Kiralık Aşk: 'İyi olmayı' hak ediyoruz!

Kiralık Aşk: 'İyi olmayı' hak ediyoruz!
"İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti...’’ demiş Nazım, kalbinin kızıl saçlı bacısına. Yazıma dün 114. yaşını kutladığımız efsanemize selam vererek başlamak istedim. Aşk böyle değil midir? Değiştirir insanı, yapmayacağı şeyleri yapar adeta bir bedende iki kişi olursun. Kendi başına kaldığında, aynaya bir baktığında ne kadar değiştiğini görürsün, kendini tanıyamazsın. Kontrol edemezsin. Kızdığın, pişman olduğun şeyleri tekrar tekrar yaparsın. İçinde yeni bir insan yetiştirmişsindir, nasıl olduğunu ne ara olduğunu bilmeden. Defne'nin geçen bölüm dediği gibi 'Aşk bir insanın ömründe milatmış. Yani bir kere yaşayan tekrar eski haline dönemiyormuş.' 


Bu trip, benden tüm sevenlere gelsin...

Çok güzel başlamıştı her şey. Defne oyunu değil ama içinde bulunduğu durumu eksiksiz, şahane bir şekilde açıklamıştı. Hani hepimiz diyoruz ya açıklasana kızım diye. O iş o kadar kolay değil işte. Bu oyunun içinde sadece Defne yok. Ki Defne de bence en az Ömer kadar masum, en az Ömer'e üzüldüğüm kadar üzülüyorum ona. Bu oyunun içinde Ömer'in kardeşim dediği Sinan var, hayattaki en yakını amcası var, belli etmese de çok sevdiği yengesi var. Ömer'in hayatta kimi varsa bu oyunun içinde. Basit bir oyun değil bu; evet biz ve Ömer, Defne gibi bir güzellikle karşılaştı, masalsı bir aşk yaşıyorlar ama ya Defne değil başka biri olsaydı? Ya olaylar böyle ilerlemeseydi? Bunun hesabını Ömer'e kimse veremez ve ben Ömer'in yerinde olsam bunu sorgularım, sindiremem. Defne'nin de dediği gibi 'bilmek istemeyeceği', 'bindiği, tutunduğu her şeyin karşısında' bir durum bu. O yüzden gerçekten söylesene "kızıığmm" demekle olacak bir iş değil. Hani birlikte olamasalar da, beraber geçirdikleri gecenin sabahında şirkette Ömer'i göremeyip özlemekten yorulan Defne'nin anlattıktan sonra Ömer’ini kaybetmesi, tamamen kaybetmesi bile bir ihtimal. 

Hani diyor ya "benden nefret edersin", nefret edemez ama nefret etmeye çalışan bir Ömer'le karşılaşabiliriz. İşte bunu göze alamıyor Defne. Ömer şahane bir adam, şahane seven, sevdiğine çok çok değer veren bir adam. Arabada Defne'nin "hiç istemediğim bir şey beni buralara kadar getirdi, bir cendereye girdim ve bir türlü sıyrılamıyorum çıkamıyorum, işin içinden ve kalmak istiyorum kalamıyorum yani. Bir yandan da kaçıp gitmek istiyorum o da olmuyor. Bütün güzel şeyleri de bana bu derdim getirdi. Yani aslında çok tuhaf." diye çırpınmasına haklı olarak afakî konuşma diyen Ömer var. Haklı. İşte bu yüzden Defne'nin bu oyunu Ömer'e anlatmadan önce veya Ömer oyunu öğrenmeden önce -ki benim tercihim ilki-, Defne'nin oyunu bitirmesi gerekiyor. Ne güzeldi Neriman'a parayı ödeyip, oyunu bitirdiğini söylemişti ama onun üzeri kapatıldı. Bu bölüm 'Radiohead' (Defne'nin giyimine biraz özen lütfen!) tişörtüyle kahvaltıya gittiği, özel olarak konuşmak istediği Hulusi Dede'den mi yardım alacak acaba? Artık Defne'nin oyunda pasif değil, aktif olması gerekiyor. Ömer'e söz de verdi, dediği gibi 'Ömer ben geldim.' demesi gerekiyor. 

Defne büyümeye çalışan, yaşadığı aşktan başı dönen, ne yaptığını bilemeyen bir karakter. Bana o kadar doğal geliyor ki anlataaağğğmam. Defne gibi ben de çok kızıyorum bu hallerine, ama Defne bu. Şimdi bir de Ömer'e kendini ispat etmeye çalışıyor, bunun için saçma sapan yerlerde saçma sapan yarışlara giriyor, bağıra çağıra olur olmaz agresifleşiyor ama sonra bir bakıyorsun kuzu gibi oluyor. Bir bakıyorsun o saçmalayan Defne tutkulu bir kadın, anlayışlı bir sevgili oluyor. Defne'nin bu gel-gitleri, içinde bulunduğu durumun yansıması ve Defne gibi başından beri özgüven sorunu yaşayan bir insanın bu durumları itici gelebiliyor izleyenlere. Keşke biraz kendine güvenebilse, keşke biraz kendinin farkına varabilse. Ama o zaman Ömer'in Defne'si olur mu?

Ömer'in aklını başından alan bu huysuzluğu değil miydi? Son sahnede Ömer'e defol diyen Defne'ye ben de çok saydırdım bence bölümün hepimizde bıraktığı ekşimsi tat bundan dolayı. Ama hani insan kendini açmazın içinde bulduğunda, çevresini kırıp döker ya. Defne de o hesap işte. Şu güveniyorum güvenmiyorum meselesinde haklı olan taraftı. Evet, Defne'nin bu gelgitleri katlanılmayacak gibiydi ama Ömer buna rağmen evlenme teklifi ettiği kadına 'güvenmiyorum' deyip çekip giderse en az Defne kadar o da hatalı olur. Ama Defne'nin bunu kendine çıkış yolu olarak görmesi, köşeye sıkıştığında sürekli bunu öne sürmesinden sı-kıl-dım. Haklıyken haksız duruma düştü, kredisi tükendi bende.

Ben bu dizideki Defne-İso sahnelerini acccayip seviyorum. İkisinin dertleşmeleri kalp kare kalp! Arabadaki dertleşmeleri çok güzeldi, İso’nun Defne'ye Ömer'in evine ilk getirdiğim günü hatırlıyor musun? Sorusuna Defne'nin 'sanki o günden önce hayatta mıyım, var mıydım hiç hatırlamıyorum' u. Satır arasında Defne'nin aşkı aslında o kadar güzel aktarılıyor ki ama biz hep bağırıp, çağıran Defne'ye odaklandığımız için kaçırıyoruz.

Bu arada Yasemin ve İz konuşmasından sonra Yasemin'e dev sinir oldum. Hayır, zaten İz'in sürekli, "İz ile Ömer’dik biz, İz'le Ömer’iz biz" geyiğinden mitokondrilerime kadar şiştim, atp üretemiyorum enerjim tükendi. Evet, güzelim evet ama yaşandı bitti işte n'aparsın? İz’in olgun bir insan olarak çizilmesini de anlayamıyorum, bozuk plak gibi sürekli bunları söyleyen bir insanın Ömer'in her dediğine evet evet demesi, Defne'nin grafitilerinin üzerine grafiti çizip Ömer'in bunu düelloya çevirmesine koştura koştura gitmesi mi olgunluk? İz'i yüreklendiren Yasemin'in de üzerine çarpımı attım, önüme baktım.

Hayaller Defne&Yasemin kankeytoluğuyken, hayatlar İz&Yasemin oldu. Neyse bizim dünyalar tatlişkosu Nihan ve aslanlar gibi İso bestiemiz var, Yasemin’e çok da ihtiyacımız yok. Ya bir de bu bölüm Yasemin ne yaptı ben anlayamadım? Sinan'la yaşadıkları tutku muydu? Bir gün önce İsmail'i arayıp af dileyen kadın, sonraki akşam iki mum, bir müzikle veya o sabah asansörde bir karşılaşmayla nasıl bu kadar kendinden geçebilir? Sevgi neydi sevgi emekti falan geyiğine bağlayıp bileklerimi dikine dikine kesicem. Hiçbir şey anlamadım o cepheden. 

Yasemin'in İso'nun yanına giderken, mahalleye deli gibi gitmek isteyen ama açık açık söyleyemeyen Ömer çok tatlı değil miydiiğğğ? Onun canına minnet zaten, bir de gözünü Defne'sinden alamadı. Ömer o kadar mükemmel ki Defne ne yapsa eksik olarak görüyor izleyici. Ama aşkta hak etme/hak etmeme durumu yok. Ki ben Defne'nin de aşkını, Ömer’i görünce saçlarının diplerinin uyuştuğunu görebiliyorum, bu yüzden başından beri hiç sıkılmadan izliyorum. Yargılamadan, kıyaslamadan.

Ömer gerçekten bilardo oynamayı bilmiyor muydu yoksa muş gibi mi yaptı bilmiyorum ama kuzu kuzu Defne’nin gelip öğretmesini beklemesi... Ayhhhh yering! Bir de Serdar "ıhııh" diyene kadar kendilerinden geçen Defne&Ömer'i alıp kavanoza koyup saklamak istiyorum, ne güzelsiniz siz. Defne kendini Ömer'e ispat etmenin derdinde ama tek takdiri de Ömer'den bekliyor hani sadece Ömer'in düşünceleri, Ömer’in takdir etmesi önemli. O yüzden o saçma sapan hırslı halleri bana çok itici gelmiyor. Bir de Ömer'ler gittikten sonra Nihan'la Defne'nin halay çekmesini sevmedim, sevemedim. Bestielerime yakıştıramadım.


Fonda "aşk öyle bir büyü ki öyle bir büyü ki anlayamazsın lalalala"

Koray, Koray, Koray! Kahkaha attım yine. Bir insan bu kadar doğal, güzel oynayabilir. Alkışlar Onur Büyüktopçu'ya. <3 Ben senin ayrılmak zorunda kaldığın çocukluk arkadaşının boşluğunu doldurabilir miyim plizzz? Birlikte gıybet yaparız, çekirdek çitleriz, kremlerimi de paylaşırım seninle. Gel gel!

Defne ve Necmi konuşması da çok güzeldi. Yavaş yavaş Defne'nin aile olaylarına da dahil olsak mı Meriç Acemi? Sanki bu habercisi miydi gelecek bölümlerin. 

Bu bölüm Ömer'e ayrı parantez açmak lazım. Ben senin Defne'yle ilgili her şeye ama her şeye hayran hayran tepki vermeni, bakmanı yerim. Sen nasıl güzel bir adamsın Ömer İplikçi. Var mıdır senin gibisi? Klonlayamıyor muyuz? Sevdiği kadının elinden çıkan her şeye hayran hayran bakan Ömer İplikçi’ler candır. Bir de duvar  'Defo'nun duvarı olsun'  demez mi? 


Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla: ÖMER İPLİKÇİ HAYAL ÜRÜNÜR!!!111!!

Bölümlerdir Ömer ile Defne'nin bir yerlerde yalnız kalmalarını hatta şakayla karışık "offf şunları biri odaya kilitlesin de konuşsunlar" diyordum bu bölüm o hayalim gerçek olduğundan mıdır, bilemedim ben çok zevk aldım sahnelerinden. Pişti oynamalarından bile zevk aldım. Gerçi Defne'nin o sahnede "ÇIKAR ÜSTÜNDEKİLERİ NE DEDİĞİN ANLAŞILMIYOR ÖMER" demesi gerekiyordu çünkü Defne bir insan! Ama o pişti oynamayı tercih etti. Sonra klasik "doğruluk- cesaret" oyunu. Hep biri "cesaret" der diye bekledim ama olmadı, Defne hala "biz bitmedik mi?" diyor. Geçen gece gözyaşını öpen, burnunu öpen, Defne’nin bütün kaçışlarına rağmen hep adım atan Ömer’e, sevdiği adama "biz bitmedik mi yani" diyor. Çünkü biz kadınlar her şeyi, duymak istediğimiz her şeyi onaylatmak, tekrar duymak isteriz. Defne vermiş olduğu söze Ömer inanıyor mu onu anlamak istedi. Ömer hala "inanıyorum, güveniyorum" diyemiyor, nasıl desin? Ama bir yandan da Defne'ye de hak vermeden edemiyorum. Off ikisine de üzülüyorum. 

Ona güvenmek isteyen ama güvenemeyen bir adam ve ona güvenmesi için hiçbir şey yap'a'mayan bir kadın. Ama ikisi de o kadar masum ve güzel ki. Offf bu genç yaşımda içim eziliyor onları böyle gördükçe, yaşlandım! Ömer "güvenmiyorum" deyip çekip gittiğinde, Ömer'e kızmamıştım ama kırılmıştım ve bu yüzden Defne'ye hak veriyordum bu konuda ama Defne her başı sıkıştığında bunu kullandığı için, yazıma başlarken de dediğim gibi bu konudaki haklılığını da tüketti. Son sahnedeki defollar da bir kaçıştı. Ki zaten Ömer gitse, Defne'nin hali nasıl olur? Defne köşeye sıkıştığında hep kaçıyor, geri adım atıyor, acemi bir şekilde üste çıkmaya çalışıyor ve bunu yaparken istemeden de olsa Ömer'i çok kırıyor. Defne bunu bilerek yapmıyor, zevk almıyor ama hep böyledir ya sinirlendiğimizde, üzüldüğümüzde en yakınımızdakilerin canını yakarız. Şimdi oyuna Ömer de giriyor. "Ben bulacağım, ne sakladığını ne olduğunu bulacağım" dedi Ömer. Umarım içimizin ısındığı, karnımızda kelebekler uçuşan, gözlerimizden kalpler çıkan sıcacık sahnelerimize geri döneriz. Bu gel-gitlerden Defne&Ömer kadar onları evimize davet eden bizler de çok yıprandık. Çünkü biz de Defne&Ömer'imiz de mutlu olmayı, iyi olmayı hak ediyor. Biz birlikte ve mutluyken çok şahaneyiz. 

Bölümü, sonunda biraz ekşimsi tat bıraksa da sevdim. Emeği geçen herkese sevgiler, saygılar. 

Bu arada Barış'cım Arduç'uma da çok geçmiş olsun. Sana iyileşip, aramıza sapasağlam dönmeler yakışır.

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER