Şahin Tepesi: İhtişamlı ama tatsız

Şahin Tepesi: İhtişamlı ama tatsız
Sizi çok iyi tanıdığını düşündüğünüz bir arkadaşınız, albenili bir hediye paketiyle çıkar gelir, heyecanlanırsınız. Paketi bir açarsınız, hayatta üzerinize giymeyeceğiniz bir kazak çıkar içinden. Teşekkür edersiniz, gülümsersiniz ama içinizde bir şey kırılmıştır. Sizi çok iyi tanıdığını düşündüğünüz arkadaşınızın sizi hiç tanımadığını anlarsınız. 

‘Ama hediyenin ne olduğu önemli değil, düşünmesi yeter’cilerden değilim. Hiçbir zaman da olmadım. Hediyenin maddiyatı zerre umrumda değildir ama manevi olarak bana dokunmasını isterim. Yani o albenili paketten öte, üzerime giydiğimde kendimi iyi hissettirmesine…

Şahin Tepesi, bölüm sonunda reklama giderken kendimi o dünyanın içinde iyi hissetmediğimi anladım. Halbuki, beni ekrana çekebilecek her şey vardı işin içinde. Güçlü ama arızalı olduğu her halinden belli olan Tuna, geçmişi acı ve özlem yüklü bugünü ise savaşmaya hazır Melek, iki kadına da yakın ve bir o kadar da uzak Demir, gücün içine doğan Efe, kendi gücünü kendi yaratan Verda, zayıflığını aşka çevirecek Deniz ve kaybedilen yılların acısını çıkaracak Cem… Hal böyle olunca, kendimi erkenden eve atıp diziyi izlemeye başladım.

Bu sezon izlemeye heveslendiğim tüm işlerde aynı sıkıntıyla kapatıyorum televizyonu. Tanıtımlar ne kadar heyecanlandırıyorsa, ilk bölümde anlatılanlar o kadar üzüyor beni. Bir duygu bütünlüğü arıyorsun, yok. Bağ kuracak bir karakter arıyorsun, yok. Bölümün tekrarını izletecek kadar güçlü bir ilk bölüm arıyorsun, o da yok. Gelecek haftayı iple çekmek istiyorsun, o hiç yok. Özellikle ilk bölümün ilk bir saati seyirciyi çekmek için bu kadar önemliyken her işte aynı şeylerin olmasını anlamıyorum. Sektöre sadece dışarıdan bakan bir göz olarak ben bunları görebiliyorsam, işin içindekilerin de görebilmesini bekliyorum. Nihayetinde o işe, deli paralar dökülüyor. Ertesi gün reyting listelerini ellerine aldıklarında şaşırıyorlar mı bilmiyorum ama bu durum birçok iş için hiç de şaşırtıcı olmuyor bence. 

Şahin Tepesi’ne geri döneyim. Hikayenin bugünle geçmiş arasında kurduğu köprüye, hele hele Melek’in çocukluğuna gittiği anlara bayıldım. Kurgusuyla, anlatımıyla bölümün en ilgi çekici anlarıydı benim için.

Tuna Akdora, benim için hikayenin en çekici karakteri. Yıllar boyunca elde ettiği gücünü korumak için yapmayacağı şey yok. Zerrin Tekindor, eşsiz bir karakter yaratmamış ama inişlerini, çıkışlarını öyle güzel yansıtmış ki çok keyifle izledim Tuna’yı. Tuna ile savaşmaya karar veren Melek’in de tırnaklarını çıkarmasıyla birlikte daha iyi sahneler çıkacaktır ortaya diye düşünüyorum. İki baskın kadının ortasında kalacak olan Demir karakteri de Murat Ayşen’e cuk oturmuş. 

Genç kadro da karakterleri için doğru seçimler olmuş gibi görünüyor. Tabii hikaye açıldıkça nasıl düşünürüm bilemiyorum. 

Evler, arabalar, kıyafetler çok afilli. Bakımsız denilen sera bile öyle güzel ışıldıyor ki güneşin altında, bakıp kalıyor insan. Bu kadar güzel şeyin karşısında dilim tutulmalı aslında. Ama bütüne baktığımda sessiz sakin izleyip bitiriyorum bölümü. Heyecanlanmıyorum, gerilmiyorum, hüzünlenmiyorum. İşin duygusunu hissedemiyorum içimde. 

Şahin Tepesi, ruhuma dokunamadı. Ama gelecek bölümü de merak ediyorum, mutlaka bakarım. Sonrasında izlemeye devam eder miyim? Bilmiyorum. Koşa koşa eve gelip bölüme yetişmeyeceğime eminim ama.

Herkesin emeklerine sağlık… 
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER