En yıkıcı günah!

Ertuğrul’u büyük bir pusunun ortasında bırakmıştık ama o “ya Allah” çektikten sonra bir tedirginliğimiz kalmamıştı. Nitekim öyle de oldu. Önce biraz tepelediler, sonra kaçtılar. Sonra biraz daha tepelediler, yine kaçtılar. Böyle böyle tapınakçıları vur-kaç taktiğiyle epey azalttılar. Hatta Petruggio, Ertuğrul’la karşı karşıya kalınca ben Petruggio’dan daha çok şaşırdım. Bu kadar kolay olmamalı onun sonu. Neyse ki Titus yetişti de Petruggio’nun sonu ihtişamından bir şey kaybetmedi.

Adımı bir daha söyle bakayım?..

Diriliş “Ertuğrul”da 21. bölüm’deyiz ve yaklaşık 10 bölümdür yorum yazıyorum. Çok daha önce sormam gerekirdi ama bir türlü fırsat olmadı. Hazır yeri gelmişken sormak istiyorum. Petruggio’yu Petrucyo olarak okuyoruz da Titus’u neden Taytıs olarak okumuyoruz? Titus yazılır Taytıs okunur. Biliyorum zira İngiltere Premier Ligi’ni çok izlerdim ve orada da Titus Bramble diye bir topçu vardı ve Taytıs diye okunurdu. Bu Taytıs konusu aydınlanmalı artık.

Ertuğrul, tapınakçılardan kaçarken Kurdoğlu da iktidar kovalıyordu. Öncelikle Deli Demir’i çağırıp biat istemesi gerçekten acınasıydı. Atalarımızın “kişi kendinden bilir işi” gibi harika bir sözü vardır. Hain, herkesin ihanet edebileceğini düşünür. Oysa Süleyman Şah’a kendi evlatları ihanet etse dahi Deli Demir’in Süleyman Şah’a ihanet etmeyeceğini bilmesi lazımdı. Zeki geçiniyor ya paşam, yedi bir kamyon lafı oturdu.

İkinci durak olarak Selcan Hatun’u seçmesi de oldukça aptalcaydı. Aslında kimi seçse aptalca duracaktı. Selcan Hatun’dan bireysel biat istese durumu anlardım da Gündoğdu için araya koyması son derece absürt. Zira Selcan’ın kocasına laf geçirebilen bir kadın olmadığını Kurdoğlu’nun son toyda anlamış olması lazım. Bence aslında bu iki adımın da boşa çıkacağını biliyordu ama o kadar çaresiz ki o kapıları çalmak zorundaydı.

Turgut'un şişeleri içmediğini öğrendiğinde Kurdoğlu...

Kurdoğlu’nun bir başka hamlesi de Turgut oldu ki burada da hayli dikkatsiz davrandı. Turgut’u kendi alpi yapma fikri muazzam ama Turgut o suyu içmek için elini çocuk gibi uzatırken şişeyi eline alınca hemen kafaya diklememesi çok büyük soru işareti. Formunda bir Kurdoğlu bu durumu yakalardı ama panik halinde olduğu için kaçırdı. Nitekim ikinci kez suyu verdiğinde Turgut yine içmedi.

Bunlar yaşanırken tam bir Hayme Ana resitali izledik. Bey hatunu nasıl olunur hepimize gösterdi. Sürgün kararını aldığında dahi içinden ne geçerse geçsin en yakınlarına dahi hüznünü göstermedi. Bu yükün ağırlığını bi 10 saniye durup düşünmenizi isterim.

Pardon pusatınıza sarılabilir miyim görünce dayanamıyorum da çok seviyorum.

Süleyman Şah’ın idamının konuşulacağı toy gerçekten efsane oldu. Yağız’ın çıkışları bir an için olsa dahi içimi serinletti. Kurdoğlu’nun kılıcına sarılarak boğazını kesmesi ve beylerden biri, “Süleyman Şah idam edilmesin, sürgün edilsin” derken yine pusatına sarılması içimi iyice rahatlattı. İhanetle beylik koltuğuna kurulabilirsin. Bu yanlıştır ve zulümdür ama yönetme yetilerin harküladedir ve insanları susturursun. Kurdoğlu’nda yöneticiliğin zerresi dahi yok. Her karşıt fikirde pusatına sarılmaya kalkarsa işi çok zor. Süleyman Şah’ın ne denli zor bir iş yaptığını daha iyi anladık.

Toya doluşan ve beylerin arkasına geçen Alpler de fevkalade bir sahne oluşturdular. Kurdoğlu’nun ne kadar güçsüz olduğunu ispatlamaktan öteye geçmese de son derece etkili bir sahneydi. Darbe diyoruz da boşuna demiyoruz. Fakat esas dikkat çekici nokta Kurdoğlu’nun “hain belli” sözünü ve “merhametten maraz doğar” sözünü kullanmasıydı. Üstelik kendisi bizzat merhametten doğan marazken...

Parti kur oy verelim Süleyman Şah!

Sonrasında bu yöntemi pek seven Kurdoğlu Kayı ahalisine “bu ne taşkınlıktır, bu ne asiliktir, bu ne densizliktir” de dedi. Bu sözlerin hepsi günümüze güzel bir eleştiri. Kurguyken her şey apaçık ortada oluyor ama gerçek hayatta ve günümüzde o kadar kolay açığa çıkmıyor. Artık pek çokları Kurdoğlu’nun taktiğini kullanıyor. Kendi yaptıkları şeylerin tam tersini söyleyerek hedef şaşırtıyorlar veya başkası yapmış gibi göstermeye çalışıyorlar ve türlü oyunlar çeviriyorlar. Yani aslında söylenen sözlerin pek bir hükmü yok. Kurdoğlu hepimize iyi bir ders olmalı.

Meğer toydan sürgün kararı gelince Kurdoğlu’nun pusatını bırakmasının bir sebebi varmış. Zira sürgün yolunda kuracağı tuzağın planlarını yapmaya başlamış bile. Fakat bizim taraf da artık uyumuyor. Süleyman Şah’dan Selcan’a herkes bu kararın ne anlama geldiğini çok iyi biliyor. Bir toydakiler bilmiyor...

Konuşarak halledebiliriz..

Tapınakçılar da oyun, pusu biter mi? Bitmez... Bir kez daha Ertuğrul’u tuzaklarına düşürdüler ve bu sefer esir aldılar. Petruggio’nun derdi sandık, Arabi hazretlerinin sandığı fakat onu da Ertuğrul vermiyor. Ertuğrul’un sandığı vermemesi güzel de esir düşmesini hiç sevmiyorum. Hoş, esir düşmeseler obada olanları öğrenemeyeceklerdi. Petruggio kibrine yenilip Ertuğrul’a ne var ne yok anlattı. Kibir kuşkusuz en yıkıcı günah. En güçlülerin bir anda her şeylerini kaybetme sebebi. Belki de bu yüzden kibir Şeytan’ın en sevdiği günah. Petruggio’da kendi yıkımını başlatmış oldu.

Bütün bunlar olurken kafeste Gündoğdu’nun kaçma planları yapmaya başlaması “elimiz armut toplamıyor” mesajıydı. Kaçıp, Korkut bey’in obasına gidebilirlerse beraber tekrar dönüp Kurdoğlu’nu yıkabilirlerdi gerçekten. Plan güzel ama Süleyman Şah’ın kendi obasından kaçma fikri ne yalan söyleyeyim insana koyuyor. Neyse ki Turgut engelledi de kaçamadılar.

Zalimlerin daima bir planı var. Fakat Mevla’mın da bir planı var. Ertuğrul bir kez daha karanlıklar içinde çıkmazda kaldı ve Arabi hazretleri bir kez daha Ertuğrul’un yolunu aydınlattı. Geçen bölüm Müslüman olan Ömer’in bu şekilde Ertuğrullara bağlanması çok güzel bir fikir. Arabi hazretleri ise yine nefeslerimizi kesti. Tek kelimeyle muhteşemdi. Şimdi serbest kalan Ertuğrul, Ömer Alp’le birlikte çok daha güçlü bir şekilde Kurdoğlu’nun tepesine binecek. Petruggio’nun kibrinin cezası önce Kurdoğlu’na patlayacak.

Baltalar elimizdee uzun ip belimizde biz gideriz ormana hey orrmanaaa

Fragman’da Kurdoğlu’nun tepesinde biten Ertuğrul’u görmüştük. Çekime bakınca rüya olduğu ortadaydı. Kelle alma sahnesini rüyada verdiklerine göre gerçeğinin bu bölüm olmayacağı ortaya çıkmıştı. Sabah olduğunda Süleyman Şah ve ailesi, yakınları sessizce yola koyuldular. Tabii arkalarında da o suyu içmeyen Turgut var. Ertuğrul ise son sahnede sanırım yola çıkanları gördü.

Diriliş “Ertuğrul” 21. bölüm’de tamamen Kurdoğlu’nun sözde zaferini izledik ki resmen izlerken şiştim. Bir bölüm daha Kurdoğlu saltanatına takatim yok. Bölümün tek güzel anı Süleyman Şah’ın Kurdoğlu’na koyduğu kafaydı ki yağlarım eridi desem yeridir. Ömer ise gerçekten güzel bir gelişme oldu ama onun keyfini gelecek bölümlerde süreceğiz. Temeli çürük saltanatına iyi tutun Kurdoğlu! Bundan sonra Ertuğrul’un her adımı o saltanatını sarsacak ve sonunda bir incir gibi yere düşeceksin. Keyifle o sahneleri bekliyorum. 

Bu arada Hayme Ana, Kurdoğlu'na "kurrdun oğluuu" derken bence Elma Kurdu'nu kastetti. En azından ben öyle düşünmek istiyorum. Lütfen keyfimi bozmayın.

Haftaya görüşürüz.

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER