Umuda Kelepçe Vurulmaz: Ön yargılarımız

Umuda Kelepçe Vurulmaz: Ön yargılarımız
Geçtiğimiz günlerde Orhan Veli’nin ölüm yıldönümüydü. Ölmeden önce yazdığı son şiiri cebinde bulunmuştu. Hem onu da anmak hem de diziyi anımsatan şu dizeleri paylaşmak isterim.

sade kadın değil, insan.
ne kibarlık budalası,
ne malda mülkte gözü var.
hür olsak der,
eşit olsak der.
insanları sevmesini bilir
yaşamayı sevdiği kadar

Okuduğumuzda hepimizde aynı isim belirmiştir sanırım. Ceren’den bahsediyorum. Büyüklerin katılaşmış, ön yargılı kalplerine karşın hala halden anlayabilen naif kalbi var. İnsan tanımını kalbiyle birlikte en güzel şekilde taşıyabilecek biri. Sen osun, o bu, şu da şu demeyenlerden. Mahkûm diye ayırmayıp kendine eşit görenlerden. Çevresindeki kötü kalpli insanları ayırt edebilecek kadar gözü açık ve olgunken çocuk sanılanlardan. Ve gözleriyle sevdiğini belli edebilecek kadar güzel gözlere sahip. Sevdiği insanları korumak için kendinden ödün verip saçma şovlara katlanabilecek kadar yüce kalpli.

Onur Fırat’a Ceren’e layık olmadığını söylemişti büyük şovu sonrası. Fırat’ın Ceren’i hak edecek nesi var biliyor musun Onur? Ailesine düşkün bir kalbi var. Eve ayık gelemeyen, kardeşlerine zararı dokunan, babalıktan çok azarını gördüğü babasının yere düşüşünde ilk kaldıran olacak kadar saygı dolu bir kalbi var. Babası, kardeşi söz konusu olduğunda karşıdaki kişinin mevkisine, parasına bakmadan koruyacak kadar tabiri caizse mangal gibi yüreği var. Gardiyan ve Onur’a karşı diklenmelerini örnek verebilirim. Mahkûm arkadaşlarını yarı yolda bırakamayacak bir merhameti var. Kardeşine olan düşkünlüğü ile arada sıkışıp kalsa da sevdiklerinin umudunu elinden alamayacak kadar merhametli. Zor durumda olan dostu için onurunu, can acısını düşünmeyecek kadar fedakâr bir kalbi var. Yine o telefonu almak için yaşadığı eziyette de anneye duyulan sevgi var. Yaptığı hatalar sonucu öğretmeninin ve arkadaşlarının yüzüne bakmaya utanabilen utangaç bir kalbi var. Sevdiği kızı uzaktan sevebilecek ve korumak için her şeyi yapabilecek kadar çok sevebilen bir kalbi var. Geri durması gerektiğini düşündüğünde sınırlarını koyabilecek kadar yerinde bir gururu ve koruma içgüdüsü var. Sanırım sende olmayan çok şey var Onur.

Ceren’in annesinin mahkûmlara olan bakış açısı ve Ceren’in utangaçlığı başlıklı sahnede ön yargıların vücut bulmuş halini izliyoruz. Sınıf farkı ve ekonomik fark suç işlemeye sebepti onların gözünde. Eğitim seviyesi, ailelerin ilgisizliği ya da Azad’ın ailesi gibi suça yönlendirme durumu etken olabiliyor. Ekonomik sıkıntılar kimi insanlarda mala karşı suç işletebiliyor. Ancak zengin insanlar suç işleyemez. Eğitimli insanlardan hiç suçlu çıkmaz gibi bir kanı oluşamaz. Yarın hangimiz biliyoruz başımıza ne geleceğini? Yolda tacize veya gaspa uğrayıp kendini savunmak zorunda kalmayacağının garantisi var mı? Maalesef yok. Sinir krizi geçirip ya da taksirle suça sebebiyet vermeyeceğinin garantisini verebilir misin? Hayır. Ama çok güzel yargılarız.

Ya da giyinişleri ile yargılarız insanları. Burak Hoca da iyi niyetle İnci Hoca’yı korumak isterken bilmeden ön yargılarına yenik düşmüştü. Maalesef hepimiz yapıyoruz bu hatayı. Aslında Burak Hoca’yı korumacı tavrını bu haftaya özgü buldum. Ne yazık ki kadın olarak gece vakti hatta gündüz sokakta başımıza ne geleceğini bilmediğimiz için ve bu tip haberlerle sürekli karşılaştığımız için Burak Hoca’da da savunma mekanizması gelişmiş olabilir. Ne de olsa gittikçe yasalarımız mağdurları korumak yerine tecavüzcülere yardımcı olur hale geliyor. Eskiye dönüyoruz. Mağdurlara yapılması gereken psikolojik destek konusunu da gardiyan bey bu hafta dikkat çekti. Aynı şekilde faillerin de niye bu duruma geldikleri araştırılmalı. Ama maalesef araştırmak yerine evlilik gibi kurumlar daha kolay geliyor sanırım.

KISA KISA

Azad Fırat konuşması çok etkiledi beni. ‘Can, canı kolay öldüremez.’ Katil olmak bile bile kolay mı? Düşmanın da olsa Allah’ın verdiği canı almak ne kadar kolay olabilir? Kan davası yüzünden daha kaç gencin hayalleri, gençliği suya düşebilir?

Gardiyan abimizin geçmişini çok merak ediyorum. Kız çocuğunu kaybettiğine dair düşüncelerim var. Kız ve erkek ayrımını bariz şekilde yapıyor.

Fırat ve Ceren’in didişme halindeki aşklarını çok seviyorum. Saf ve duru. ‘Ben olsam.’ başlıklı cümleleri ile ufak dokundurmalı, müzik kadar hissettirici bir aşk.

Fırat’ın annesine hiç kıyamıyorum. Evde en büyük problemini, evlat acısını paylaşamadığı bir eşe sahip. Her yükü kendi omuzlanıyor. O CD’yi izleyerek kendisine yaşattığı duyguyu tahmin bile edemiyorum. Keşke canından can götürecek bu izlemeyi yapmasaydı. CD izlenirkenki sahnedeki oyunculuğa hayran kaldım.

Bütün dertlerini sokakta kendi başına meyhane köşelerinde yaşayıp ağlayıp evde aslan kesilip ağlamamak erkeklik mi oluyor? Baba dediğin evinde acısını çekse küçük durumuna mı düşer Asım?

Ceren, Fırat’ı korumak için intikam olayını Onur’un annesine söyleyerek iyi mi yaptın bilmiyorum. Umarım işler Fırat ve ailesi gibi korumasız insanlar için daha da sarpa sarmaz. Zaten Onur, Fırat’ın ve bütün kardeşlerinin başına bela.

Son olarak Onur’un Fırat’a yaptığı eziyetlerle bitirmek istiyorum. İşkence sahnesinde içim parçalandı. Oyunculuklara söyleyecek söz bulamıyorum. Mert Yazıcıoğlu hayranlığımın etkisiyle de olabilir ama gözümden yaş geldi Fırat’ın bakışları ve iki büklüm halleriyle. Suç işleyip ıslah evinde ıslah olacağı yerde işkence gibi farklı suçlar işlemeye devam ediyor psikopat Onur. Burak Hoca’nın dediği gibi mahkûm gençleri bırakıp Onur ile ilgilenseler daha iyi olacak. Fırat’ı önüne eğdirmesi, sonrasında partideki fuları atıp pis bakışları, herkes önünde yaptığı şov da psikolojik baskının ikinci bir örneğiydi. Olay yaratıp Fırat’ı üstüne salıp hiçbir şey yapmamış hallerindeki sinir harplerini saymıyorum bile. Fırat’ın bir şey yapamayıp içinde kalan o yardımseverlik, vefa ve aşk duyguları yetiyor beni üzmeye.

Hepimize ön yargılarımızı kırdığımız ve inşallah güven içinde yaşayabileceğimiz haftalar diliyorum.
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER