Yangınlar içindeyim, bir avuç su versene!

Yangınlar içindeyim, bir avuç su versene!
Bir yangınla sezon finaline yollamış-tık; Kurt Seyit ve Şura İstanbul'u, unutmuşum. Bölümün başında gösterilince hatırladım. İzlerken de yine bu dizinin sezon açılışında olduğumuzu, yine hayatımda yeni açılımlar olduğunu hatırladım. Kurt Seyit ve Şura'nın hayatımın tuhaf bir dönemine yön vermiş olması çocuksu bir totem sadece. Rahmetli babam, "Eşyalara, tarihlere, insanlara ve tiklerine abuk subuk anlamlar yükleyip hayatı zorlaştırma" derdi. Bir gram da tecrübe içseymişim adamın derya denizinden, yok. Neyse..

Jenerik görüntüsünü en başa koyuyorum, bu üç ismin yazdığı bir projeye yorum yazdığımı unutmayayım diye..

Bölüme geçmeden önce sezonun en önemli değişikliğinin -bana göre- yazar ekibinde gerçekleştiğini söylemek isterim. Başta Ece Yörenç olmak üzere Murat Uyurkulak ve Aylin Alıveren'in gün be gün bu hikayeye katacaklarını görmeyi beklemek ayrı bir heyecan veriyor. Şimdilik Uyurkulak ve Alıveren'in dahlinin ne hikaye, ne de senaryo üzerindeki etkisine çok laf etmeyeceğim çünkü izlediğim bölüm bir tür 'elde olanı toplayalım' hissiyle yazılmış gibi geldi. Bölüm boyunca oyuncuların duygu durumlarındaki sıçramaların başka izahı varsa, o da kabulüm.

Dizinin hikâyesine Mürvet namlı Murka'nın vaktinden haylice önce girdiği hepimizce malum. Fahriye Evcen'den çok şahane Mürvet, Perihan, Gülendam filan olur da, Murka olur mu? Bakacağız. Evcen esasen bu hallariyle  kitapta anlatılan Murka'nın yanından yöresinden geçmiyor ama çok GÜZEL duruyor. Murka-Mürvet için keşke imkanlar el verseydi de no name (isimsiz, yüzü tanınmamış) bir oyuncu bulunabilseydi. Aranmadı da değil. No name oyuncu bulunamayınca tercihlerin Çalıkuşu'nu ayakta tutan sebeplerin yüzde ellisinden yana kullanılması da son derece doğal olmuş. Ancak bu izlediğimiz Murka değil, kendimizi kandırmayalım. Aslında artık Nermin Bezmen'in kitabını da izlemiyoruz. Her ne kadar Nermin Hanım her röportajında, "Ben memnunum"dese de izlediğimiz hikaye "Kurt Seyit ve Shura" uyarlaması değil, o kitaptan eser miktarda parçalar taşıyan bambaşka bir hikayedir. Bunu bilirsek, artık diziyi kitapla kıyaslamaktan vazgeçer, huzurla izleriz. Ben vazgeçtim bile..

Ölüme yakın durmanın, sevdiklerini bir daha göremeyecek olmanın elle tutulur tek yan etkisi uzayan saçı ve sakalı oldu.


Seyit idamdan son anda kurtuldu. Ona söylenene göre de Petro sayesinde.



Öptük, koyduk başımızın üzerine..

Etrafımda ölüme yakın duran, ucundan kıyısından tutan pek çok insan gördüm. O yüzleşmenin insan ruhunda, karakterinde ne tür değişimler yarattığını gözledim. Sizin de benzer deneyimleriniz olmuştur. Seyit'in ipten kurtulduktan sonraki tavırları hiç de ölümle sobeleşmiş birine benzemiyor hissi verdiyse, bu bir duygu durumu hatası hatta yazının başında altını çizdiğim sıçramalardan biri değildi. Seyit, kendi ağzıyla da söylediği gibi asker olduğu için ölümle daima hemhal. Ölmekten korkmuyor. (Her ne kadar dar'ağacına yürürken dizleri titrese de) O sebeple ölüme yakın ya da uzak durmasının elle tutulur tek yan etkisi elbet uzayan sakalları oldu. Kafaya takacağı tek durum da, "ne oldu da kurtuldum" sorusu. Ah bir de bölümün tamamı boyunca, "Şura beni aldatıyor" duygusu vardı, unutmamalıyım.

Laf yerine gelmişken Kıvanç Tatlıtuğ'u Kelebeğin Rüyası'nda ağzı açık izleyen ben, bu dizide -ısrarla- Kuzey çizgisinden çıkamadığını iddia ediyor olmama rağmen zaman zaman (o sahneler hangi zamanlara denk geliyorsa hep ondan yapsa keşke) çok yüksek oyunculuk performansları sergilediğini de söylemek isterim. Bu bölümde de pencereden bakarken hücre arkadaşının idamına verdiği tepki göz yaşartacak kadar nitelikli bir oyundu. Gönlüne bereket. Ancak mesleğin her ne olursa olsun, başına 'iyi' etiketini almak bir istikrar işidir. Denk gelince olan bir durum değil, belirtmeden geçemeyeceğim.

Güzel fotoğraf Allah için..

Şura, Seyit'in sağ salim dönmesine duacı olurken yangından sonra kalan yarısını Petro'ya teslim eden plastik çiçeklerle bezeli Şeref Oteli (O çiçekler plastik değilse de kusura bakmayın öyle görünüyor. Dış mekanlar hiç yaşamıyor) ahalisinde bir değişiklik yok. Aşk dörtgeni tıkır tıkır işliyor. Bizimkiler ayaklarının tozu kurumadan çocuktan aldılar haberi, önce Otel'in akıbeti sonra da Şura'nın o gemiye bindirilemediği gerçeği avlunun ortasına patladı. Seyit Beyimiz, İstanbul'un bir ucundan şu kadarcık diğer ucuna bile ancak yatılı gidilen zamanlarda, idam edilmek üzere tutulduğu yerden Şeref Oteli'ne yani Pera'nın yan göbeğine dönene kadar yanı başındaki Celil'e tek bir kez bile Şura'yı sormadıysa, bu suskunluk Şura ile hesabını çoktan kestiğinin ispatıdır. Ölümden dönmüşün, atla tıngır mıngır geliyorsun, ne konuştunuz yolda? Sanırsam yorgun olduğu için yol boyunca faytonda uyukladı Seyit Paşa..

Zaten ilk sıçramalı duygu durumu da bu avlu sahnesinde oldu. Seyit, Celil'e kızdı sözünü dinlemediği ve Şura'yı o gemiye bindirmediği için.. Haklı. Sonra? Kestik. Şura'yı gördük. Çamaşırhane'yi iletiyormuş. Ayşe de onunla birlikte çalışıyor. Otoriter bir iş kadını olmuş (50 yıl sonra bu türe Plaza Kadını diyecekler) Seyit pat diye kapıda dikildi. Yüzünde kocaman bir hasret ve aşk.. Benim gözüm Seyit'in bu duygu kırılmasını Celil'in yanında yaşamasını görmek isterdi. Evet, sinirlendin ama, küçük kadının burada, beş metre ilerideki Çamaşırhane'yi işletiyor, gözün bi parlamaz mı? Yok. Parlamazmış. O zaman da karakterin az önceki öfkesini unutmuş ciğerci kedisi hali batıyor insanın gözüne gözüne.. Bir örnek daha verip bu konuyu kapatayım. Şura, Seyit'e neden gitmediğini açıklarken, "seni ölüme terk edemezdim" dedi mi? Dedi. Yani Seyit'in idamla yargılandığını biliyordu. O zaman neden Petro, "Bu sabah ipten aldım" dediğinde o kadar büyük etkilendi? İdam edilmeyecek fare zehiriyle mi öldürülecek sanıyordu? İpe mi alerjisi var? Ne düşünerek böyle yazıldı biliyorum ama, iki sahnenin amaçlanan duygusu bana sıçrama olarak geçtiPe. Sol tarafa istersen destan yaz. Neticede o destanı kimin, nasıl seslendirdiği önemli..





Reji çekmelere doyamamış ama kız da çok güzel be arkadaşım!

Sonra hızla Emine'ye bağlandık. Kızını karşılayan Emine'ye. Haftalardır belki aylardır bi' umut trenden evlatları, ailesi çıkacak diye bekleyem göçmen Emine.. Ardından oğlu ve Mürvet girdi sahneye ama ne giriş! Reji varını yoğunu Mürvet'in girişine yatırmış. Saçlar mı uçuşmadı dersin, 50 kareler mi istersin, o açılardan açı beğenmeler mi? Neler etmediler, neler.. Hak ediyor. Fahriye Evcen plastik malzemesi çok güzel bir genç kadın. Misal bazı insan enstrüman ya da vokal eşliğinde çok sağlam şarkı söyler ama eşlik eden olmazsa çıplak sesle detone olmadan şarkı söylemeyi beceremez. Çünkü onu yapmak sağlam kulak ister. Aynı hesapla Fahriye Evcen de konuşması gerekmediği sürece son derece iyi bir oyuncu. Sessiz sinema döneminde yaşasaydı yemin ederim dünya çapında bir star olurdu.

Zerrin Tekindor, Birkan Sokullu ve Ushan Çakır bu işin en sağlam üçlüsü oldu. Supleksi geniş oyuncular olmaları sebebiyle paylı oynadıkları için hiç tongaya düşmüyorlar. Bölümün #aşkadoğru etiketiyle yayına çıkması, "bugüne kadar ne izledik arkadaş" sorusunu akıllara düşürmedi değil. Ayrıca Şura'yı, bu aşk hikayesinde boşa çıkarmak için gerekli çukuru açmaya yönelik olarak kurgulanan Seyit'in aklına karpuz kabuğu düşürmeli sahnelerini de sevmedim. Ergen Seyit önermesini çok basit ve kolay buldum. Tıpkı o Seyit ve Petro karşılaşmasında kullanılan "hanana hanana"lı tansiyon müziği gibi.. Şimdi tek ithiyacımın basına servis edilen nikah fotoğraflarına varana kadar ortaya çıkacak bir yakışıklı delikanlı.. Kurt Seyit'in Mürvet'e hızla akması için lazım gelen Seyit'in alanına işeyecek olan o aygır kardeş. O da gelirse...

Hikayenin aldığı alacağı virajlar hakkında ince ince konuşmak için yeni bölümü bekleyeceğim. Özetle, Allah tez zamanda tatlı Şura'mızı, Seyit'in yükünden kurtarsın. Ablası gibi biz de bu macera bitene kadar Şura'nın yanında olacağız diyorum başka ne diyeyim? Bütün ekibin gönlüne bereket..

Böyle işte..
R.

 
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER