Bir yüzün güneşe baksa...
Birinin uykusunda gülümsemesi, yemek yapması, çoraplarını ortalığa savurması... Bunları kaybetme ihtimaliyle yüzleşmeden ne kadar değerli olduğunu hayal bile edemiyoruz. Ölüm herkesin ensesine tokat atarak gezse de, onu kabul etmek zor. En uzun ömürlü insanın bile ölümü kabullenmesi baş döndürücü bir etki yaratır. Ama sevgi ne yaman şey! O kollarında yaprak gibi titrerken bile, sevgine tutunursun, sevginle tutunursun. Birini sevdiğin zaman, bir yüzün güneşe bakar. Peki ya diğer yanın?

Dalga dalga büyüyen bir zafer mi izledik ne? Güneşin Kızları durdu durdu, son dakikada eteğindeki bütün taşları etrafa savurdu. O taşlar da cam çerçeve bırakır mı hiç? Gitti Selin kızçenin narin ve bebeksi karnına saplandı. Güzel oldu, güzel... Fakat yeterli mi? Onu da konuşalım.

Evrim Alasya'nın oyunculuğu Güneşin Kızları'nda tertemiz yükseldi. Özellikle bu bölümün tekrarını izleme hissimiz oluştuysa, onun sayesindedir. Başlarda anneliğine inanmadığımız, Haluk için kör oldu sandığımız kadın; ortalığın tozunu attırdı. Ve anladım ki, Güneş'in öfkesini şefkatinden daha çok seviyorum. Evrim Alasya'ya avuçları patlatan koca bir alkış!

Haluk ve Güneş'i hep 'aşk böceği' tadında izlediğimiz için potansiyellerini keşfetmişiz sayamıyorum. Çünkü bu bölüm ikisine bakarken de açık kalan ağzımı nazik bir parmak hareketiyle toparladım. Böyle güzel bölümler insanı kendine rezil eder valla. Yine de o uçsuz bucaksız ormanda gençler tek diş sinyale hasret iken Haluk'a İnci'den çat diye mesaj gelmesi... Lord of the bedel için özel sistem mi uyguluyor GSM operatörleri?


Rain kiss akar...

Nazlı ve Savaş'ın aşkı birlikte düştükleri bir havuzda başladı. Aylar sonra bugün yağmur altında kavuştular. Burçları su grubuna dahil midir bilmem ama, suyun aşklarına bereket getirdiği kesin. Burcu Özberk en çok da kardeş kavgası sahnesinde etkiledi beni. Haykırışındaki kararlılık bıçak gibi keskindi. Fakat Savaş ile yardım ararken çat diye yolun ortasına çökmek nedir? Peri masalında mıyız yoksa supernatural bir karakter mi izliyoruz? Nazlı gibi gerçekçi bir karaktere mistik totemler pek gitmedi sanki. Ama dramadır, hayal dünyasıdır, sen de az hayal kur diyorum şimdi kendime.

Saplanan bir cam parçasından ne duygular yaratılıyor. Ali ve Selin... Birbirlerini jilet gibi kesiyorlar demiştim zamanında. Şimdi en ufak kesikte nasıl dağıldıklarını da görmüş olduk. Ay ışığı, Ali'nin sesinden akan şarkı ve Selin'in titreyen kirpikleri... Güneşin Kızları genellikle insanı geren ve heyecanlandıran bir yapıya sahiptir. Fakat bugün gözleri çeşme haline getirmeyi de başardı. Yine de Selin'i kaybetme endişesinin yaşanabileceği hastane sahneleri çok yavan kaldı. Tolga Sarıtaş, Evrim Alasya ve hatta Emre Kınay'ı o anlarda izlemeyi çok isterdim. Hiç değilse bi' ucundan ''Valla kız gitti gidecek...'' deseydi doktor. Bu kadar hararet bünyeye zarar fikriyle ilerlemiş olabilirler tabii.

Şimdi milyonlarca insan ve akıllarda tek soru: Güneş'e kim çarptı? Bebekten kurtulmak kimin işine geldiyse o mu? Öyleyse cevap çok net. Ama ben cevabın bu denli net olmamasını istiyorum. Mesela Haluk'un çarpmış olmasını bekliyorum. Çünkü bir tecavüzcüye ne dramada ne de gerçek yaşamda af gibi bir mücevher bahşedilmemelidir. Haluk'u ne kadar sivri hale getirirsek, şefkatin kıyısından da o denli uzaklaşmış oluruz.

Çünkü bir yüzün güneşe  baksa da, bir yanına vurur karanlık yılların.

Güzel günler. 


BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER