Bizim Hikaye: RahDen'de bu hafta - Çılgın Y kromozomu

“Canımı acıtıyorsun.”

“Sen benimkini daha çok acıtıyorsun.” Queenime biraz daha kibar davranırsak Y kromozomu. En nihayetinde karşındaki bir kadın. İtmek, hırpalamak falan gerekçen ne olursa olsun, o sınırı aşıyor. Yavaş gelelim biraz. Derin’in suçunu sen neden üstleniyorsun ki Deniz? Neden kendine bunu yapıyorsun? Kalbinin kırılacağı yeni bir kombinasyon yaratmasaydın keşke. Gelir kırar çünkü er kişisi, biliyorsun.

“Ne kadar eğlendin? Ne dedin mesela? Salak. Ayağına bağladığı taşı fark etmeden uçmaya çalışsın da parça parça mı olsun dedin?” Rahmet’in bu haline ne kadar üzüldüğünü saklayamıyorsun Queen, dikkat et. Sahi üzülmeyen var mı?

“3-5 saatliğine nasıl bir b*kun- this is sansür of RTÜK- içinde debelendiğini unutsun, kendini biraz insan yerine koysun da biraz daha dibe çakarız biraz daha güleriz mi dedin? Yapamayacağı, kazanamayacağı şeyleri kazandıralım da bakalım nasıl parça parça oluyor mu dedin? Ne dedin Deniz?” Nasıl replikler bunlar, bunlar nasıl replikler… En beğendiğim sahne burasıydı. Şimdi bu sahneleri yazanla o son sahneyi yazan nasıl… Hatırladıkça üzülüyorum. :(

“Git kendine başka yerde acı şapşal.” Hemen değişen bakışlar, canı acıyan kız çocuğundan tekrardan Queen’e dönüş.

“O taşı ayağına bağlayan da, yerde debelenen de sensin. Yarışmayı kazanınca belki kendi yerini, kıymetini bilir dedim. Kafasını kumdan çıkarır dedim ama nerde?” Yine bir gün Deniz, Rahmet’i düşündüğü için bir şeyler yapıyordu. Yine. Yeni. Yeniden. Ama bunu başkaları gibi seni düşünüyorum adı altında, onun adına yok ablayla konuşayım, yok zorla baskı yapayım değil, kendisi istediğini fark etsin diye yapıyordu. Bu yüzden sen. En çok sen Deniz. Seviyorum seni.

“Sende o kafayı kaldıracak cesaret ne gezer?” Ben kafayı kaldırmayı geçtim senin söylediklerini algılamasına razıyım Reyis. O bile yeterdi bana. Bir duvarla konuşmak, bazı konularda Y kromozomuyla konuşmaktan daha faydalı. İnan bana. Hiç değilse sesin çarpar falan duvara, ne bileyim, titreşir atomlar. Yok. Bizim esas oğlanda tık yok.

“Doğru ya, ne gezer bende gerçekten?” İkisinin de bakışlarındaki öfkeyi, tutkuyu, kırgınlığı ilk defa görenler için RahDen nedir sorusunun cevabı, aha da bu sahne. Budur yani. Ne kadar kırıldı ikisi de. Size üzülüyorum ya. Keşke aşk daha az can yakan bir şey olsaydı. Üzgünüm. Canınızın en çok yandığı anlara bakın. Hepsinin öznesi o üç harfli kelime. Aşk…

“Korkak!” Birbirinize şu bakışlarınızın hüznüne, acısına, kederine neler yazılmaz ki… Ama bazen en iyisi hiçbir şey dememek. Susmak sadece. Çünkü sizin bakışlarınız… Sizin bakışlarınız ağlamak özlemi taşıyor.

Rahmetciğim senin ilacın alkolse keşke daha önce söyleseydin. Derdin buysa hallederdik. Düşünme. Sal gitsin. Ne kasıyorsun?
“Rahmet’i konuşuyoruz.” Derin sen konuşma. Sen lütfen daha fazla konuşma.

“Niye üstüne aldın Deniz?”
“Çünkü Derin’in başa çıkabileceği bir konu değildi.”

“Valla o konuda haklısın işte.” Bence Filizle konuşma suçu da Deniz’e kalsın. Baksana kız başa çıkamıyordu. MADEM BAŞA ÇIKAMIYORSUN NE HALT YEMEYE YAPIYORSUN BÖYLE ŞEYLER?

“Sen başa çıkabildin mi bari?” Tolgacığım senin algı düzeyinin yüksekliği burada hoşuma gitti.

Üzgünüm Queen, başa çıkamadın. Her şeyle başa çıkan sen bir hademeyle başa çıkamadın. Aşkla başa çıkamadın. Başa çıkabilsen adı zaten aşk olmazdı değil mi?

Y kromozomu alkolün de etkisiyle sonunda duygusal zekasında depara kalktı ve… Kızı öptü. 12 points goes to Rahmet Elibol. Rahmet sen bu kıza bayağı, tabir i caizse, köpek gibi âşık olmuşsun. O nasıl çaresizlik içinde bakmaktır? Helal olsun ya. Afferin! Şaşırttın beni. O nasıl bir kisstir? Tutku, özlem, aşk, teslim oluş… Ne ararsan var. Bitki örtüsü çekmeyen yönetmenlere alışık değil tabii ki bu iki dudak meraklısı haspalar. :)

“Geç kaldın.”
“Aceleye gelecek bir şey değildi.”

“Ben kazandım.” Deniz’in olası bir kisste ilk söyleyeceğinin bu olacağını her bir mimiğini ezbere bilen biz, daha söylemeden biliyorduk zaten. Senin repliklerini dinlememe bile gerek yok Deniz. Seni sessize alıp izleyince ne anlatmak istediğini gayet iyi anlıyorum zaten. Seni yorumlamanın bana bu kadar keyif vermesinin en büyük sebebi de bu. Saykoluk derecesinde detaycı ve günlük hayatta da insanların ne söylediğinden çok söyleme biçimiyle ilgilenen benim için seni yorumlamak… Hadi herkesi anladım da bunu bana neden yaptınız ya? :(

“Sen hiç kaybetmedin ki Deniz.”

Benim için bölüm burada bitti. Çok güzeldi. Herkesin eline, emeğine sağlık. Yine harika yazılmış ve oynanmış.

Bitmedi! Onu deme. Yapma bunu.

Keşke diyorum. Keşke o son sahne hiç olmasaydı. Kalbimi kırdınız. Kalbimi gerçekten çok kırdınız. Ve bence bunu hiçbirimiz hak etmedik. Ne biz, ne Deniz, ne de Rahmet. İlk defa bir partiden mutlu ayrıldığımı düşünüyordum. Yapmayın, Allah aşkına parti falan yapmayın. Yaramıyor. Galiba biz mutluluğu hiçbir zaman hak edemiyoruz. Dünya üzerinde çifti sabah yatakta uyanıp da mutsuz olan tek insan topluluğuyuz. Ben tuzluk olmayı kabul ediyorum, yeter ki bunların hepsi kötü bir kâbus olsun. Bu kadar ince ince, ilmek ilmek işlenen bir çifte bu yapılmış olmasın. Şimdi ne anlatayım sana? Nesini yorumlayayım?

Boğazım düğümleniyor. Kalbim düğümleniyor. Aklım almıyor. Bunu neden yaptınız? Her şeye söyleyecek bir şeyi olan ben, bu sefer söyleyecek bir şey bulamıyorum. Sanki bambaşka bir çifti izlemişim gibi. Sexual tension ı bu kadar yüksek olan bir çiftin soluğu yatakta almasını gayet doğal karşılarım, bunda sıkıntı yok. Gerçekten üzülüyorum. Olayların sığlığı beni üzüyor. İşleniş biçimi. Her bir repliği bu kadar altı dolu olan bir çiftin böyle lanse edilmesi; bu kadar sığ, basit, yüzeysel… Kafamda uyuşmuyor. Rahmet’in Deniz’in yatağında uyanıp hiçbir şey olmamış gibi ilk tepki olarak yataktan çıkmaya, evden kaçmaya çalışması kafamda oturmuyor mesela. Aceleye getirmemiş halin buysa Rahmet, aceleye getirsen ne yaparsın hayal edemiyorum.

“Ben ablana âşık oldum.” Bunu Derin’e pat diye söylemesi, Deniz’in buna gülerek tepki vermesi… Biz de yansımadan olan fotoğrafı gösterip ilan-ı aşk yapacak falan diye bekliyoruz. Çünkü öyle ince işleniyor ki… Sinirden suratıma kahkaha atıp geliyorum ben, sen devam et. Derin’in oraya tıkıştırılması şart mıydı? Bu ilan-ı aşkın onun önünde, böyle sığ bir şekilde olması şart mıydı? Rahmet’in böyle saçma bir şekilde bunu söylemesi şart mıydı? Gerçekten ne izledik biz? Daha da önemlisi niye izledik? Şimdi siz benden kardeşi için kendini siper edip, kardeşini seven Deniz’in kardeşi ağlayarak giderken sadece kahkaha atmasına inanmamı bekliyorsanız o zor. O imkânsız hatta. Kendi anlamlandıramadığım bir şeyin nesini anlatayım ki size?

RahDen’in kendileriyle uyuşmayan bu halleri peki? NEDEN? Valla beni çok üzdünüz. Şakaydı, deyin. Rüyaydı, deyin. Kabustu, deyin. Senin şizofren dünyanın ürünüydü, deyin. Öyle bir sahne olmadı, deyin. Ne derseniz deyin. Ama lütfen, bir şey deyin. Çünkü ben hiçbir şey diyemiyorum. Olmuyor, yapamıyorum.

Daraldım ben. Bunaldım. Frida haklı. Keşke bizi anladığınız halde canımızı bu kadar yakmasaydınız. Keşke…

Bu haftalık benden bu kadar. Haftaya görüşmek üzere. Belki de görüşmemek üzere. Kim bilir? Sahi, kırılan bir kalbi onarmaya ne yeter?
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER