Çünkü kader diye bir şey var...
Evliliğin kelimesi bile kafamda karmaşık bir hayal balonudur. Strafordan yapılmış pasta, simli saçlarla pistte göbek atan kütleler, maskaralık örneği kıyafetler... Bir doğum günü kutlamasından öteye taşmaması gereken davet, herkesin kesesini sergilediği bir sirk ortamına dönüşür. Evliliğe çok kızgınım, bunu geçelim. Ya aşk? Üstünden akıp giden nehirlere rağmen kaskatı duran bir kaya sabrı mı gösterir? Yoksa ayaklarımızın dibinden esip giden bir rüzgar mı? Aşk diye bir şey gerçekten var mı?

Güneşin Kızları şimşek gibi çaktığı yaz günlerinin ardından ciddi bir düşüş gösterdi. Bunu haftalardır belirtiyoruz. Ama asıl mesele; dizide hikayeden çok karakterlerin üzerinden gidiliyor olması. Her bölüm sonunda kollarımı göğüs kafesimde birleştirip ''Ne oldu şimdi?'' diyorum. Bizi diken üstünde tutmaya öyle alıştırmışlardı ki, hâlâ beklenmedik bir gelişme bekliyorum. O yüksek sahneler, tadına doyulmaz replikler ve şaşırtmalı finaller o güzel atlara binip gittiler. Demirin tuncuna, öykünün hiçine kaldık.


Power couple in black...

Yine de güzel şeyler olmuyor değil. Savaş ve Nazlı ikilisini fazla 'yırtıcı' bulurken onlarla keyiflenmeye başladım. Köylü teyzenin hakemlik ettiği aşk düellosu ne güzeldi öyle! Nazlı'nın iki cici davranışa yelkenleri indirmemesi ayrıca hoşuma gitti. Her şeyi yapıp sonra kolayca affedilmek Türk dizi jönlerinin şanındandır. Ama bu sefer kaya sert, kafaya dikkat! Şimdilik birbirlerini iterken kalplerini çeken mıknatıslar olmaya devam edebilirler. Bir fizik kuralına göre; seni kuvvetle çeken bir şeyden uzaklaşmaya çalışırsan, onun etrafında dönmeye başlarsın. Gibi...

Sevilay ve Levent konusunda ister karma deyin ister kader deyin, sonucuna ba-yıl-dım! Eden bulur, bulmalıdır, bulacaktır. Nitekim Sevilay buldu. Levent'e içerledim ama oğlunun talihi ondan daha parlak oldu. Yine de Güneş'in asıl sırrı öğrenmesi ne zamana kaldı derseniz, Allah çarpsın ki bilmiyorum. 

Selin... Otursana biraz konuşalım. Ne yaptın sen şimdi? Ali'nin sevilmemişliği üzerine kurulan travmadan korktun, eyvallah. Adamı iyileştirmek istedin, o da kabulüm. Ama unuttuğun bir şey var. Kilidi açacak anahtarı bulmak kolaydır. Anahtarsız kapıyı açmak bile kolaydır. Ama insan kapısız kalınca dünyanın bütün sokaklarına aynı anda düşer. Sen Ali'yi yersiz yurtsuz bırakarak mı sarmaladın? Vurur yüze ifadesi, ağzına kürek yemeyi hak ettin bitanesi! Neyse ki son anda sağlam bir U dönüşüne imza attın.


Gelsin balayı, gitsin sandal sefası...

Finalde mutlu olduk ama ne kadarı gerçekçiydi? Ali Selin'e ''Canın sağ olsun koca gözlü kız'' derdi elbette ama asla yol kenarında oturup iç çekmezdi. Aslına bakarsanız Selin de zaten böyle bir çılgınlığa hiç imza atmazdı. Hadi o yaptı diyelim, arkadaşlarından biri çıkıp ''La bi saçmalamayın gardeşim'' derdi. Herkesin topluca akli melekelerini yitirmesi beni ikna edemedi.

Düğün teması ise insanı evliliğe ikna edecek kadar güzeldi. Bu anlamda Selin'e kızmak imkansız. Hiç bir düğün hayali kurmamış ben, o güzel süslemelerin büyüsüne kapıldım. Gelinlikten damatlığa, davetlilerden atmosfere kadar her şey inci gibi dizilmişti. Bu düğün boş geçmemeliydi, geçmedi de zaten.

Ali'nin Selin'i affetmesi hem çok şaşırttı hem de içimi boşalttı. Yahu mide ağrısı çekmiyorsunuz siz, aşıksınız aşık! Ne sormuştuk daha başta? Aşk diye bir şey gerçekten var mı? Onu bilmem ama su akıp illa ki yatağını buluyor, olacak olan mutlaka oluyor. Çünkü kader diye bir şey var...

Güzel günler.

 

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER