Eşkıya:
Prometheus’un hikayesini bilir misiniz? Hani şu tanrıların ateşini çalıp insanlara verdiği için, Zeus tarafından ciğeri kartallar tarafından yenmeye mahkum edilen Yunan tanrısını? Geçen bölüm Hızır devletin parasını Sibiryalı’dan çalıp, bir nev-i “Prometheusçuluk” oynadı ve çaldığı 1 milyar dolar “tanrıları” fena kızdırdı. Ne diyelim kaderi benzemesin Prometheus’a… Ama buradan bakınca durumu pek de parlak görünmüyor; tam anlamıyla masayla devlet arasında sıkışmış gibi geliyor bana Hızır. Parayı devlete verip uzlaşmazsa Sibiryalı’dan yakayı kurtaramayacak, yok parayı verirse bu sefer de Ünal’ın manipüle ettiği masanın gazabı üzerinde olacak. Masanın dengesi iyiden iyiye değişmiş görünüyor, hayırlısı…

1 milyar dolaresin önce altına çevrilmesi, ardından altınların eritilip janta dönüştürülmesi durumu çetrefilli gelmiş olacak ki, bir aylık zaman atlamasıyla açıldı bölüm. Ben şahsen aradaki operasyonu izlemek isterdim. “Galeri kafadarlarının” birbirlerine düşe düşe işin üstesinden gelmelerini görmek keyifli olurdu. Neyse, altından jant yapıcaz ama elimizde yapılmışı var durumundan daldık konuya. Bizim görmediğimiz bir aylık süre zarfında Meryem de ikna olmuş olacak ki hapisten çıktı. Hem de ne çıkış… Resmen libidosu yükselmiş cezaevinde. Büyük travmalar atlatan insanların, hayatlarını kendileri bahşedilen ikinci bir şans olarak algıladıklarını duyarız sık sık. Sanırım Meryem’de de benzer bir durum oldu. Her şeye yeniden başlayacak Meryem belli ki… Hatalarını düzeltecek, küstükleriyle barışacak, o dekolteli kıyafetlerin hakkını verecek, öhöm öhöm…

Hızır gibi, ben de masa üzerindeki hakimiyetimi yitirdim bu bölüm. Masaya daha dün gelen adamlar, hızla koktular zira. Öte yandan, Nevzat’ın ve Davut’un işlevsizliğini anlayan beri gelsin. Bu Nevzat değil miydi daha ilk bölümde Hızır’ın GBT’sinde sorun çıkarıp onu ayağına kadar getiren? Koskoca istihbarat tır durdurup aramaktan daha akıllıca bir hamleyi nasıl yapamıyor, anlayamıyore ben. Güçlü düşmanlar olmayınca da hikaye sarkıyor. Bol diyaloglu, atarlı giderli sahnelere talim ediyoruz…

Gel ablana, gel!

Hikayeler çatışmalar üzerinden yürür. "Çatışma olmazsa eylem, eylem olmazsa karakter olmaz" der bu işin kuramcıları. Hızır bu bölüm masayla devlet arasında kaldı, bu önemli bir çatışma faktörü. Şimdi bu çatışmanın dozunun artması, Hızır’ın iyice sıkışması gerekiyor. Bir karakterin gerçek kişiliğini iyice köşeye sıkıştığında ve seçim yapması gerektiği noktada görürüz çünkü… Çatışma, seçim yapma derken, Nazlı ve Meryem’i de es geçmek olmaz. Hızır’ın işi sadece “iş”te değil, “aşk”ta da zorlaştı. Hikayenin başlarında soğuk ve dırdırcı Meryem tiplemesi, sevdiği adamı kaybetmemek için herkesle ve herşeyle uzlaşan bir kadına evrildi. Yani bir anlamda, Meryem uzun süredir yedek kulübesinde izlediği oyuna tam göbekten daldı. Artık Hızır’ın işi çok zor. Bir yanda doğum için gün sayan Nazlı, diğer tarafta dişiliğinin doruğundaki kararlı Meryem… Suların durulmuş gibi göründüğü “kadınlar köşesi” ciddi olaylara gebe gibi duruyor; ne de olsa dizinin aşk üçgenindeki kahramanlar, kadınlar… Ben Meryem-Nazlı savaşının ikinci bir Hürrem-Mahidevran meydan muharebesi tadında olacağına inanıyorum.  

Sırtımdan vuruldum...
 
Şahin Ağa’nın vurulmasıyla, Hızır’ın en önemli kalelerinden biri düştü, pek tabii ki tetikçisi Mahmut… Mahmut hikayede “niyet”ini anlamakta zorlandığım karakterlerden biri… Neden bu kadar kötü, bu kadar hırslı, bu kadar dönek olduğunu anlayamıyorum. Karakter kötü dahi olsa, o karakteri en azından takip edebilmemiz için niyetini, yani motivasyonunu bilmemiz şart. Bu bağlamda fazla karton duruyor Mahmut. Ayrıca kendisini Esra’ya göstermesinin nedenini de erkeklik egosundan öteye taşıyamıyorum kafamda.
 
Hızır oynadığı kumardan alnının akıyla kalkmayı becerebilecek mi, yoksa akıntıya mı kapılacak hep birlikte göreceğiz. Vehbi’nin dediği gibi, masadan kalkılmadığı sürece kazanılan her şeyin kaybedilme riski de var zira…
 



BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER