İstanbullu Gelin: Herkes bir zamanlar gençti

İstanbullu Gelin: Herkes bir zamanlar gençti
Hani bazı insanlar vardır, yaşça bizden büyük insanlar, sanki dünyaya o yaşlarda gelmiş gibilerdir. Bebekliklerini, çocukluklarını, gençliklerini hayal edemezsiniz. Sanki hiç çocuk olmamış, haylazlık yapmamış, genç olmamış, aşık olmamış gibi gelirler. Ama aslında bilirsiniz ki herkes bir zamanlar gençti. Kalın duvarları, katı kuralları, kaya gibi duruşu, hep bahsettiği Boran soyadının ağırlığı ve sahip olduğu ‘Sultan' makamıyla Esma da bu insanlardan biriydi gözümde. Çoğu zaman kızdığım, bazen iki yüzlü bulduğum ama bir yandan da anlamak için ekstra çaba harcadığım  bir karakterdi Esma Boran. Sonunda onu tanıyabilmek, anlayabilmek için bir kapı açıldı önümüzde, genç Esma ile tanıştık, Esma Sultan'ın hala içinde bir yerlerde yaşayan genç Esma ile. 

Hayretler içinde ve yüzümde buruk bir gülümsemeyle izledim Esma Sultan'ı bu bölüm. Garip Bey'le ilk karşılaşmasında kimseye belli etmemeye çalıştığı heyecanı, Garip Bey’i gördükten sonra yüzüne yayılan o genç kız gülüşünü, kalp kırıklığına bağlı öfkesini, sürekli gözünde canlanan hatıralarını... Bambaşka bir Esma izledim bu bölüm. Samanların üstüne yatan, yıldızları izleyen, kalbi pır pır atan bir Esma izledim ve ben bu Esma'yı çok sevdim. Genç Esma'nın gelişi, Esma Sultan'a bir adım daha yaklaştırdı beni. Tüm bunları İpek Bilgin'in harika oyunculuğuyla izlemek ise en büyük keyifti. Garip ile Esma'ya daha sonra ne oldu, neler yaşadılar çok merak etmekte ve sabırsızlıkla izlemeyi beklemekteyim.

Bu bölüm beni en çok etkileyen Esma ve eski aşkını bir kenara bırakıp bölümün diğer olaylarından bahsetmem gerekirse; Süreyya-Faruk cephesinde, bir ilişkinin sevdaya dahil ama sevdanın en sevimsiz hali olan aşaması yaşanıyor. Karşılıklı olarak birbirine kırgın iki insan, oturup güzelce konuşmak, derdini anlatmak yerine, kırgınlığını öfke olarak dışa vuruyor. Öfkeyle yanlış hareketler yapıyor, sonra kafalarında bir şeyler kurup daha çok öfkeleniyor sonra da birbirlerini daha çok kırıyorlar. Daha çok kız tarafı olsam da, bu durumda ikisinin de hatalı olduğunu, hatta Süreyya’nın bir tık daha hatalı olduğunu düşünüyorum. Bu kısır döngüden işler iyice çıkmaza girmeden çıkmalarını dileyerek bölüme dair diğer noktalara geçiyorum.

İki bölümdür hal ve tavrıyla en çok hoşuma giden iki karakterden bahsetmek istiyorum: Bade ve Akif. Yazarken bile yüzümde gülümseme oluşturuyorlar.
 
Bade, geçen sezon yaşadıklarından sonra adeta küllerinden doğdu. Tam anlamıyla genç bir kadın oldu, kendini buldu. O kadar çok seviyorum ki Bade'nin bu halini. Hedefine odaklanmış, güçlü, akıllı, çalışkan... Her sahnesinde “Aferin sana be Bade!” diyorum kendi kendime. Canım Bade. Murat'a ise hiç acımam yok. Bu ilişkide de kız tarafıyım. Bade hiç yüz vermesin, Murat epey sürünsün istiyorum. 

Akif ise geçen sezondaki çilekeşliğini bu sezon ikiye katlamış. Çile çekerken o kadar sempatik oluyor ki daha çok çile çeksin diyesim geliyor ama Akif de insan, ona da yazık. Esma-Faruk, Fikret-Faruk gerilim hatlarında en çok yıpranan kişi oldu bunca zamandır. Faruk böyle bir dostu olduğu için şanslı hissetmeli ki Akif'in kıymetini biliyor bence. Bu bölüm aldığı “Kendi hikayeni yaz” mesajı yolunu değiştirecek mi izleyip göreceğiz. 

Son olarak, yeni karakterlerle ilgili şimdilik yorum yapmayacak olsam da ilk gözlem olarak, müzisyen avukatımız Can'ın Süreyya’nın düşünceleri ve karakteri üzerinde garip bir etkisi olacağını düşünüyorum.
 
Hakkında yazmak istediğim karakterlerden biri de kesinlikle Adem ancak onu başka bir yazıya saklıyorum. 

Okuyan herkese teşekkürler! 



BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER