Kiralık Aşk: Sen gittin, ben bittim!

Kiralık Aşk: Sen gittin, ben bittim!
“Özür dilerim.”
Hayat dediğimiz şeyi en çok yola benzetiriz. Bir başlangıcı ve bir bitişi oluşu ve daima ulaşılmak istenen bir varış noktasını işaret edişi ile çok benzerdir bir kere. Engelleri, kestirmeleri, patikaları, dönemeçleri ve ayrımları ile çok benzer.

“Farkında mısınız hayat hep yol ayrımlarıyla dolu? Defalarca karar veriyoruz, bir yere sapıyoruz.”

Defne ve Ömer’in hayatlarının kararını nikâh masasına giden o kısa ama dikenlerle dolu yolda vermelerine bu bağlamda bakabiliriz belki de. Birlikte yürüdüler ve bir yol ayrımına geldiler. Defne zaten her şeyi anlatmayı seçerek Ömer’e gitmek istediği yönü göstermişti. Ömer ise o yöne değil, Defne’nin olmadığı, o karanlık yöne döndü yüzünü. Defne için yola yalnız devam etmekten başka bir şans kalmamıştı. Bir şekilde yaşamak zorundaydı. Nefes almak zorundaydı. Çünkü aralıksız nefes almak nasıl hayatın olmazsa olmazı ise bu yolun olmazsa olmazı devamlı ileriye doğru adım atmaktır.

“Ne de olsa yürümeye mecburuz.”

Yürüdü, yürüdü. Zor olsa da yolunun bir daha Ömer’le buluşmayacağını kabullenerek, kabullenmiş gibi görünerek yürüdü. Gökyüzüne bakmaktan, çiçekleri koklamaktan, ara sıra yavaşlayıp nefeslenmekten kaçınarak yürüdü. Bakışlarını yerden ayırmadan, adımlarından başka bir şeye bakmadan yürüdü. “Ya gelirse şu köşeden” diye döndüğü dönemeçlere bakıp yeniden kırılmamak için, yatağa yattığında düşünmesine fırsat kalmasın diye yorgunluktan ölene dek yürüdü. Ve alıştı, kendi yolunda yalnız yürümeye. Kendi kendine anlattı derdini, aşkını ve yalnızlığını. “Bugün de bitti” diyerek saydı kendi seçtiği yolun kilometrelerini. Evet, kendi seçti bu yolu, yalnız kalmayı göze alarak. Bir umudu vardı, elinden tuttuğu adamdan yana. Olmadı. Ama Defne girdiği yolun gereği neyse yaşadı.
 
“Hep bir yanı kırık, hep bir yanı aksak.”

“Sonunda bütün bu seçimlerimiz bizi biz yapıyor. Yine de bazen dönüp hayretle bakıyorum yaptığım seçimlere. O zamanki ben şimdiki beni şaşırtıyor bazen.”

Yaptığımız seçimlerden pişman oluruz, dönmek isteriz.  Defne gibi bir yola/ yalnızlığa mahkûm edilmenin çaresizliği yanında Ömer gibi tamamen kendi iradenle seçtiğin yolun pişmanlığı daha büyüktür. Kendinle savaşırsın çünkü. Hele de kalbin de aklın da senden yana değilken yenilmen de kaçınılmazdır. Ama geri dönemezsin. Vazgeçtim diyemezsin. Hayat en çok da zaman denen coşkun nehirle yan yana aktığı için benzer zaten yola. Aldığın her nefeste olduğu gibi attığın her adımda zamanın hep akıyor oluşu, hayatın asla geri dönülemeyecek bir yol olduğu fısıldar.

“Ve hiç unutmamak lazım, bu yolları bir defa yürüyoruz, provası, ikinci şansı yok.”

İşte bu yüzden yeni yolların peşine düşmek gerek. Ömer’in karşısında etrafına duvarlar örmüş bir kadın var şimdi. O kadın bir zamanlar kendi elleriyle yıktığı Ömer İplikçi’nin duvarları kadar – belki daha- yüksek duvarlar örmüş. Ve o kadar zordur ki o duvarları örmek; her tuğlasında canının bir parçası ve gözyaşı vardır. Acı çekerek aldığı her nefesle karar harcını. Yıkılması ölüm gibi gelir bu yüzden. Defne bir zamanlar dışardan bakıp ürktüğü şatodan şimdi dışarı çıkamaz olur. Bir ses onu dışarı çağırır, o duymazdan gelir. Bir soluk onu kendine çeker, o daha çok kabuğuna çekilir. Biri “hep seninleydim” der o  “sen gittin”. Biri ona “Defnem” diye seslenir. O “bittim” diye cevap verir.

“Tamam, benim yolum burası diyoruz. Sonra yeniden bir çatala çıkıyor yol. Yeniden, tekrar tekrar karar vermek zorunda kalıyoruz. Fakat işte hayat bizden yeni kararlar almamızı bekleyerek devam ediyor.”

Öyleyse şimdi Ömer’e düşen her yol ayrımında tekrar tekrar Defne’nin karşısına çıkmak. Defne her ne kadar “benim yolum burası” dese de gün gelecek hayat onu yeni bir kararın eşiğinde bırakacak. Ve umulur ki bu karar aşktan yana olacak.

Çünkü bugün “Bitti. Bittim.” dese de aslında zamanın birinde dediği gibi “Hiçbir şey bitmemiş gibi, hatta hiç bitmeyecek gibi”.

Sevgiler.
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER