatmıyor mevzunun. Önce vuruyor sonra soruyor.
Yıldız da bu bölüm Faryalı’ya ettiği o lafla kırdı kalbimi ama yine de en naif, en kırılgan, en incelikli Ergüven kendisi. Salt Ergüven olmadığından olsa gerek. 

Ateş’in Kelebek’e posta koyması kadar saçma kaç şey var? Kelebek’in ne suçu var. Hem neden her işin faturası onun adına kesiliyor. Çok klişe olacak lakin; bu Kelebek size ne etti?

Bu dizideki en şahane erkek karakter Kelebek’tir, aksini iddia edenle günlerce tartışırım.

Yazı devam ediyor.
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER