Hayat Şarkısı işte...

Hayat Şarkısı işte...
İlk kez bir şubat akşamında konuk oldu evlerimize Hayat Şarkısı. Çoğumuz -en azından ben- "ben seninlen evlenicem" diyen o küçük kız çocuğunun peşine takıldık. Sonrasında o küçük kız çocuğunun nasıl büyüyemediğini seyrettik. Bedeni olgunlaştı ama içinde küçücük kırılgan bir Hülya vardı. Yarım kalmış bir çocuğun hüznüyle, kurulan hayallerin ulaşılabilirliğini böyle harmanladığı için her hafta ekran başına oturup izledim ben de. Eğer sorarlarsa neyi farklı bu Hayat Şarkısı'nın diye, cevap belli... Hayat Şarkısı işte; hüzünlü de çalıyor, neşeli de...

Sezon finalini izlemeye başlamadan önce kendimi hazırladığımı düşünüyordum. Sarsıcı bir bölüm olacağını zaten bir önceki bölüm sonundan hepimiz tahmin etmiştik. Yine de son sahneyi izledikten sonra böyle ekrana bakıp kaldığımı inkar edemem. Tüm ekibin eline emeğine sağlık, yeni sezonu iple çekiyoruz.

Bu bölüm ile ilgili en başından söylemeliyim ki, HülKer aşkından daha çok hissettiğim tek şey Hülya ile Mahir'in aralarındaki dostluk bağıydı. Evet, daha önce de deniz kenarında dertleştiklerinde, sırlarını paylaştıklarında görmüştük bunu. Ama bu bölüm o dostluk içimi kavurdu. Mahir'in çaresizliğini en derinden hissediyorsak bunun sebebi Olgun Toker'dir, buradan ona Mahir olduğu için teşekkür ediyorum. İkinci bölümde ilk gördüğümde 'al işte, baş belası karakter belli oldu' dediğim için de özür diliyorum. Erken verilmiş bir yargıymış.

Ne tarafa gitsem gözyaşı...

Ve Hülya... Ah Hülya, canım Hülya... İçi yana yana kalbi kavrulurken Kerim'i hatırlayan, küçük ailesiyle hayalinde vedalaşıp Mahir'e giden Hülya... 'Sana güveniyorum' diyenlerin inancını boşa çıkarmayan, sonu bilinmeyen bir yola tereddütsüz giren o dolu dolu gözlerinden öperim. O çığlıklar hepimizin ciğerini söktü attı aslında, Hülya'yla birlikte hepimiz feryat ettik takatim kalmadı diye. Böyle olunca, suçlu da olsa kıyamıyor insan.

Ama ne olursa olsun, Kerim'e de içim öyle parçalanıyor ki... Hülya bu tuzağı ilk kurduğunda hikayenin bu noktasını hayal etmiştim hatırlıyorum. Gözümün önünde yine bir ayrılık belirmişti, ama bu durum benim hayalimde Kerim için değil Hülya için zordu. Ama şimdi öyle değil. Kerim kaybettiklerini geri aldı, bu yolda çok acı çekti. Çok hırpalandı. Ama Aylin'in itirafıyla tek kaybettiği şey üniversite hocalığı olmadı bu sefer. Sadece kariyerinden değil küçük ailesinden ayrıldı Kerim. Sevdiği kadını kaybetti, güven denen şeyi kaybetti.

Kendimi onun yerine koyuyorum, ilk defa birini hayatında öyle bir noktaya yerleştirmişken öğrendiği bu kazık yüzünden, belki de bir daha kimseye güvenemeyecek Kerim. Bu aşamadan sonra Kerim'i çok farklı izleyeceğimizi hissediyorum ben. Ama benim tercihim, yeni sezonda kızgın değil kırgın bir kerim görmek olur. Çünkü öfke bir ateştir, elbet söner ama kalbindeki kırık kolay iyileşmeyecek. İyileştiğinde bile hep izi kalacak. İşte bu yüzden seneye çok farklı bir HülKer izleyeceğimizi düşünüyorum. Birbirlerini günahıyla sevabıyla kabul etsinler, kendi açtıkları yaralara merhem olsunlar. Birlikte iyileşsinler, en nihayetinde bir arada dursunlar. Çünkü aile olmanın verdiği sıcaklığı tattılar bir kere, başka türlüsü olmaz.

Beni en çok yaralayan sahnelerden biri de Hüseyin'in Melek'e vedasıydı. Ayrılık değil veda diyorum ben buna, geçici süre için. Çünkü sevenler elbet kavuşur, kesin bilgi. Ama Hüseyin öyle umutsuz ki, bu bölüm onun için çok üzülsem de takdir ettiğimi söylemeliyim. Ceren için atması gereken bir adımdı bu. Hüseyin en başta bir baba, her şeyden önce bu yönüyle öne çıkmalı zannımca. Hele de Ceren bu durumdayken. Ama bir gün gelecek, Hüseyin tamamen özgür olacak. Açıkça söyleyeyim, Zeynep'le aralarında hiçbir şey olmasa da evli olduğu sürece Melek'le kurduğu duygusal bağ bile rahatsız edici benim için. Bir gün gerçekten, sadece kendi bilinciyle Melek'e gidecek. O zaman ben ikisinin ilişkisini destekleyeceğim, ama bugün değil.

Geri dön, geri dön... Şarkı seçiminin mükemmelliği^^

Hani Melek çöktü ya yatağın dibine, bitik vaziyette. Daha önceki bölümlerde çok sinir olduğum, yaptıklarına anlam veremediğim olsa da o an Melek'i neden sevdiğimi hatırladım. Öyle büyük bir kalbi var ki, alabildiğine seviyor. Öyle yüce gönüllü, hem de merhametli. Yine de beni en çok etkileyen an Melek'in Hüseyin'e söylediklerini anlatması üzerine Nilay'ın kınayan sözleri, Hülya'nın 'seni en iyi ben anlarım' diyen bakışları... Hülya şaşırmadı, Hülya kınamadı, Hülya neden böyle yaptığını düşünmedi bile. Çünkü Hülya olsa, o da aynısını yapardı. En çok Hülya biliyor aşk için gururun nasıl hiçe sayıldığını, ezilmeyi, hor görülmeyi, yerden yere vurulurken ayağa kalkıp aynı yürekle sevmeye devam etmeyi. Ben bundan sonra iki kardeşin ayrı gayrı durmak yerine birbirine tutunmasını izlemek istiyorum. Çünkü her şey sona erdiğinde, geriye bir tek onlar kalıyor. Hepi topu iki kardeş...

Bayram Bey bu bölüm beni korkuttu, ne yalan söyleyeyim. Tahminlerimin çok dışındaydı. Az çok düşünmüştüm konu üzerinde, mesela Filiz meselesinde yeni gelinim deyip kızı bağrına basmayacağı kesindi. Memo'nun annesi olarak Filiz'i kabul etmeyeceğini de biliyoruz. Ama bakışları öyle belirsizdi ki; hangi meseleyi ne zaman öğrendi, neyin ne kadarını biliyor, ne yaptı? Bunlar benim için hala cevapsız sorular.


Yazı devam ediyor.. 
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER