160 dakikaya, yersiz uzunluğa rağmen İnadına Evet!
Biz bir an önce evet kısmına geçsek...
‘İnadına Aşk’ın bu bölümünü izlerken dizi-yorum yazısını kaleme almayı kendime ulvi bir görev edindiğimi söyleyebilirim. Yapım şirketleri ve kanalların, borsalardan daha hızlı değişen stratejik hamleleri, senaristlerin kalesinde son dakika golü olarak kendini gösterirken, oyuncuların ve tüm ekibin set programını da bir anda tepetaklak edebiliyor.

‘İnadına Aşk’ da bu tablonun kurbanlarından. Reytingde sıralamada geriler ama sevindirici bir durum olarak reytingin oranı 4.0’ın üzerinde stabilliğini korur, ilk hamle olarak son yayınlanan bölümün tekrarına sığınılır ve sonra atak bir hamleyle hafta sonları dizinin ilk bölümden itibaren tekrarı yayınlanır. Şimdi daha yayına başlamadan önce milyon kez fragmanını izlediğiniz bir yapımdan nasıl soğuyorsanız bu durum da size o kadar itici gelir. 


Fırtına öncesi sessizliğin dayanılmaz hafifliği, yoksa gerginliği mi demeliydik?  

Oyuncular açısından bu durumun vahametine değinmiyorum bile. Çünkü maalesef bunun sonucunda sosyal medyalarındaki paylaşımlarının altında yer alan “N’olur 1 fav, 2 retweet” gibi paylaşımlar yerini “Arkadaşlar, dizimiz yakında final yapacak. Lütfen internetten izlemeyelim ve televizyondan seyredelim”e bırakır. Oyuncular açısından birazcık da olsa rahatlatıcı bir durumdur bu. Sonuçta Da Vinci’nin Kodu’nu kırar veya arkeolojik kazı yapar gibi fotoğraflar üzerinde dizide partner olan oyuncuların gerçek hayatta beraber olup olmadığı üzerine gerçekleştirilen araştırmalar askıya alınır. Ancak bu final asparagası, kanalı ve tüm ekibi etkiler ve de sonuç olarak son yıllarda yaygınlaşan özellikle Fox TV’de gördüğümüz yeni bir çareye yönlendirir: Özetsiz bölüm. Tahminimce kışın dış mekân çekiminden sonra oyuncuların ve ekibin kabusu olan bu iki kelime, tüm set programını yeniden düzenletir. Çünkü özetsiz bölüm demek kesinlikle süresi daha kısa bölüm demek değil. Adeta bir Christopher Nolan filmi çekiyormuşçasına eksiksiz 160 dakika süren bir bölümle karşı karşıya kalırsınız. 


Kınadan kaçabilirsin, aile büyüklerinden kaçabilirsin ama gelini hazırlamaktan asla kaçamazsın!

Evet, ‘İnadına Aşk’ ekibi bu hafta bu zorlu karşılaşmadan sağ çıktı. Peki, nasıl çıktı? Sette yemek yerine serum molası veren oyuncular, yeni bölüm öncesi soluğu hastanede alanlar ve bu yorgunluğu üzerlerinden atamadan yeni bölüm senaryosu ellerine tutuşturulanlar. Tabii yapım veya kanalın seçimi değil bu, taht savaşlarından daha ağır geçen reyting savaşlarının zorunda bıraktığı bir seçim. İşte, bu nedenle öncelikle Türkiye’de yersiz uzunluğa rağmen bu sektörün içinde olan herkes maddi kaygı veya tutkusu yüzünden her zorlu koşulun karşısında #İnadınaEvet diyen tüm yüreklerin emeğine sağlık! Ve tabii 30’uncu bölümde, bir önceki bölümün yıktığı ölü toprağı üzerinden atan ‘İnadına Aşk’ın tüm ekibinin emeğine, gönlüne sağlık! 

Bu bölümün hikâyesiyle izleyiciyi fazlasıyla gülümsettiler. Ancak bu gülümsetme beraberinde şu soruyu da getiriyor: “Eee, bu sorun aşıldı diyelim; peki, ya sonra?”. Yine yüzler biraz gülümser ve yine Barutçu Ailesi’nin Fırtına Deresi gibi taşkın mizaçları durmaz ve dengeler değişir. Tamam, pek çok dizi bu şekilde ilerliyor. Ancak hikâye her ne kadar yan karakterlerle zenginleştirilse, hem gerçekçi hem de bir o kadar zekice repliklerle renklendirilse de farklı bir boyut daha kazanması gerekiyor. İnşa edilen bahçeli apartmanda dairelerin ferah ve geniş balkonlara ihtiyacı var. İşte, ‘İnadına Aşk’ta eksik olan bu balkonlar. 

Bu bölümde kullandıkları, Kenan Doğulu’nun ‘Tencere Kapak’ şarkısında geçtiği gibi; ‘İnadına Aşk’ da bazen baharlı şenlikli, bazen ise esip savuruyor. Ancak bunlar artık ‘İnadına Aşk’ için fazlasıyla öngörülebilen uçlar. Senaristler bu noktada bana kızmasın çünkü repliklerdeki o kıvraklık, orijinallik haliyle hikâyenin gidişatında da beklentiyi çok ciddi anlamda yükseltiyor. 


Ufukta gelin mi göründü?

Kurgu anlamında 29’uncu bölüme göre çok ciddi bir fark gözlemleniyordu. Daha akıcı ve hızlı bir seyir söz konusuydu. Ve tabii oyunculuklara gelecek olursam bu bölümdeki en büyük teşekkürü şüphesiz Can Yaman hak ediyor. Ancak bu bölümde o, rahatsızlığına rağmen hiç düşmemeye çalışırken Açelya Topaloğlu, Nilay Duru, Eren Vurdem ve Taner Rumeli, Yalın karakterini sağlam tutan kolonlar olarak kendi karakterlerini beslerken onun karakterini de çok ciddi anlamda beslemişler. Üzerlerindeki yükün arttığı performanslarından çok rahat anlaşılıyor. Bu bölümde bir de Yeşim Dalgıçer’den bahsetmeden geçemeyeceğim. Defne ile Yalın’ın nikahına yetişme sahnelerinde arabada Pembe Sultan ile Meftune’yi ayırmaya çalıştığı an kesinlikle çok keyifli ve izlenmeye değer bir seyirlikti. ‘İnadına Aşk’a teşekkürlü güzelleme’ yazısında hakkında ne yazsam az kalacağını düşündüğüm Mesut Yılmaz’ın Adem ile İblis arasındaki geçişleri çok iyi olsa da bu bölümde sanki çift kişilikli biri değil de o değişim anlarında biraz Marvel’ın kahramanlarını andırması işin sahip olduğu gerçekçilik boyutunu fazlasıyla gölgelemiş. 

Ancak en nihayetinde şöyle bir gerçek var, bizler sadece 160 dakikamızı ayırıp bu bölümü izlerken ve ben bir yarım saatimi ayırıp bu yazıyı yazarken tüm ekip, var olan tüm ekstrem koşullara karşı dur durak bilmeden çalışıyor ve izleyici karşısına çıkıyor. İşte, bu bütün olumlu ve olumsuz yorumların yanında takdiri fazlasıyla hak ediyor. 

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER