Nessa Stein'i sevmeyen yansın, kül olsun!


-Dikkat Spoiler İçerir-

BBC Two'nun 8 bölümlük mini dizisi The Honourable Woman; siyonist bir silah tedarikçisinin çocuklarının, İsrail-Filistin karmaşası ortasındaki hikayesi şeklinde özetlenmişti. Peki neydi bu Siyonizm?  Gazze Bölgesi’nde Yahudiler için yeniden bir vatan kurulmasına destek veren, uluslararası siyasi hareket olarak tanımlayabiliriz Siyonizm'i. Tam da Orta Doğu'da İsrail-Filistin arasındaki korkunç savaş patladıktan sonra servis edilen bu mini dizi, kuşkusuz senenin en konuşulacak yapımlarından… Ülkemizde henüz çok popülerlik kazanmamış Onurlu Kadının Hikayesi’nin ilk bölümüne göz atalım.

Bölüm 29 yıl önceye gidip, hepimizin sorularıyla, hayatı sorgulayarak başlıyor: “Kimlere güvenirsiniz? Görünüşleri ve söyledikleriyle, insanlar ne kadar güvenilirdir?” Hikayenin nereden ilerleyeceği; bu sorulara verilen cevapla açıklanıyor: “Hepimizin sırları vardır.”

Oldukça trajik bir sahneyle başlangıç yapılıyor. Babalarıyla restoranda yemek yiyen 5-6 yaşlarında bir erkek bir kız çocuk, onlara servis yapan bir garson... Bu normal tabloyu bozansa; sıradan bir garson gibi görünen tetikçinin, iki çocuğun gözleri önünde babalarını bıçaklayıp öldürmesi ve kaçması... Kardeşlerin yıllar sonra üstlenecekleri roller adeta o kanlı masada, o anda yazılıyor. Önce erkek çocuk kucaklanıp götürülüyor. Küçük kızsa yüzüne sıçramış babasının kanı ve o kocaman, derin mavi gözleri ile masada bir süre kalakalıyor. Biz de küçük kızın büyümüş iç sesinden sırların nasıl saklanacağını öğreniyoruz: “Kendine yalan söyleyip, kendini tanımamak; sırrını saklamanın en kolay yolu.”

Yüzünde babasının kanı, gözlerinde dehşetle Küçük Nessa

29 yıl sonraya gidiyoruz. İki kardeş babalarının şirketini devralmış. Yeni vizyona göre; babanın silahlarıyla, güçlü duvarlarla örülen ve ekonomik olarak gelişip ilerleyen İsrail, “terör sorununu” Filistin'le iletişim kurup, fakirliği yok ederek çözebilir. Kardeşlerle yenilenen Stein Grup'un da bunu, silahlandırma yerine, iletişim ağları kurma tercihiyle yaptığını anlıyoruz. Grup, Filistin Yetkilileri ile İsrail Hükumeti arasında bir köprü görevi görüyormuş. Bunun için de kendisine ortak olarak Filistinli iş adamı Samir Meshal'i seçiyor.

Bu seçimin duyurusunu yapmak için kürsüde, yönetimi erkek kardeşinden devralan ve kardeşi Ephra'ya (Andrew Buchan) daha çok teknik konuları bırakan Nessa Stein (Maggie Gyllenhaal) var. Hitabet yeteneği, canayakın, sevimli halleri ve yaşananları adeta simgeleyen makas şeklinde tuttuğu bacaklarıyla, derin mavi gözlü küçük kızın büyümüş hali, hiç sırrı yokmuş tavırlarında…

Samimi konuşması ve makasladığı bacaklarıyla Nessa Stein

 Yeni ortağın salonda olmama sebebinin tam da o sırada intihar görünümlü bir suikasta kurban gitmesi olduğunu öğreniyoruz... “Düşmanın; kendi yaptıklarındır,” gibi cümlelerle idealize edilip, hayranlığımıza talip olan Nessa da, o düşmanlardan elbette nasiplenecek. Baroneslik zırhını kuşanmış olsa bile...

Bunlar yaşanırken biz de, kendine iki çocuk ve halinden memnun görünmeyen hamile bir eşle aile kurmuş olan erkek kardeş Eprah'ı tanıyoruz. İkinci plana atılmış olmanın ezikliği ve aile babalığının getirdiği yükle Eprah, elbette ki sırları olan bir erkek.

Aile babası Ephra Stein

Nessa hakkında öğrendiklerimizi de toparlayalım: İngiltere'de doğup büyümesine rağmen, İsrailli bir Yahudi olmaktan gurur duyuyor. Konuşmalarında diplomasiyle içtenliği başarıyla harmanlıyor. Politik olarak bağımsız olduğunu her fırsatta dile getiriyor. Her iki tarafın da militan gruplarının karşısında yer alıyor. Amacı barış olsa da, iki tarafı birden memnun edecek bir çözümü yok; ama sorunun bir parçası olmamak için de elinden geleni yapıyor. Bir akıl hastanesi odası gibi penceresiz, bembeyaz, güvenlik abidesi şeklinde tasarlanmış bir odada uyuyacak kadar da düşmanlarının farkında...

Çocukların bakıcısı ve Kasım adında bir çocuğu olan Atika da (Lubna Azabal), sırlarla donatılmış görünen bir diğer kişi. Tıpkı yeni ortak gibi, o da toprakların diğer yanından... Bir ara ortadan kaybolan ve mutfakta bulunan Kasım'a Atika'nın kurduğu “annelerine haber vermeden giden çocukları yabancılar çalar” cümlesi, hikayenin ilerleyeceği yöne dair ipucu veriyor.

 “Annelerine haber vermeden giden çocukları yabancılar çalar.”

Bu arada; İngiliz istihbarat birimi MI6 da Nessa'yı yakın takipte... Bizim yakın takibimizse, Nessa'nın Dadı Atika'yla münasebetinin görünenden çok daha başka olduğu sonucunu veriyor. İlerleyen dakikalarda Nessa'yı güvenli mabedinden kaçıp, bir kafede Atika'yla buluşup, sırlarının ortaya çıkmasından korkarak ağlarken görüyoruz. Meğer Nessa ve Atika tanışıklığı 8 yıl önce, Gazze Şeridi'nde Atika'nın kaçırılışıyla devam eden olaylar örgüsüne dayanıyormuş. Flashback olarak gösterilen kaçırılış sahnesinin sadece müzikle kurgulanmış olması oldukça etkileyiciydi. Böyle sahnelerde insan çığlıkları yerine, bir enstrümanın çığlıkvari seslerini çok seviyorum; hele ki burada olduğu gibi keman seçilmişse…

Ben, Nessa'nın gizli münasebetlerinin Atika'yla sınırlı olmadığını düşünüyorum. Korumasıyla The Bodyguard romantikliğindeki bakışmaları sizin de gözünüzden kaçmamıştır sanırım.

Arkadaki korumanın yoruma açık bakışları eşliğinde, Monica Chatwin ve Nessa Stein’in ilk karşılaşması

Güvenli mabedinden gizli bir kaçış tertipleyen bir diğer kişi de, evliliği mutsuz sonlanmış, Nessa'yı da kapsayan casusluk işlerindeki MI6'nın Orta Doğu Şefi Sör Hugh Hayden-Hoyle (Stephen Rea)... Radiohead'in How to Disappear Completly şarkısı eşliğindeki senkronize kaçışlardan ajana ait olanı, bir satranç salonunda, Filistinli iş adamının öldürülmesine dair bilgi alışverişiyle sonlanıyor.

MI6’in Orta Doğu Sorumlusu Sör Hugh Hayden-Hoyle

Buraya kadar hikayenin kahramanlarını tanıyalım tadında, yavaş yavaş ilerleyen bölümün son anlarında aksiyon başlıyor. Filistinli bir sanatçının da sahne aldığı bir konserde Atika'nın oğlu Kasım kaçırılıyor. Korumalar gözcülerle yumruklaşırken, Nessa’nın durumu fark edip, topuklu ayakkabılarını fırlatarak kaçıranların peşinden koşmasını zaten hepimiz bekliyorduk. İyi bir koşucu olduğunu gördük. Çocuğu kaçırana yetişiyor yetişmesine de, kaçıran boş değil tabii, silahla burun buruna geliyor. O arada koşup gelen koruma neyse ki kaçırandan önce davranıyor ve ateş ediyor; ancak kendisi de kurşunların hedefi oluyor. Bu sırada Kasım'ın kaçırılması; motorlu takviye ekip tarafından tamamlanıyor. Yapayalnız kalan Nessa da, iki yakanın arasındaki sorunsuzluğun mümkün olamayacağını, çıplak ayaklarıyla çaresizlik içinde karanlığa doğru koşarak gösteriyor adeta…

Çaresizlik içinde karanlığa doğru koşan Nessa

Net bir şey söylemek için henüz erken… Ancak verilen sinyaller Nessa’nın, Batı Şeria’da Atika’yla paylaştığı birçok sır olduğu ve Kasım’a sadece yoldaşının oğlu bakışları atmadığı yönünde…

Kurgusu ve Maggie Gyllenhaal’in Nessa performansı The Honourable Woman’ın en etkileyici yanları. Bakalım hikayesi de, yanıbaşımızdaki bu acı gerçeklere yaklaşmayı başaracak mı?  Homeland’in sezon finalinde Brody’nin ölümüyle hayatımızda açtığı boşluğu doldurabilecek mi? İşte bunlar da sorularla başlayan The Honourable Woman’a dair benim sorularım… 

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER